Dostoyevski, Ezilenler’i sürgün yıllarının ardından, 1861’de kaleme aldı. Yazar, karakterlerin iç dünyasını yansıtma konusundaki ustalığını bu eserde de gözler önüne seriyor. Özellikle anlatıcı Vanya karakterinde, Dostoyevski’nin kendisinden izler taşıdığı hissediliyor.
Romanda iki temel olay örgüsü bulunuyor ve ilerleyen bölümlerde bu iki hikâyenin birbiriyle kesiştiğini görüyoruz. Bunlardan ilki, Nataşa’nın Prens’in oğlu Alyoşa’ya kaçışı ve bu aşkın zorlu sınavlara maruz kalması. Diğeri ise öksüz bir çocuk olan Nelli’nin trajik hayatı ve annesinin acı dolu kaybı.
Romanın başkahramanı ve anlatıcısı Vanya, genç bir yazardır. İlk romanını henüz tamamlamış, rutubetli bir odada, yoksulluk içinde hayata tutunmaya çalışmaktadır. Dostoyevski’nin karakter yaratmadaki ustalığı, her bir figürü benzersiz ve derinlikli kılar. Nataşa’yı koşulsuz seven Vanya, Alyoşa’ya delicesine âşık olup her şeyi affeden Nataşa, bencil ve kibirli Prens, kızını ne kadar özlese de gururuna yenik düşen bir baba…
Bir yanda çıkarları uğruna her kötülüğü yapabilen kibirli insanlar, diğer yanda erdemli fakat aşağılanmış kişiler… Bir yanda ezenler, diğer yanda ezilenler… Ama belki de asıl soru şu: Her ezilen, bir gün bir ezene dönüşmez mi?