Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazan o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir alem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı. Oysa Uzun Ihsan Efendi, Dünya'nın şahidi olmanın gerçek bir ibadet olduğunu sık sık söylerdi. Her insan şu ya da bu şekilde dünyayı okumalıydı. Kuran'ın kendisi peygamberin dünyayı nasıl okuduğuna bir örnekti ve onun ardında giden herkes, dünyayı onun gibi okuyup şahadetlerini yazmalı ve bunları başkalarına aktarmalıydı. Dünyaya şahit olmanın yolu ise maceranın kendisinden başka bir sey değildi. Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya'nın şahidi olmaktı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Ben her insanın insan yerine konulması gerektiğine inanıyorum; yani, beyaz olarak, siyah olarak, kahverengi ya da kırmızı olarak değil, ancak ve ancak insan olarak görmek gerekir insanı. Zaten asıl itibariyle bütün insanlığı bir tek aile olarak kabul ettikten sonra, siyah-beyaz kaynaşması ya da siyah-beyaz evlenmeleri diye birtakım problemler de kalmayacaktır ortada. O zaman mesele, sadece bir insanın başka bir insanla evlenmesinden, bir insanın daha başka insanlarla bir arada yaşamasından ibaret olacaktı. Bununla birlikte, şunu söyleyebilirim ki, bu meselenin siyahların sırtına yıkılabilecek bir mesele olduğu kanısında değilim ben; bu meseleyle herhangi bir durumu savunma sorumluluğu sadece siyahların sırtına yıkılamaz asla; çünkü herkesçe bilinmektedir ki, siyahlarla beyazların birlikte yaşamalarına karşı çıkan, birlik yolunda atılan bütün adımlara karşı çıkan siyahlar değildir, beyazlardır. Bundan dolayı, ben bir siyah olarak, hele hele Amerikalı bir siyah olarak bu konuda daha önceleri ortaya koyma fırsatı bulduğum düşüncelerimi sanıyorum ki bundan sonra da hep savunmak zorunda kalayım, çünkü bu tepkiyi doğuran da toplumun kendisidir; demek oluyor ki karşı konulması gereken o şeyi ortaya çıkaran toplumun kendisidir; yoksa bu tepki, şu olumsuz toplumun kurbanı durumuna düşmüş olan insanlar arasında kendiliğinden gelişen bir tepki değildir.”
“Büyüklerin çocuklardan alacağı bir ders vardır; başarısızlığa uğramaktan utanmamak, toparlanıp bir daha denemek. Ama büyükler olarak bizim çoğumuz öylesine korkak, öylesine çekingen, öylesine ‘tedbirli’ ve bu yüzden de öylesine içine kapanık ve öylesine yüreksiziz ki, birçok insanın başarısızlığa uğramasının nedeni de bundan başka bir şey değildir. Orta yaşlıların pek çoğu kendilerini başarısızlıktan emekliye ayırmışlardır çoktan.”