Mahmud Şevket Paşa,
ordu içindeki Enver-Mustafa Kemal çekişmesinin, muhalif çevrelerce kullanılabileceğinden endişe ediyordu, özellikle, ikinci bir
Halaskar Zabitan/Sadık Bey olayı gibi bir krizin çıkmasını önlemek
amacıyla Fethi’nin destekçilerini bölmeyi ve bu sayede olası bir muhalefeti zayıflatmayı planlıyordu. Yani Mustafa Kemal ile Fethi’yi
birbirlerinden ayırma stratejisini uygulayacaktı.
Başarısız taarruz girişimiyle iyice açığa çıkan Mustafa Kemal-Ali
Fethi ve Enver Beyler arasındaki çekişme doğrudan Sadrazamın müdahalesiyle nispeten sönümlenmişti. Bunun üzerine Ali Fethi Bey ordudan uzaklaştırılmak istenerek Itrihat ve Terakki merkezine çekildi.
Mustafa Kemal ise Mart I913’te Yarbay rütbesine terfi etti.
Aman ağalar, beyler, efendiler!
Allah imandan, Kuran'dan ayırmasın.
Olsun deminiz,
Olmasın gamınız.
Hayra dönsün serencamınız,
Allah gönlünüze göre versin.
Sulh görüşmelerinin devam ettiği günlerde beklenmedik Balkan Harbi başladı. Bunun üzerine Mustafa Kemal ve Nuri Beyler,
Balkan Harbi’ne katılmak üzere cepheden ayrılmak istediklerini bildirdiler. Harbiye Nezareti verdiği cevapta Nuri Beyin ayrılmasında
bir sakınca görmezken Mustafa Kemal’in cepheden ayrılma isteğini
reddetmedi ama Enver’e yani komutanm inisiyatifine bıraktı.14 Enver Bey tarafından İstanbul’a gitmesine izin verilen Mustafa Kemal
haklunda 24 Ekim 1912’de İstanbul’a yazdıkları, burada yaptığı üstün faaliyetleri göstermesi açısından önemlidir:
Erkan-I Harbiye Binbaşısı Mustafa Kemal Bey 5 Kanunuevvel
1327 [18 Arahk 1911] tarihinde arzu-1 zatiyesiyle orduya iltihak etti. Evvelce Derne Şark Kolu Kumandanlığında bilahare
Derne Kumandanlığında bultmarak fevkalade surette hüsn-i
idare ve iktidar gösterdiği gibi gözlerinin rahatsızlığına rağmen, son zamana kadar İfa-i hüsn-i hizmet eylemiş bu defa
esbab-! malume dolayısı ile akd-i sulh edildiğinden Şetait-İ sulhiyenin tatbiki müddetince burada âtıl kalmamak üzere hareket ettirildiği maruzdur.
Enver’in yukardaki yazışıyla da hakkim teslim ettiği Mustafa Kemal, Trablusgarp yolculuğunun Mısır ayağında söylediği gibi askeri konularda elinden gelenin fazlasını yapti. Enver de Mustafa Kemal
ile aralarında anlaşmazlığın çıkmasına fırsat vermedi. Fakat cephede Mustafa Kemal’e yakın silah arkadaşlarıyla Enver’e yakın isimler
arasında artan gerilim kaçınılmaz bir kutuplaşmanın yaşanmasına
neden olmuştu.
Derne’den ayrılan Mustafa Kemal, geldiği yolla yani Mısır iizerinden İstanbul’a gitmek İçin harekete geçti. 10 Kasım I912’de Misır’a ulaştığında parası bitince hareirah talep eden Mustafa Kemal,
burada Selanik’in düştüğünü Bulgar ordusunun Çatalca önlerine
kadar ulaştığı haberini aldı.
Cephede mücadele bazı dönemler hızlanıp bazı dönemlerde
yavaşlarken Ağustos I912’de ilk sulh teklifi cepheye ulaştı. Mustafa Kemal, vatan toprağının sonuna kadar savunulmasını istediği
İçin mücadele etmeden Trablusgarpı! italyanlara bırakma niyetinde değildi.
Verdiği emirlerle de gevşeme olmaması İçin yoğun olarak baskın ve pusu faaliyetlerine devam ediyordu. Enver, Mustafa
Kemal ve Süleyman Askeri Beyler sabahlara kadar savaşın geleceği
hakkında fikir alışverişinde bulunuyorlardı. 30 Ağustos 1912’den
itibaren Mustafa Kemal’in bulunduğu cephe hattında italyanlar
yoğun şekilde faaliyete başladılar. Bunun sebebi Türk tarafım sulha mecbur etmekti. Sulh görüşmelerinin devam ettiği Ağustos-Eylül aylan boyunca çatışmadan uzak bir cephe hayati yaşanıyordu. Mustafa Kemal, zabitleri bizzat cepheye götürüp daha yakından
tanıtırken, Enver, Senusi şeyhleri ile görüşmeler yapıyordu. Eylül
ayında Mustafa Kemal, özellikle Şark Cephesi boyunca İtalyanlarla
ciddi muharebeler yaptı.
Erkekler bazen ne kadar basit oluyorlar... Zannediyorlar ki, bir erkeğe karşı hiddet, hatta nefret duymaya başlayan bir kadın, hemen başka erkekler bulup boyunlarına sarılmak ister...
“Sözlerimi bitirmeden önce, son bir şey daha söylemek istiyorum, beyler. Thomas Jefferson bütün insanların eşit yaratıldığını söylemişti. Yankiler ve Washington’daki yönetici takımının kadın üyeleri her fırsatta bize bu sözleri hatırlatmaya bayılırlar. Şu an içinde olduğumuz miladi 1935 senesinde, bazı kişiler bu sözleri olur olmadık yerde kullanma eğilimi sergiliyorlar. Aklıma gelen en saçma örnek, yaygın eğitimin başında olan kişilerin çalışkan öğrencilerin yanı sıra aptal ve tembel olanları da üst sınıfa geçirmesidir. Size büyük bir ciddiyetle, bütün insanlar eşit yaratıldığı için geri kalan çocukların muazzam bir aşağılık kompleksine kapılacağını söylerler.
Bazı insanların inanmamızı istediği gibi, bütün insanların eşit yaratılmadığını biliyoruz. Bazıları diğerlerinden daha zekidir, bazıları doğuştan daha fazla fırsata sahiptir, bazı erkekler diğerlerinden daha çok para kazanır, bazı kadınlar diğerlerinden daha iyi kek pişirir ve bazıları da çoğu insanın sınırlarını aşan becerilerle dünyaya gelir.
Ama bu ülkede insanlar tek bir durumda eşit yaratılmış olurlar: Yoksul bir insanı bir Rockefeller’la, aptal bir insanı Einstein’la ve cahil bir insanı bir yüksek okul dekanıyla eşit tutan tek bir kurum vardır. Hukuk kurumudur bu, beyler. Birleşik Devletler Yüksek Mahkemesi, ülkedeki en basit Sulh Ceza Mahkemesi ya da hizmet ettiğiniz bu saygıdeğer mahkeme gibi. Mahkemelerimizin de her kurum gibi kusurları var ama bu ülkedeki mahkemeler bütün insanları eşit kılan kurumlardır ve mahkemelerimizin hepsinde herkes eşittir.
Mahkemelerimizin ve jüri sisteminin dürüstlüğüne inanıyorum ancak kadar idealist değilim. Bu, benim için bir ideal değil, yaşanan, işleyen bir gerçektir. Beyler, bir mahkeme ancak jüri üyeleri olan sizlerden daha iyi değildir. Bir mahkeme ancak onu oluşturan