Beytullah Kurnalı

bir acının izdüşümü.
“Prens Andrey, mutluluğun ancak olumsuz bir içerik taşıdığını düşünür ve söylerdi. Ama onun söyleyişinde bir acılık, bir alay kokusu vardı. Sanki bunu söylerken, olumlu mutluluğa karşı olan tüm eğilimlerimizin, sırf tatmin edilmemek suretiyle bize acı çektirmek için içimize konduğu yolundaki başka bir düşünceyi ifade ederdi. Ama Piyer bunun doğruluğunu, altında gizli bir düşünce bulunduğunu düşünmeden kabul etmişti. Acının yokluğu, gereksinimlerin giderilmesi ve bunun sonucu olarak iş güç, yani hayat tarzını seçme özgürlüğü şimdi Piyer'e insanın şüphe götürmez, en yüksek mutluluğu gibi görünüyordu. Acıkınca yemenin, susayınca içmenin, uyku gelince uyumanın, soğuk olunca sıcağın, konuşmak ve bir insan sesi duymak istenince bir insanla konuşmanın zevkini burada, ancak şimdi ilk kez olarak tamamıyla tadıyordu. Gereksinimlerin giderilmesi (iyi yiyecek, temizlik, özgürlük) şimdi bütün bunlardan mahrum olduğu bir anda, Piyer'e tam mutluluk gibi görünüyordu; bir iş güç seçme, yani hayat ise, bu seçimin böyle sınırlanmış bulunduğu bir sırada ona o kadar kolay geliyordu ki, fazla rahatlığın, gereksinimleri gidermenin bütün mutluluğunu yok ettiğini ve büyük bir iş güç seçme özgürlüğünün, eğitimin, zenginliğin, toplumsal konumun ona sağladığı özgürlüğünse iş güç seçmeyi fevkalade güçleştirdiğini, ihtiyacın kendisini ve iş güç imkânını yok ettiğini unutuyordu. Şimdi Piyer'in bütün düşleri özgür olacağı zamana yönelmişti. Bununla birlikte sonraları ve bütün ömrü süresince Piyer, bu esaret ayını, ancak o zamanlar duyduğu o geri dönmez, güçlü, sevinçli duyguları, özellikle o manevi huzuru, tam iç özgürlüğünü heyecanla düşünür ve heyecanla onlardan söz ederdi. İlk gün erkenden kalkıp barakadan gün ışığına çıkınca, Novodeviçi Manastırı'nın kubbelerini, haçlarını, tozlu otlar üstünde
Sayfa 595 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İşte böyle sevgili dostum. Kader konacak baş arar. Ama biz hep hüküm veririz: Bu iyi değil, bu doğru değil. Bizim talihimiz dostum, sudaki ağ gibidir: Ağı çekersin kabarır, sudan çıkarırsın hiçbir şey kalmaz.
Sayfa 534 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Dostoyevski.
İnsanların istemeden işledikleri bu korkunç cinayeti gördüğü andan beri Piyer'in ruhunda her şeyi tutan, “her şeye can veren zemberek ansızın kopmuş, içinde ne varsa dökülüp şekilsiz bir çöp yığını haline gelmişti sanki. Kendisi farkında değildi ama kâinatın ahengine, insanlığa, kendine ve Tanrı'ya inancı silinip gitmişti. Daha önce de hissetmişti bunu Piyer, ama hiçbir zaman böyle güçlü olmamıştı. Daha önce Piyer'de inançlarına karşı bu tür şüpheler uyanmıştı, ama o zaman bunların kaynağı kendi suçuydu. Piyer o zaman bu ümitsizlikten, bu şüphelerden kurtuluşun kendi elinde olduğunu ruhunun derinliklerinde hissederdi. Ama şimdi dünyanın bu hale gelmesinin, geride bir harabeden başka bir şey kalmamasının kendi suçu olmadığını hissediyordu. Yaşama yeniden inanmanın elinde olmadığını biliyordu.
Sayfa 530 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu

Beytullah Kurnalı

, bir kitap okudu
Puan vermedi·167 syf.·
56 günde okudu
·
2020 9. kitabı
Erdem İliç
8.3/10 · 6 okunma
“Ruhsal bakımdan iyi değildi. Sağlıklı bir kişi bir sürü şeyi aynı anda düşünür, hisseder, hatırlar; ama bunların içinden bir sıra düşünceyi ya da olayı seçip bütün dikkatini onun üstünde toplamaya gücü vardır. Sağlıklı biri en derin düşüncelere daldığı bir anda bile, içeri giren bir insana hoş geldin demek için bu düşüncelerden ayrılıp sonra tekrar onlara dönebilir. Prens Andrey'in ruhu ise bu bakımdan doğal bir durumda değildi. Ruhu her bakımdan, her zamankinden daha işlek, daha uyanıktı, ama iradesi dışında hareket ediyorlardı. Kendini türlü türlü bir yığın hayal ve düşünceye kaptırmıştı. Bazen kafası birdenbire işlemeye, hem de sağlıklı zamanlarında ulaşamadığı bir güç, açıklık ve derinlikle işlemeye başlıyor ama yine ansızın umulmadık bir hayale takılarak duruyor, eski dinçliğine dönmeye gücü yetmiyordu. "Evet, içime, insanın elinden alınması mümkün olmayan yeni bir huzur doğdu," diye düşünüyordu bu alacakaranlık, sessiz odada yatarak sıtmayla açılmış gözlerini karşıya dikmiş. Bütün fiziksel koşulların dışında bir huzur, yalnızca ruhun huzuru, aşkın huzuru! Bunu her insan anlayabilir, ama onu bize ancak Tanrı tattırabilir, ilham edebilir. Ama Tanrı bu yasayı nasıl koymuştur? Oğlu niçin?" Bu düşüncelerin akışı ansızın kesildi, sonra olağanüstü bir güç ve netlikle yeniden düşünceler, duygular belirdi. "Evet, aşk (diye yine tam bir berraklıkla düşünmeye başladı) ama herhangi bir amacı olan, herhangi bir şey elde etmek için duyulan aşk değil, ölmek üzereyken düşmanımı görüp de onu yine de sevdiğim zaman duyduğum aşk. Ben, ruhun özü olup nesneye ihtiyacı olmayan aşkı duydum. Ben bu kutsal aşkı şimdi de duyuyorum. Yakınlarını sevmek, düşmanlarını sevmek. Herkesi sevmek, Tanrı'yı bütün belirtileriyle sevmek. Senin için kutsal bir insanı, insanca seversin; İlahî bir
Sayfa 462 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu