Beytullah Kurnalı

korona günlerinde valiler-yöneticiler.
Sakin, fırtınasız zamanlarda her yöneticiye, yönettikleri halk sadece kendi çabalarıyla hayatını devam ettiriyormuş gibi gelir ve böyle olduğunu düşünen her yönetici ister istemez bunun kendi çabalarının ve emeğinin başlıca ödülü olduğunu hisseder. Tarih denizi sakin olduğu müddetçe, dayanıksız kayığıyla ilerlerken, kayığına bağlı halk gemisini de götüren her vali-yöneticiye, gemiyi kendi çabaları hareket ettiriyormuş gibi gelmesi anlaşılır bir şeydir. Ama fırtına çıktığı, deniz kabardığı ve gemi kendi kendine hareket etmeye başladığı anda bu yanılgının devam etmesi imkânsız hale gelir. Gemi kendi büyük salınımlarıyla hareket eder, gemiyi götüren kayık artık onu yönlendiremez ve vali bir anda yöneten konumunu, gücünün kaynağını kaybeder; değersiz, faydasız, kuvvetsiz bir insan durumuna düşer.
Sayfa 1302 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yazı odamızda, haritanın başına geçip bu savaşta ben olsam şöyle yapardım, diye biz nasıl fikir yürütürsek, savaş planlarının da, yüksek komutanlar tarafından, işte böyle yapıldığını düşünmeye alışmış olanlar, Kutuzov çekilirken niçin şöyle hareket etmedi, Fili önlerindeki mevzileri niçin tutmadı, Moskova'yı bıraktığı zaman niçin doğruca Kaluga yoluna çekilmedi, gibi sorularla karşılaşırlar. Böyle düşünmeye alışkın olanlar, başkomutanların hangi şartlar içinde hareket ettiğini ya bilmiyorlar ya da unutuyorlar. Bizim, odamızda rahatça oturarak, haritanın üzerinde planlar kurmaya kalkışmamızla bir komutanın yaptıkları arasında en ufak bir benzerlik yoktur. Bir başkomutan, hiçbir zaman, bir olayın "başlangıç" şartları içinde bulunamaz; oysa biz olayı hep bu şart içinde gözden geçiririz. Başkomutan, süreğen olayların içinde bulunur, böylece, gerçekleşmekte olan olayların tam değerini hiçbir zaman kestiremez. Olay yavaş yavaş biçim alır, bu süre içinde başkomutan, entrikaların, oyunların, kaygıların, yetkilerin, bağlılıkların, tasarıların, öğütlerin, tehditlerin merkezinde bulunur; çoğu kez birbirine zıt bir yığın soruya yanıt vermek zorunda kalır.
Sayfa 323 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarihçiler, "Ama," diyorlar, "fetihlerin olduğu her yerde fatihler de vardı; bir devlette ne zaman devrimler yapılmışsa büyük adamlar görülmüştür." Gerçekten de, ne zaman fatihler türemişse savaşlar da olmuştur, diye düşünür insan ama bu, savaşlara kişilerin neden olduğunu, savaş yasalarını bir tek adamın kişisel eylemlerinde arayıp bulmanın mümkün olduğunu kanıtlamaz. Ne zaman saatime bakıp da akrebinin 10'a yaklaştığını görsem bitişik kilisede çanların çalmaya başladığını duyarım. Ama akrebin saat onu her gösterişinde çanlar çalıyor diye bundan, çanlardaki hareketin nedeni saatimdeki akrebin durumudur sonucunu çıkarmaya hakkım yoktur. Hareket halindeki bir lokomotifi her görüşümde düdüğünü duyar, supabının açıldığını, tekerleklerinin döndüğünü görürüm ama bundan, düdük ve tekerleklerin dönmesi lokomotifteki hareketin sebebidir, diye bir sonuç çıkarmaya hakkım yoktur. Köylüler, meşelerde tomurcuklar çatladığı için ilkbahar sonlarında soğuk bir rüzgârın estiğini söylerler. Gerçekten de her ilkbaharda, meşe tomurcuklarının çatladığı sıralarda böyle bir rüzgâr eser. Ama meşe tomurcukları çatladığı sırada esen soğuk rüzgârın sebebini bilmediğim halde, yine de soğuk rüzgârın sebebi, tomurcukların çatlayışıdır, diyen köylülerin düşüncesini kabul edemem. Çünkü elbette, rüzgârın kuvveti meşe tomurcuğunun etkisi dışındadır. Ben yalnızca hayatın her alanında olduğu gibi burada da birbirine uygun düşen olayları görüyorum; yine şunu da görüyorum ki, saatin akrebini, lokomotifin supabını, tekerleğini, meşenin tomurcuğunu ne kadar inceden inceye incelersem inceleyeyim, çanların çalmışının, lokomotifin hareketinin, ilkbahar rüzgârının nedenini anlayamam. Bunu anlamak için bakış açımı büsbütün değiştirmeli; baharın, çanların, rüzgârın yasalarını incelemeliyim. Tarih de aynı
Sayfa 320 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
İnsan aklı hareketin mutlak sürekliliğini kavrayamaz. İnsan herhangi bir hareketin yasalarını ancak o hareketin rastgele seçtiği öğelerini incelediği zaman anlayabilir. Bununla birlikte, insanın yaptığı hataların büyük bir kısmı, sürekli hareketin sürekli olmayan öğelere rastgele bölünmesinin sonucudur.
Sayfa 317 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
“Önceki neşe verici, güzel alandan eser kalmamıştı; havada dumanla karışık ıslak bir sis duruyor; ortalık güherçile ve kan kokuyordu. Bulutlar yığıldı; ölülerin, yaralıların, korku içinde, sakatlanmış inançları sarsılmış insanların üstüne yağmur çiselemeye başladı. Sanki yağmur, "Yeter, yeter artık, durun. Kendinize gelin. Ne yapıyorsunuz?" diyordu. Her iki taraftan yorgun, açlıktan bitkin düşmüş askerler, böyle boğuşmaya devam etmeye değer mi, diye şüphelenmeye başlamıştı; yüzlerde tereddüt okunuyor, zihinlerde aynı soru beliriyordu: "Ne diye, kimin için öldüreyim, kimin için öldürüleyim? Siz istediğinizi öldürün, istediğinizi yapın, ama ben istemiyorum, yeter artık!" Akşamüzeri bu düşünce herkesin ruhunda aynı şekilde belirmişti. Bütün bu insanlar, yaptıkları işten her an dehşete düşebilir, her şeyi bırakarak, nereye olursa olsun, kaçabilirlerdi. Ama savaşın sonlarında askerler yaptıkları işin tüm korkunçluğumu hissettikleri ve bunu durdurmaktan memnun da olacakları halde anlaşılmaz, gizemli bir güç hâlâ onları yönetiyordu; üçte bire inen topçular, kan ve ter içinde, yorgunluktan bitkin, sendeleye sendeleye hartuçları taşıyor, topları dolduruyor, nişan alıyor, fitilleri ateşliyor, gülleler her iki taraftan da, aynı hızla, aynı şiddetle uçuyor, insan vücutlarını paramparça ediyor ve hep aynı korkunç olay insanların iradesiyle değil de, insanları, dünyaları yönetenin iradesiyle sürüp gidiyordu.”
Sayfa 313 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu