Beytullah Kurnalı

“Peki, işte sen köylüleri azat etmek istiyorsun," diye devam etti, "bu çok iyi bir şey ama yalnızca senin için değil (sanıyorum kimseyi kırbaçlamamış, Sibirya'ya sürmemişsindir) köylülerin için de iyi bir şey yok bunda. Bana öyle geliyor ki onları döverlerse, kırbaçlarlarsa, Sibirya'ya sürerlerse bu yüzden durumları kesinlikle daha kötü olmaz. Sibirya'da da aynı hayvani yaşamı sürmeye devam eder, vücudundaki kırbaç yerleriyse kapanır ve o yine eskisi gibi mutlu olur. Bu azatlık, manen çürüyen, pişmanlıklarla dolu ve duyduğu bu pişmanlıkları susturmaya çalışan; doğru-yanlış cezalandırma olanağına sahip olduğu için de kabalaşan insanlar için gereklidir: İşte benim acıdıklarım ve uğurlarına köylüyü azat etmek isteyeceğim insanlar bunlardır. Sen belki görmedin ama ben bu sınırsız iktidar geleneğiyle terbiye edilmiş nice iyi insanın yıllar geçtikçe daha sinirli olduklarını, sertleştiklerini, kabalaştıklarını, bunu bildikleri halde kendilerini tutmadıklarını ve gitgide daha mutsuz, daha mutsuz olduklarını gördüm." Prens Andrey bunları öyle bir heyecanla söylüyordu ki, Piyer elinde olmayarak bu düşünceleri Prens Andrey'e babasının verdiğini düşündü. Yanıt vermedi. "Ben insanların kişiliğine, vicdanlarına, saflıklarına merhamet duyarım, yoksa ne kadar döversen döv, ne kadar tıraş edersen et yine hep öyle aynı kalan sırtlarına ve alınlarına değil.”
Sayfa 576 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“Piyer gitgide heyecanlanarak, "Şaka ediyorsun," dedi, "benim iyiliği istememde (bu isteği çok az ve fena gerçekleştirdim), bunu istemiş ve bir şeyler de yapmış olmamda nasıl bir kötülük, bir ihanet olabilir? Bahtsız kimselerin, mujiklerimizin Tanrı'ya ve gerçeğe dair bizim gibi ayinlerden ve anlamsız dualardan başka hiçbir fikri olmadan büyüyen ve ölen insanların, öbür dünyanın teselli edici inancından, cezadan ve ödülden dersler çıkarmalarında ne gibi kötülük olabilir? Kendilerine maddi yardımda bulunmak bu kadar kolay olduğu halde insanlar hastalıktan, yardımsızlıktan ölürken onlara ilaç vermemde, hastane, yaşlılar için barınak yaptırmamda nasıl bir ihanet ve kötülük olabilir? Gece gündüz dinlenmek nedir bilmeyen mujiğe Ve çocuklu karısına dinlenme olanağı sağlamam elle tutulur, kuşku götürmez bir iyilik değil midir?" diye ekledi acele acele. "Benim de yaptığım bu, tam olmasa, az da olsa yine bu uğurda bir şeyler yaptım, yaptığım şeyin iyiliği hakkında beslediğim inançtan beni vazgeçiremeyeceğin gibi başka türlü düşündüğüne de beni inandıramazsın. Önemli olan şu ki, bu iyiliği yapmanın hazzı hayatın biricik, gerçek mutluluğudur, ben bunu biliyorum, hem de iyice biliyorum." Prens Andrey, "Evet, bu açıdan bakılırsa iş değişir," dedi, "ben ev yaptırıyorum, bahçe yaptırıyorum, sense hastaneler yaptırıyorsun. O da, bu da vakit geçirmeye yarayabilir. Ama neyin iyi, neyin doğru olduğuna biz değil, bırak da “her şeyi bilen karar versin. Ama sen tartışmak istiyorsun, hadi öyle olsun, edelim." Masadan kalıktılar, balkon yerini tutan sahanlıkta oturdular.” Prens Andrey, "Hadi tartışalım," dedi, "sen okullardan," diye parmaklarını büküp sayarak devam etti, "eğitimden, vesaireden söz ediyorsun, yani sen şunu," (yanlarından şapkasını çıkararak geçen bir köylüyü gösterdi)
Sayfa 574 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
“Prens Andrey, "Başka bir insan için kötü olan şeyin ne olduğunu sana kim söyledi?" diye sordu. Piyer, "Kötülük mü? Kötülük mü?" dedi, "Kendimiz için kötülüğün ne olduğunu hepimiz biliriz." Prens Andrey gitgide heyecanlandı, Piyer'e yeni görüşünü açıklamak istiyordu: "Evet, biliriz ama bana kötülüğü dokunan bir şeyin başkasına kötülüğü dokunmayabilir," dedi, sonra Fransızca olarak ekledi: "Je ne connais dans la vie que deux malheurs réels: c'est le remord et la maladie. Il n'est de bien que l'absence de ces maux.[505] Yalnız bu iki kötülükten kaçınarak kendim için yaşamak: İşte benim bugünkü anlayışım bu." "Ya soydaşlarına karşı sevgi ya özveri?" diye atıldı Piyer, "Hayır, seninle aynı fikirde değilim! Sadece, kötülük yapmayacak, pişman olamayacak bir şekilde yaşamak öyle mi? Bu yetmez. Ben böyle yaşamıştım, kendim için yaşamıştım ve hayatımı mahvettim. Ancak şimdi, başkaları için yaşamaya başlayınca, hiç olmazsa yaşamaya gayret edince," diyerek alçakgönüllülükle ekledi Piyer, "yaşamanın güzelliğini anladım. Hayır, düşünceni paylaşmıyorum, zaten sen de düşündüğünü söylemiyorsun." Prens Andrey hiçbir şey söylemeden Piyer'in yüzüne baktı, alayla gülümsedi: "Kız kardeşimi, Prenses Mariya'yı göreceksin. Onunla anlaşacaksınız," dedi, "belki sen kendine göre haklısın," diye bir süre sustuktan sonra devam etti: "Ama herkes anladığı gibi yaşar: Sen kendin için yaşamışsın ve dediğine bakılırsa, az kalsın bu yüzden hayatını mahvediyormuşsun; mutluluğu da ancak başkaları için yaşamaya başlayınca bulmuşsun. Benimse başımdan bunun büsbütün tersi geçti. Ben ün için yaşadım. İyi ama, ün ne demektir? O da başkalarına karşı sevgi beslemek, onlar için bir şeyler yapmak, onlar tarafından övülmek isteğidir. Ben başkaları için böyle yaşadım ve hayatımı, hemen hemen değil, büsbütün
Sayfa 572 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
“İzninizle sorayım," dedi, "mason musunuz siz?" Yolcu, Piyer'in gözlerine gitgide daha derinden bakarak, "Evet, ben Hür Masonlar Kardeşliği'ne üyeyim," dedi, "gerek kendi adıma, gerekse onların adına size kardeşlik elimi uzatıyorum." Piyer, masonun kişiliğinin kendisine verdiği güvenle masonların inançlarına karşı beslenen alışılmış alay hissi arasında gidip gelerek ve gülümseyerek, "Korkarım ki," dedi, "korkarım ki anlamaktan çok uzağım, nasıl demeli, dünyanın yaratılışı hakkındaki düşüncelerim sizinkilere o kadar aykırıdır ki birbirimizi anlamayacağımızdan korkarım." Mason, "Sizin düşüncelerinizi biliyorum," dedi, "sizin söz ettiğiniz, size kendi zihninizin ürünüymüş gibi gelen düşünceler, pek çok insanın düşüncesidir, gururun, tembelliğin, cehaletin birbirine benzeyen meyveleridir. Beni affedin ama ben bunu bilmeseydim sizinle konuşmaya kalkışmazdım. Sizin düşünceleriniz üzücü bir sapkınlıktır." Piyer hafifçe gülümseyerek, "Tıpkı benim de, sizin sapkınlık içinde bulunduğunuzu farz edebileceğim gibi," dedi. Mason, konuşmasındaki berraklık ve sağlamlıkla Piyer'i gitgide daha çok hayrete düşürerek yanıt verdi: "Ben hakikati bildiğimi söylemeye hiçbir zaman cesaret edemem, kimse, bir başına hakikate ulaşmaz; o Tanrı'ya layık bir tapınaktır ve Adem'den bugüne hepimiz, taş taş üstüne koyarak yükselttik onu," dedi ve gözlerini kapadı. Gerçeği olduğu gibi söylemek ihtiyacını duyan Piyer üzüntüyle ve kendini zorlayarak, "Size şunu söylemeliyim ki," dedi, "ben inanmıyorum, inanmıyorum Tanrı'ya." Mason dikkatle Piyer'i süzdü, karnını doyurmasını sağlayacak beş rublesinin bile bulunmadığın“ı kendisine söyleyen bir yoksu“la, elinde milyonları olan bir zengin nasıl gülümserse öyle gülümsedi.” “Evet, siz onu tanımıyorsunuz," dedi, "onu tanıyamazsınız. Onu tanımıyorsunuz,
Sayfa 522 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Torjoklu satıcı kadın tiz sesiyle mallarını, özellikle de keçi derisi terliklerini satmaya çalışıyordu. Piyer, "Nereye koyacağımı bilemediğim yüzlerce rublem var, oysa bu kadın yırtık pırtık mantosuyla karşımda durmuş ürkek gözlerle bana bakıyor," diye düşündü. "Bu paraya neden ihtiyacı var? Bu para onun mutlu olmasına, ruhunun huzur bulmasına bir saç teli kadar yardımcı olabilir mi? Bu dünyada herhangi bir şey onu ve beni kötülüğe ve ölüme daha az maruz bırakabilir mi? Her şeyi sona erdirecek ve bugün ya da yarın muhakkak gelecek olan ölüm, sonsuzlukla karşılaştırıldığında sadece bir andan ibaret."
Sayfa 519 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu