Beytullah Kurnalı

Haklı olan kim, suçlu olan kim? Hiç kimse. Yaşıyorsun, yaşamana bak; yarın öleceksin, benim bir saat önce ölmüş olabileceğim gibi. Hem, sonsuzlukla ölçülünce yaşanacak sadece bir an olduğuna göre, onu da zehir etmeye değer mi? Kendisini bu düşüncelerle rahatlamış saydığı sırada ansızın gözlerinin önüne o geldi, hem de içten, olmayan aşkını ona her şeyden güçlü gösterdiği dakikalardaki haliyle. Kanının yüreğine hücum ettiğini duydu, yine kalkmalı, hareket etmeli, eline geçen şeyleri kırmalı, parçalamalıydı. Ne diye ben ona, Je vous aime, dedim; bunu kendi kendine yineleyip duruyordu. Sonra aklına Molière'in; Mais que diable allait-il faire dans cette galère'i (Hangi şeytana uyup bu kadırgaya bindim?) sözü geldi, kendi haline güldü.
Sayfa 475 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Asker yürüyüşteyken, gemideki bir denizci gibi alayıyla çevrelenmiş, sınırlanmış ve sürükleniyor gibidir. Ne kadar uzağa giderse gitsin, hangi yabancı, bilinmedik ve tehlikeli enlem dairesine girerse girsin, bir denizcinin çevresinde her zaman ve her yerde ayni güvertenin, ayni direklerin, aynı halatların olması gibi, onun çevresinde de her zaman her yerde ayni askerler, aynı saflar, aynı Başçavuş Ivan Mitriç, aynı bölük köpeği Juçka ve aynı komutanlar vardır. Asker gemisinin hangi enlem dairesinde olduğunu bilmeyi nadiren ister; ama çatışma günü birliklerin manevi dünyasında mutlak ve ciddi bir şeylerin yaklaştığını seslendiren ve askerlerin alışık olmadıkları bir merak duymalarına neden olan, nasıl ve nereden geldiğini Tanrı'nın bildiği aynı sert nota duyulur. Askerler çatışma günlerinde kendi alaylarının meselelerinden heyecanla uzaklaşmaya çalışır, çevrelerinde olup bitenlere kulak kabartır, göz gezdirir ve merakla neler olup bittiğini öğrenmeye çalışır.
Sayfa 405 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
O başka ses, "Peki ya sonra?" diye soruyor, "Peki ya sonra, bunları yapmadan önce on kere yaralanmaz, ölmez ya da ihanete uğramazsan sonra ne olacak?" Prens Andrey kendi kendine yanıt veriyor: "Peki ya sonra... sonra ne olacağını bilmiyorum, bilmek istemiyorum ve bilemem; ama bunu istiyorsam, şan, şeref istiyorsam, insanların beni tanımasını istiyorsam, sevmelerini istiyorsam bunu istediğim için, tek isteğim bu olduğu için, yalnız bunun için yaşadığım için suçlu değilim.Evet, sadece bunun için! Bunu hiçbir zaman, hiç kimseye söyleyemem ama Tanrım! Hiçbir şeyi şan, şöhret kadar, insanların beni sevmesi kadar sevmiyorsam elimden ne gelir? Ölüm, yaralanmak, ailemi kaybetmek, hiçbir şey beni korkutmuyor. Ne kadar korkunç ve olağandışı görünürse görünsün, bir dakikalık şan, şöhret, insanların beni şenliklerle kutlaması uğruna, insanların beni sevmesi uğruna, tanımadığım ve tanışmayacağım insanların beni sevmesi uğruna, değer verdiğim ve sevdiğim insanları, en çok sevdiğim insanları, babamı, kız kardeşimi, karımı şu anda feda edebilirim."
Sayfa 397 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
sarkaç.
Sabah imparatorların genel karargâhında başlayıp sonraki bütün gelişmelere hız veren ilk hareket, büyük kule saatlerindeki orta çarkların ilk hareketine benziyordu. Bir çark ağır ağır harekete geçer, ötekisi, üçüncüsü döner, çarklar, çark fenerleri, makaralar gitgide daha hızlı, daha hızlı işler, çanlar çalmaya başlar, şekiller belirip kaybolur, bunun sonucu olarak yelkovanlar yürümeye koyulur. Saatlerin mekanizmasında olduğu gibi savaş mekanizmasında da ilk hız bir kere verildikten sonra son nefere varmasının önüne geçilemez, mekanizmanın henüz sırası gelmeyen parçaları da, tıpkı öyle, sıra kendilerine gelinceye kadar işe katılmaz, hareketsiz dururlar. Dişleri birbirine geçerek eksenlerinde çarklar ıslık çalar, dönen çark fenerleri hızdan inler ama yanındaki çark hep öyle sakin, hareketsizdir, hareketsizliğini yüzlerce yıl böyle koruyacakmış gibi. Fakat zaman geldi mi bir manivela ona takılır, çark harekete boyun eğerek dönüp gıcırdar; sonucu, amacı kendisi için malum olmayan hareketin içinde erir. Nasıl saatlerde zamanı gösteren yelkovanların ağır, düzenli hareketleri çeşitli sayısız çark fenerlerinin ortak hareketlerinin bir sonucu ise, bu yüz altmış bin Rus'la Fransız'ın ortak hareketlerinin (bu insanlardaki bütün ihtirasların, isteklerin, pişmanlıkların, alçalışların, ıstırapların, gurur, korku ve heyecanın) sonucu da üç imparatorlar savaşı denilen Austerlitz Savaşı'nın kaybı, yani evrensel tarihî yelkovanın, insanlık tarihinin kadranında ağır ağır hareketi oldu.
Sayfa 387 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
çember.
Düşman ateşi kesmiş, iki orduyu ayıran sıkı, geçilmez, erişilmez hat daha açık hissedilmişti. Dirileri ölülerden ayıran sınırı andıran bu hattın bir adım ötesi bilinmezlik, acı ve ölümdür. Orada ne var? Kim var? Şu alanın, şu ağacın, güneşin ışıttığı şu damın ötesinde ne var? Kimse bilmez, ama herkes bilmek ister; bu hattı aşmak korkunçtur ama insan onu aşmak ister ve bilir ki er geç onu aşmak, hattın öte tarafında ne var, bunu öğrenmek gerekecek; ölümün öte tarafında ne var, bunu öğrenmek zorunluluğu gibi bu da. Halbuki, insan güçlü, sağlıklı, neşeli, ateşlidir, kendisi gibi sağlıklı, ateşli ve heyecanlı insanlarla çevrilidir. Düşman karşısında bulunan biri eğer bunu böyle düşünürse, böyle hisseder ve bu his bu anlarda, her şeye ayrı bir parlaklık, sevinçli bir izlenim verir.
Sayfa 218 - Türkiye İş Bakası Kültür Yayınları·Kitabı okudu