16 yaşındaki ergenimiz Holden’ın asabiyetinden ve kaba konuşmalarından herkes nasibini alıyor. Dikbaşlılığı ile kuralların çiğnenmek için olduğunu düşünen karakterimiz aile bağlarından kopuk yaşamaktadır. Samimi, masum, iki kelam ararken hemen herkesi paylayarak sıkkınlığını da belirterek hayatında derinlikli ilişkilere yer vermemektedir.
Okuldan atıldığını ailesi bilmez iken o bar senin bu bar benim gezen Holden iyi durumu sayesinde hem ürün hem insan tüketiminden kaçınmaz.
Sally (kız arkadaşı) ile bir oyun izlerken oyun hakkında yaptığı şu yorum ile;
“Yani, aileden filan biri öldüğünde pek etkilenmedim.” cümlesi ailesi ile ne kadar da uzak olduğunu gösteriyor. Barda karnından vurulunca bile ailesinden birine değil arkadaşına telefon etme ihtiyacı duyuyor. Çünkü ilgisini eksik bulduğu, anlayış beklemediği, kız kardeşinin ölümünden sonra sinirleri yıpranan gergin bir anne var ki baba da hakeza öyle.
Eski öğretmenine ulaşıp onda misafir kaldığı gece öğretmeni gece yarısı Holden’ın başını okşarken uyandırıyor. Holden o kadar sevilmeye alışık değil ki yaşı gereği haz isteği ile bir dokunuş zannedip orayı da terkediyor. (Mümkün oldukça ergen ile temastan kaçınılmalı! Hele de eğitimciysen.)
Küçük kız kardeşi Phoebe’nin masumiyetine sığınan ağabey Holden insana yakınlığın özlemi ile itirafta bulunuyor.
“Arabalarını aldıkları gün, başlıyorlar daha yeni bir arabayla nasıl değiştiririz diye düşünmeye. Ben, eski arabaları bile sevmiyorum. Beni hiç ilgilendirmiyor arabalar. Lanet bir atım olsa, daha iyi. Atlar en azından insana yakın…”