- spoiler içerebilir-
Martin Eden... Bitirdikten sonra öylece kalıp boşluğa baktıran türden bir kitap... Kendi dertlerimi unutup karakterinin dertlerine takılı kaldığım bir kitap... Duygu aktarımı ve iç çözümleme yeteneğiyle yazarına hayran kaldığım bir kitap... Şu ana kadar okuduğum en güzel kitap.
Yazarın yarı otobiyografik romanı olan bu kitap; çocukluğundan beri geçimini kendi başına sağlayan, uzun yıllar denizci olarak çalışıp eğitimsiz kalan ve o dönemin sınıflamasına göre işçi sınıfına giren 20 yaşındaki Martin'in, zengin ve asil bir aileden gelen eğitimli, burjuva sınıfına mensup Ruth'a olan aşkını, ona layık olmak için gösterdiği çabayı konu alıyor.
Kitabı okurken Martin'in aşkının gücüne ve hedefine ulaşmak için gösterdiği azime hayran kaldım. Martin Ruth'un seviyesine gelebilmek ve onun konuştuğu her şeyi anlayabilecek kadar bilgili ve donanımlı olmak için yıllarca kitaplar okudu ve çok kısa sürede oldukça yol katetti. Yeri geldi uykusuz kaldı -günde 4 saat uyudu-, yeri geldi aç kaldı. 4 saatlik uykuyu bile fazla görüp hep uyanık kalmak, çalışmak istedi. En sonunda hayalini kurduğu yazarlık hedefine ulaştı ve şöhret sahibi oldu ama bu yolda aşık olduğu Ruth tarafından terk edildi, yıllarca ulaşmak için uğraş verdiği o noktaya ulaştığında mutlu olamadı. Martin hayata büyük bir yaşama sebebiyle bağlanmış biriyken ruhsuz, duygusuz, hayali olmayan, uyumaktan başka bir şey yapmak istemeyen birine dönüştü.
Martin'in yaşadığı o hayal kırıklığını ve tükenmişliğini o kadar derinden hissettim ki, günlerce etkisinden çıkamadım, yaşadıklarını kabullenemedim. Gün içerisinde aklıma geliyor, "neden bu hale geldi, neden mutlu olamadı" diye sorgulamaktan kendimi alamıyorum.
Ama Martin ve Ruth arasındaki aşkın bitmesinde Martin'in tamamen suçsuz olduğunu maalesef