Puan vermedi·224 syf.··
Beğendi
·
2026 81. kitabı
"Bir varmış, bir yokmuş... Olağanüstü küçük, kulakları ise cüssesinden büyük bir fare varmış. Bir de güzeller güzeli bir insan prenses; ismi Bezelye..." Adı bile çaresizlikten, mutsuzluktan doğan bir kahramanın, dünyaya ve kendi ailesine kafa tutan kocaman yüreğine misafir oldum bugün. Kate DiCamillo’nun ödüllü eseri Despero'nun Öyküsü, ilk bakışta çocuksu bir masal gibi görünse de aslında her yaştan okurun kalbine dokunacak kadar derin, hüzünlü ve bir o kadar da umut dolu. Toplumun (ve hatta kendi ailesinin) dayattığı kalıplara sığmayan, fiziksel farklılıkları yüzünden dışlanan ve yalnızlığa terk edilen minik Despero… O, diğer fareler gibi karanlıkta kırıntı aramak yerine kitapların büyülü dünyasına ve imkansız görünen bir aşka, Prenses Bezelye’ye adıyor kalbini. Babasının ve annesinin sırt çevirdiği o küçücük gövdede krallıkları sarsacak bir cesaret ve iyilik gizli. “Masallar ışıktır..." diyor kitabın sonunda. Tam da öyle. Zifiri karanlık bir zindanın kuytusundan, umudun ve sevginin aydınlığına yelken açan bu yolculuk; bizlere büyüklüğün cüssede değil yürekte olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Timothy Basil Ering’in kitaba can veren muhteşem çizimleriyle hem hüzünleneceğimiz, hem çokça ders çıkaracağımız, hem de içinizi ısıtacak bir macera. İster içinizdeki çocuğa bir hediye verin, ister yanı başınızdaki miniklere okuyun; ama bu olağanüstü farenin kaderine mutlaka ortak olun.
Despero'nun ÖyküsüKate DiCamillo · Tudem Yayınları · 202686 okunma
8/10
·32 syf.··
2026 13. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 27 Nisan 2026 23:05
Herkese merhaba, size çok tatlı bir çocuk kitabı ile geldim Bu kitabın ismini görünce kızıma belki de yemediği sebzeleri yedirebilirim diyerek kaydetmiştim. . Masal ile beraber okuduk, bizim evde de her evde olduğu gibi yemek yemesi için şart koymalar var. Ama Daisy’nin annesi biraz abartmış bence . Masal her ‘Daisy, “Ama ben bezelye sevmiyorum ki.” dedi’ cümlesinde gülmelere başladı. . Hiçbir teklifi ile Daisy ikna olmadı, peki sizce nasıl bir teklif lazım ki Daisy ikna olup bezelyesini yesin ? . Kitabın sonunda ise ters köşe yapan zamane gençleri dediğimiz diyalog. . Biz keyifle okuduk, okumalara da devam ediyoruz. . Keyifli ve mutlu günleriniz olsun çocuklarınızla . Bu güzel kitabı @engelsiz_okurr teyzesi Masalkuşuma tavsiye etti.
Daisy, Bezelyeni YeKes Gray · Kelime Yayınları · 20262 okunma
Reklam
Puan vermedi·360 syf.··
2026 45. kitabı
Büyülü Bir Aşk Hikayesi ~ Ashley Poston . “Önemli olan son değildi. O sona ulaşana kadar yazılmış her kelimeydi.” satırlarıyla başlıyorum. Bu kitapta hem son hem de o sona ulaşan kelimeler önemliydi! “Bazen bir kitap hayatınızı değiştirebilir.” cümlesi sizin için bazen doğru, bazen de klişe gelebilir ama Büyülü Bir Aşk Hikayesi’nde fazlasıyla gerçekti. Elsy mutlu sonları seven biriydi. Kitaplara aşık, evinde kitaplarıyla mutlu ve güvende yaşayan biriydi. Evlenmesine kısa bir süre kala terk edilince yeniden güvenli sığınağına, yani kitaplara yönelmişti. Kitap kulübü buluşmasına giderken yaşayacakları ise fazlasıyla beklenmedikti. Yolda neredeyse birine çarpacak olması, arabasının bozulması ve kendini bir kasabada bulmasıyla işler değişiyordu. İnternet çekmiyor, mahsur kalıyor ama o kasabanın atmosferi bizi hemen ele geçiriyor. Bir de kalabileceği tek yerin tam da o adamın çatı katı olması… Kurgu dünyasına aşık biri için tam romanlardaki gibi bir kasabaydı. Ya da gerçekten öyleydi! Bu deneyim mükemmeldi! En sevdiği romantik kitap serisinin içinde, sevdiği karakterlerin ve atmosferin tam merkezindeydi. Her şeyi, her karakterini bildiğiniz bir evrene konuk olmak mı? Mükemmel ve heyecan verici olmalı. Kasabanın huysuz kitapçısı ise tüm bu denklemi bozan kişiydi. Andreas kısmındaki gelgitlerimiz, bu kasabanın gerçek olmadığı gerçeği, onun kitaptaki rolü ve son sayfalarda karşımıza çıkanlarla her şey çok özel bir yere bağlandı. Hem kitabın atmosferi hem de karakterlerin tatlılığı -birinin de huysuzluğu tabii - harikaydı! Yazarın kalemini zaten çok seviyordum ama bu kitap bir başkaydı. “Ah, bana güven, siz ikiniz bezelye ve havuç gibi çok uyumlu olacaksınız, bunu hissediyorum.” “Öyleyse, beni kitaplara sığındığım için kim suçlayabilirdi? Gerçek olmadıklarını bildiğim
Büyülü Bir Aşk HikâyesiAshley Poston · Yabancı Yayınları · 202693 okunma
Puan vermedi·304 syf.··
2026 13. kitabı
2016 Ankara Garı bombalı saldırısı kişisel travmalarımdan biri ve bu konu romanlara da girmeye başladı. Romanın konusu sadece bu değil elbet. Kentsel dönüşüm, mülteci sorunu ,80 darbesi sonrası yaşananlar gibi toplumsal mevzular kişisel olanla iç içe anlatılıyor. Romanın ana karakteri Mustafa Suphi,Ankara'da yalnız yaşayan bir muhasebecidir. Apartmanlarına yeni taşınan bir komşularıyla birlikte kimine göre sıkıcı,kimine göre düzenli sayılabilecek hayatı değişmeye başlar. Zira boş olan kapıcı dairesinden bir takım sesler gelmektedir ve bu seslerin peşine düşünce hiç ummadıkları bir durumla karşılaşırlar. Yazarın bol sıfatlı ,bol benzetmeli,şiirsel bir dili var. Bazı yerlerde biraz aşırıya kaçtığını düşündüm açıkçası. Karakterler yerli yerince oturmuş romanda. Özdeşlik kurabiliyorsam karakterlerle(bazılarına çok kızsam bile-Baba Macit gibi-) benim için yeterlidir. İnci,Suphi,Seher,Melahat hepsi çok gerçek karakterlerdi. Suphi'nin mutfak işlerindeki hallerini biraz kendime benzettim:)))Zeytinyağlı biber dolması yaparken ki takıntılı hallerine güldüm. Zira benim de öyle biberlerin yırtılmaması,baş aşağı süzülmeleri gibi değişik takıntılarım var. Ayrıca bir erkek çok iyi turşu kurabilir. Bezelye ayıklayıp buzluğa atabilir. Bundan yana bir sıkıntı yok. Ama tek derdi bu işler olursa o zaman sıkıntı işte:))) Yazardan okuduğum ilk roman oldu bu. İlk yazdığı romanı "Nergis Hanım Hakkında Bazı Şeyler" ile Everest ilk Roman Ödülü'nü almış. O romanını da merak ediyorum. Okuyacağım. Devrim Koçak radarıma girdi artık. "AĞLAMAK ANADİLİMİZ"
Yağmurdan Sonra Bahardan ÖnceDevrim Koçak · Everest Yayınları · 202530 okunma
Yürümek inceleme
Puan vermedi
Yürümek Henry David Thoreu 1817 1862 S15 Meselenin mizaçla ve onun ötesinde yaşla yakından ilgili olduğuna şüphe yok. Bir adam yaşlandıkça tüm gün evde pineklemek ve ev işleriyle uğraşmaktaki mahareti artar. Ömrünün sonbaharı yaklaştıkça alışkanlıkları da yavaş yavaş karanlığa gömülür, öyle ki güneş batmadan hemen önce, nihayet saklandığı yerden çıkarak ihtiyacı olan tüm yürüyüşü yarım saate sıkıştırır. S23 Şu anda bu yörede en gezip görülesi yerlerin çoğu özel mülk değildir; tabiatın bir sahibi yok ve dolayısıyla yürüyüşçü de göreli özgürlüğün tadını çıkarabilir. Ancak muhtemelen, öyle günler gelecek ki doğa, üç-beş seçkinin ayrıcalıklı vakit geçirebileceği sözüm ona keyif alanlarına bölünecek; çitler artacak ve insanları umumi yollara hapsedecek başka mekanizmalar geliştirilecek, sonra bir de bakmışsınız ki Tanrı'nın toprakları üzerinde yürümek beyefendilerin hanelerini işgal etmek anlamına gelmiş. Hâlbuki bir şeyden münhasıran keyif almak demek, kendini asıl hazdan mahrum bırakmak demektir.O halde, kötü günler henüz gelmemişken elimizdeki olanakları değerlendirelim. S35 Bir şey dışarıdan bakıldığında ne kadar kasvetliyse ruhum o kadar coşar. Bana okyanustan, çölden ya da yaban doğadan haber verin! Çölde nemin ve bereketli toprağın eksikliğini, temiz hava ve ıssızlık giderir. Gezgin Burton¹ bu konuyla ilgili şunu söylüyor: "Çölde maneviyatınız güçlenir; samimi, candan, misafirperver ve kararlı birine dönüşüverirsiniz... Alkollü içkilerse sadece tiksinti uyandırır. O hayvani varoluş ince bir haz verir." Tatar steplerinde uzun yollara düşmüş olanlar der ki: "İşlenmiş topraklara yeniden adım attığımızda medeniyetin çalkantısı, bulanıklığı ve kargaşası içimizi daraltıp bizi bunalttı; havası boğucuydu, öyle ki her an nefesimiz kesilecekmiş gibi hissettik." Kendimi
YürümekHenry David Thoreau · Can Yayınları · 20204,558 okunma
10/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2025 52. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Aralık 2025 11:03
Viktor E. Frankl’den başlamak bence yerinde olur. Frankl, Holokost’tan sağ kurtulduktan sonra psikoloji alanında önemli bir isim haline gelmiştir. Pes etmeyen, sıfırdan birikim yaratmış bir kişi olarak hayatı boyunca onlarca kitap yazmış; Logoterapi’nin kurucusudur. Logoterapi, hümanist ve varoluşçu temellere dayanan, motivasyon odaklı bir tedavi yaklaşımıdır. Frankl’ın düşüncesi hem Sigmund Freud’un hem de Alfred Adler’in fikirleriyle ilişkilendirilir. Öğrencilik döneminde Freud’la temas halinde olmuş, bir süre depresyon ve intihar konularına eğilen bir gençti. Daha sonra Adler’in görüşlerine yakınlaştı; fakat anlam arayışı onu Adler’den de farklı bir yola yöneltti. Öğrencilerin intihar eğilimlerini azaltmak amacıyla ücretsiz terapi vererek 1928–1931 arasında önemli etkiler gösterdi. Ne var ki II. Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından yakalandı; ailesinin çoğunu kaybetti. Eşi tifüsten, babası zatürreden, annesi ve erkek kardeşi ise gaz odalarında hayatını yitirdi. Frankl, dört farklı toplama kampında yaklaşık üç yıl kaldı. Kurtulduktan sonra yaşamının geri kalanını kitaplara, psikolojiye, nörolojiyi de kapsayan çalışmalara ve Logoterapi’ye adadı; başarıları arasında Pfizer gibi büyük ödüller de bulunur. “İnsanın Anlam Arayışı” adlı eser, 1946’da ve yalnızca dokuz günde yazılmıştır. Almancası “Yine de Hayata Evet” anlamına gelir. Frankl kamp deneyimlerinin etkisiyle nöroloji bölüm başkanı olduktan sonra kitabı kaleme aldı; kitap önce Almanca yayımlandı, 1959’da İngilizceye çevrildi ve ABD’de en etkili kitaplar arasında gösterildi. Kitap iki bölümden oluşur: Birinci bölümde romanvari bir dille kamp yaşamını ve bizzat yaşadıklarını anlatır — oldukça sarsıcı ve etkileyici anekdotlar içerir. İkinci bölüm Logoterapi’nin teorik ve teknik yönlerini ele alır; bu kısım
1000Kitap
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayın · 202651,4bin okunma
Reklam
Reklam