Roman Peyami Safa’nın kendi hayatından esinlenerek yazdığı otobiyografik bir kitaptır.
Yazar 9 yaşında bir kemik rahatsızlığı yaşar ve uzun süre tedavi görür. Kitaptaki hasta çocuk da tıpkı Peyami Safa gibi kemik rahatsızlığı yaşar. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’ndaki hasta çocuğun bacağındaki rahatsızlık, Peyami Safa’nın kolunda idi. Bu yüzden ameliyatlar geçirir. Sürekli hastahaneye gidip gelmek zorunda kalır. Kitapta çocuğumuz 15 yaşındadır. Yoksul bir aileden gelen bu hasta çocuk babasının ölümü üzerine annesi ile yaşar. Kitap boyunca onun hastalıkla ilgili yaşadığı sıkıntıları, yalnızlığını, korkularını ve aşkını okuyoruz.
Hasta çocuğumuzun bir adı yok. Hasta çocuğumuzun zengin bir Paşa akrabası vardır. Çoğunlukla onların yanında kalır ve onlardan destek görür. Hasta çocuk , Paşa’nın kızı NÜZHET ‘e aşıktır. Nüzhet yaşça çocuktan büyüktür. Nüzhet 19 yaşında , şımarık ve zengin bir kızdır. Çocuk ondan daha olgun ve bilgilidir. Nüzhet, kendisinden yaşça büyük Dr. Ragıp ile evlenecektir. Ama bunu pek istemez. Daha doğrusu bence Nüzhet ne istediğini tam olarak bilmemektedir. Bu arada hasta çocuk ile de güzel vakit geçirir. Onun ilgisini fark eder. Nüzhet’in çocuğa bir ilgisi var mı tam olarak hissedemedim. Birlikte vakit geçirip yakınlaşsalar da bana daha çok Nüzhet şımarıklık yapıyor ve gününü geçiriyor gibi geldi. Hiç sevmediğim bir karakter oldu.
Kitap Peyami Safa’nın en çok sevilen ve okunan eseri olmuş. Buna hiç şaşırmadım. Çünkü o kadar güzel betimlemeler vardı ki hayran kaldım. Hasta çocuğun acısını, hastalığını , o hastane kokusunu iliklerime kadar hissettim. Oldukça gerçekçi ve akıcı betimlemeler vardı. Kitap kahraman anlatıcı bakış açısı ile yazılmış. Kitapta iç konuşma ve bilinç akışı teknikleri kullanılmış. Yazar tıbbi terimlere de sıklıkla yer