Henüz bitirdim kitabı, yüreğim cayır cayır yanıyorken yazmak zihnimdekileri akıtmak istiyorum.
Ah Meryem... Ah Leyla... ve daha bir çok kadın... Kaç kişiyi temsil ediyorsunuz bu kitapta Allah bilir. Kimler böylesine çetin bir mücadeleyle karşı karşıya kaldı. Tepenize bombalar yağarken ne umutlarla günleri ilerlettiniz...
Kitabı okumaya başlarken kendime, okuduğum yorumlardan dolayı, çok bir beklentiye girmemem gerektiğini tembihleyip başladım. Çünkü 1 tane dahi olumsuz yorumla karşılaşmadım ama beklentiye girsem bile yine de beklentimin çok üzerinde bir kitap olurdu.
Kitaba Meryem'in hikayesiyle başlıyoruz. Evlilik olmaksızın doğan bir çocuğun gözüyle bakmaya başlıyoruz Afganistan'a. Toplumdan ayrışarak küçük bir kulübede annesiyle baş başa yaşayan Meryem ve onların düzenli gelen ziyaretçileri, en önemli ziyaretçisi ise babası Celil. Zaman geçiyor Meryem büyüyor ve okumak istiyor ancak annesi, onun bir harami (haram) olduğunu ve nereye giderse gitsin asla rahat bırakılmayacağını, en güvenli yerin annesinin yanı olduğunu söyleyerek isteğini reddediyor. Böyle böyle Meryem bir çok şey için annesine kızıyor. Annesinin, babasına olan öfkesinden nefret ediyor ve bu sebeple gizlice babasına yola çıkıyor. Bundan sonra olanlar oluyor ve asıl hikaye buradan sonra başlıyor. Daha sonra Leyla ile yolunun kesişmesi ve birleşmesi üzerinden hikayenin geri kalanını okuyoruz.
Ben ilk defa bir kitabı okurken ağladım. Allahım dedim, bu nasıl cahillik, bunlar nasıl acılar, insanların yüreği nasıl dayanmış bunca şeye. Empati yapmaktan çok korktum ama asla alıkoyamadım kendimi. Sanki Meryem, Leyla ve bir de ben gittik bu yolu.
Rabbim kimseyi bu acılarla imtihan etmesin. Toprağım da toprağım. Tek diyeceğim, OKUYUN VE OKUTTURUN.