Puan vermedi·416 syf.··
2026 54. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 00:00
Şahika Giray hayatını anlatacağı bir röportaj için Isparta'ya gitmek Karen için yeni bir başlangıç olacaktır. Genç ve güzel bir kadın olan Karen'in yaralı yüreğini hemen tanır alzheimer hastası Şahika hanım ve aralarında güçlü bir bağ kurulur. 2 yıl önce bir davette karşılaşan iki kadını, kesişen yolları, geçmişinin tüm defterlerini Karen'e açması ve derin yaraların izleri artık ortaya çıkmaktadır. Aral Şahika'nın vasisidir, aralarındaki gizemli bağ, Karen ile aralarındaki çekim ile bu zarif adam aşık olunmayacak gibi değildir. Karen'e teslim edilen günlükler geçmişin sırlarını, acılarını tek tek gün yüzüne çıkarıyor. Aral'ın Şahika ile bağı itirafı zorlaştırsa da okunan günlükler ile genç Şahika'nın özlemleri, acıları güzel kalbini tek tek anlatıyor. Ve onu çok seven eşi Sina beyin hayatına girişini. Yazardan okuduğum ilk kitap ve Türk filmi tadında, akıcı dili mekanları yaşatır hisle yazılmıştı. İnşallah diğer kitaplarını okumak kısmet olur. Çocukluğun yaraları, fırsatçı insanlar, sevgiyle iyleşme, güzel bir kalp yani her duyguya yer veren güzel bir kitap. Akıp giden sayfalar ile hızlı okunan kitabı türü sevenlere tavsiye ederim. Beni ikna etmenin mutlu etmek kadar kolay olduğunu söylerdi hep. Haklıydı. Çok kıymetli fakat işe yaramaz bir biblo gibiydim. Kaybetme korkusu bildim bileli benimleydi ve babamın ölümünden sonra kaybedecek kimsem kalmayınca yalnızlık korkusuyla yer değiştirmişti.
ŞahikaFatma Erdek · Ephesus Yayınları · 202585 okunma
Puan vermedi·344 syf.··
2026 41. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 17:34
OL MA DI Kamera bir anda okulun “Mean girl”lerine yönelir. Hani şu çevrelerindeki herkesten farklı görünen; güzel, zengin, kusursuz ve adeta bir bebek gibi özenle yaratılmış kızlara. Korku filmlerinde, gençlik dizilerinde ya da herhangi bir popüler kurguda bu kız grubunun hiç de güven vermeyen bir yapıya sahip olduğunu biliriz. İnsanlar onların çevresinde olmak ister ama hikâye ilerledikçe genellikle en karanlık sürprizlerin onların arasından çıktığını görürüz. Aslında bu, kurgunun en temel ve en zayıf şaşırtma yöntemlerinden biridir. Bir böcek görünce çığlık atacak kadar kırılgan görünen karakterlere cinayetler işletmek, onları karanlık ve kanlı olayların merkezine yerleştirmek yıllardır kullanılan bir anlatı tekniğidir. Mona Awad’ın Tavşan adlı romanı da tam olarak Dark Academia diyebileceğimiz bir atmosferde geçiyor. Romanın başkahramanı Samantha, Warren Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık eğitimi alan bir öğrenci. Samantha bulunduğu çevrede eğreti duran bir karakter; oraya ait değil. Bu aidiyetsizlik hissini özellikle ‘’Tavşanlar’’ üzerinden görüyoruz. Kitabın ‘’Mean Girl’’leri birbirlerine Tavşan olarak seslenirler. Türkçeye çevriminde kulağı tırmalasa da İngilizce aslı ‘’Bunny’’ oldukça sempatik bir artikülasyon yaratıyor. Ne demiştik? Bu tür karakterler kurgulanırken genellikle bir bebek gibi tasarlanırlar: zararsız, şirin, tatlı ve sempati uyandıran figürler olarak karşımıza çıkarlar. Tam da bu yüzden onların içinden çıkan karanlık taraf okur üzerinde daha büyük bir etki yaratır. Eğer Samantha’nın bu karakterleri kendi zihninde yarattığını, hatta onları birer kurgu karakter olarak inşa ettiğini kabul edersek romandaki bazı detaylar daha anlamlı hâle geliyor. Karakterlere sürekli bebeksi kıyafetler giydirmesi, saçlarını çocuklar ya da porselen bebekler gibi
TavşanMona Awad · İthaki Yayınları · 2024749 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
6/10
·224 syf.··
2026 55. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 00:00
Yazar ve kitap bir senedir listemde okumak için sıra beklerken Papirüs Kitap okuma kulübünün haziran ayı kitabı olarak seçilmesiyle okumuş, bitirmiş oldum. Çok merak ettiğim bu kitap maalesef beni çok tatmin etmedi diyebilirim. Öncelikle Macar edebiyatından ilk kez okuyorum fakat, beğenememe sebebim yazarın üslubu, çeviri, hikayenin çok vasat ilerlemesi oldu. Babası vefat eden İza'nın annesini kırsal kasaba yasamında yalnız bırakmak istemeyip, Budapesteye yanına alması, anne kız kuşak ve yasam-tarz çatışmasının anlatıldığı bir roman. Kitap toprak, ateş, su, ve hava başlıklı 4 bölümden oluşuyor: * İlk bölümde Iza'nın babası Vince'nin ölümünü, * İkinci bölümde Iza'nın annesi Etelka'yı Budapesteye yanına almasını ve annesinin kent ve lüks ev yaşamına karşı manevi zorluklarını, kuşak çatışmasını ve hayal kırıklığını okuyoruz. Kitabın en etkileyici ve güzel bölümü bu "Ateş" başlıklı kısımdı. Bu bölümde şunu gördüm ki, yaşını almış, hayatının son basamaklarına gelmiş büyüklerimizi iyiliklerini istesek de bir köşede biblo gibi bırakmamız aslında onlara vereceğimiz en büyük zararlardan birisidir. Yıllarını çocuklarını yetiştirmek ile geçirmiş , hayatlarının en dönüm noktalarındaki kararlarında payı olan anne, baba ve diğer büyükleri, yaşlandıklarında bir köşeye itmek en büyük zulüm. Büyükler yaranmak, işlerinin hâla bitmediğini görmek, göstermek isterler ve bunu da en çok çocuklarında görmek isterler. Iza'nın annesi Etelka da en çok bu hasreti ve üzüntüyü gördüm. İkinci bölümün anlatımı, psikolojisi çok güzeldi. * Üçüncü bölüm, Iza'nın eski eşi Antal'ın hikayesini ve boşandıktan sonra neden Iza'nın ailesinden kopamadığını okuyoruz. * Dördüncü bölüm, Iza'nın annesinin Dorozs kasabasına geri dönüşünü ve hüzünlü bir şekilde ölümünü, Iza'nın psikolojisini okuyoruz. İncelemelere
1000Kitap
Iza'nın ŞarkısıMagda Szabo · Yapı Kredi Yayınları · 20245,4bin okunma
9/10
·334 syf.··
2026 26. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 17:37
Ne demişti Charles Bukowski ''...Yaşama sevincimi sigortalı bir iş karşılığında sattım...'' Saramago sanki ''Mağara''yı Bukowski'ye saygısını göstermek için yazmış gibi. -Yazarı, kendisi ile bile kıyaslamanın hata olabileceğini cebimde tutarak- Körlük' e göre daha naif, daha yumuşak ama bir o kadar da kuşatıcı, bir o kadar da insanın iliklerine işleyen bir dille aktarıyor Saramago bize MAĞARA' yı... Ve pek tabi kitap ne diyor, ne anlatıyor: Yine naçizane bende öne çıkan olguları, hissiyatları ve alt mesajları aktarmaya çalışacağım. Şöyle ki; Anlatıda ki en güçlü metafor, tanırının yaratıcılığıyla, insanın yaratıcılığı ( Cipriano Algor'un biblo yaratcılığı ) arasında kurulmuş olan kanımca, örneğin fırında çok tutulan ''Biblo'' nun siyah olmasıyla az tutulanın beyaz olması üzerinden; tanrının, yarattıklarına daha en baştan bir kusurlu kader yüklemesi yaptığını ama bununla ilgili en ufak bir empati yapma gereği duymaması ve dahası hiç bir vicdani sorumluluk taşımamasına yapılan gönderme mesela... Tümüyle tanrıya haksızlık ta etmeyelim : ) Esasında öykünün devamında şu sorgulamayı da görüyoruz ; tanırının siyah ya da beyaz yaratmayı hedeflerken ortaya çıkan mahsülün ''Sarı'' olması üzerine -özeleştiri yaparak- daha ben yarattıklarımı kusursuz yaratamazken, onları nasıl bir sınava tabi tutup, hatasız geçmelerini nasıl bekleyebilirim diyor mesela. Ve gel gelelim Bukowski'nin dehası ile Saramago'nun vicdanının kesiştiği karanlık dehlize yani MERKEZ' e... Buna kapitalizm eleştirisi diyemeyeceğim, zira bu kapitalizmin Saramago tarafından yargılanması.. Hiç bir insani değer taşımayan, sadece tüketmeye odaklı sadece işin , orada oluşan rantın ve bu gücü elinde tutanların oyuncağı olan insan figürünün, farkında olsa dahi -başka bir çıkış yolu bırakılmaması sebebiyle-
MağaraJosé Saramago · Kırmızı Kedi · 2022146 okunma
10/10
·191 syf.·
2026 12. kitabı
Tanrı Rolüne Soyunmak: On Küçük Zenci’nin Anatomisi Agatha Christie bu romanda sadece bir "katil kim?" bilmecesi kurgulamaz; aslında insan doğasının en karanlık köşelerine bir ışık tutar. Onu diğer polisiyelerden ayıran, suçun yasal değil, etik ve vicdani boyutunu merkeze almasıdır. Suçun Görünmezliği Adadaki on kişinin ortak özelliği, yasaların dokunamadığı noktalarda "katil" olmalarıdır. Christie burada okuyucuya şu rahatsız edici soruyu sorar: Birini doğrudan bıçaklamamak, onun ölümüne sebep olduğun gerçeğini değiştirir mi? Silah kullanmadan işlenen cinayetlerin kefareti, adada çok daha kanlı bir şekilde ödetilir. Mekânın Psikolojik Dönüşümü Zenci Adası, hikaye başladığında lüks bir tatil beldesiyken, saatler ilerledikçe bir panoptikona (gözetleme kulesi) dönüşür. Karakterler hem birbirlerini hem de kendi vicdanlarını gözetlemeye başlarlar. Dış dünyadan gelen fırtına, aslında karakterlerin iç dünyasındaki fırtınanın fiziksel bir yansımasıdır. Kaçacak yer yoktur çünkü insan kendi geçmişinden kaçamaz. Şiirsel Ölüm ve Ritim Cinayetlerin bir çocuk şiiri eşliğinde işlenmesi, ölüme dehşet verici bir "oyun" havası katar. Bu durum, katilin kurbanlarını artık birer "insan" olarak değil, bir satranç tahtasındaki taşlar olarak gördüğünü kanıtlar. Her eksilen biblo, aslında medeniyet maskesinin altındaki vahşetin bir adım daha ortaya çıkışıdır. Vicdanın İnfazı Romanın finali, aslında fiziksel bir cinayetten ziyade psikolojik bir teslimiyettir. Katilin kim olduğundan ziyade, kurbanların nasıl olup da o korkunç sona kendi ayaklarıyla yürüdüğü (suçluluk duygusunun onları felç etmesi) asıl edebi başarıdır
On Küçük ZenciAgatha Christie · Altın Kitaplar · 200643,6bin okunma
Puan vermedi·191 syf.··
2026 18. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2026 10:29
Issız bir ada, birbirini tanımayan on kişi ve masanın üzerindeki on biblo... Geçmişte verdikleri kararlar nedeniyle ölüme sebebiyet vermiş, ancak bir şekilde adaletten kaçmış birbirinden tamamen farklı on kişi; Zenci Adası adındaki ıssız bir adaya, gizemli bir ev sahibi tarafından davet edilir. Ada dış dünyadan tamamen izole edilmiştir. Akşam yemeğinde, evdeki gramofondan yükselen bir ses hepsini geçmişteki suçlarıyla tek tek itham eder. Tam o sırada, yemek masasının üzerindeki on küçük biblodan biri kırılır ve davetlilerden ilki ölür. Odalarındaki duvarda asılı olan çocuk tekerlemesine göre, adadaki on kişi birer birer eksilmeye başlar. On küçük zenci yemeğe gitti, Birinin lokması boğazına tıkandı. Kaldı dokuz. Dokuz küçük zenci geç yattı, Sabah biri uyanmadı. Kaldı sekiz. Şiir bu şekilde birinci kişiye kadar devam eder. Katil aralarından biridir ama kimse birbirine güvenmemektedir. Herkes şüpheli. Herkesin bir geçmişi var. Ve herkes potansiyel bir katil. Kitap ilerledikçe gerilim yavaş yavaş değil, doğrudan içine çöküyor. Çünkü ölümler başladığında durmuyor...ve her ölüm seni biraz daha köşeye sıkıştırıyor. Ama asıl mesele şu: Ben kitabın sonuna kadar katil kim tahmin edemedim. Ve final... Gerçekten "Nasıl yani?" dedirten türden.
On Küçük ZenciAgatha Christie · Altın Kitaplar · 200643,6bin okunma