SELEFÎ-VEHHABÎ-ŞİÂ ve EHL-İ SÜNNET...
(...) Sürekli İslâm’ın temellerine yönelik bir saldırı ve sözüm ona “düzeltme” anlayışındaki Selefî geleneğinden bir ilkel Vehhabî alalım… Bakıyor, Batı’ya: Adam muazzam bir medeniyet kurmuş… Felsefesiyle, sanatıyla, çeşit çeşit ilimleriyle, her şeyiyle… Bunlardan hiçbir şey anlamıyor… Haydi bir şeyler anladı diyelim; İslâm tasavvufundan habersiz olduğu için, bunlara ne yönden bakacağını, nasıl katılacağını, itiraz edecekse ne yönden edeceğini bilemiyor… Ve kolayca çıkıyor işin içinden: "Kâfir!" __Tamam kâfir de yâni ne?.. Gördük hep burada; “namaz kılanın psikolojiye, zekât verenin sosyolojiye ihtiyacı olmaz” gibi güdük anlayışlar da çıktı… Kendi inancıyla dünyada olup bitenler arasında bir ilgi kuramıyor; işte zurnanın zırt dediği yer ve Büyük Doğu-İbda‘nın rakibsiz olduğu alan budur… Bir şey anlamayınca, işte o kâfir, biz de İslâmı düzgün yaşarsak, çok duâ edersek, onun esaretinden kurtuluruz falan… Peki, sonuç alınamazsa? O zaman gidiyor kâfir dediği adama;__ "Bana silah ver ha!" N’apacan oğlum silahı? "Cihad edicem!" Tamam, et de şu tarafa doğru et! Adam önce kahkahasını patlatıyor, ondan sonra da gel diyor: Ne kadar paran var, hangisinden istiyorsun, kullanmayı öğretmek için de şu kadar alırım, vesaire… Dostum, sen orada koskoca sosyoloji gibi bir meseleye arkanı dönüp, onu zekât gibi bir mevzuya bağlarsan, bu karikatürün konusu olursun zaten… Haydi diyelim, nasıl yapılacağını öğrendin, silah da yaptın, cihadını kendi silahınla yapıyorsun, öyle farzedelim… İslâma Muhatab Anlayış eşittir silah yapmak!.. Daha ileri gidelim: Batılıları yendin, mahvettin, bitirdin… Ee, şimdi ne olacak?.. Nasıl bir medeniyet kuracaksın?.. Önüne gelen hangi meseleye ne yönden bakacaksın?.. Yapacağın şey belli, örneklerini de gördük: 1000 sene geriye dönelim,
Akademya Yazıları
Seleften bazıları şöyle söylemiştir: Bir kimse insanların arasında otururdu da onlar onda konuşma zorluğu ve ifade eksikliği bulunduğunu sanırlardı. Hâlbuki onda böyle bir eksiklik yoktu; aksine o, anlayış sahibi bir fakih ve teslimiyet ehli bir Müslümandı. Selefin kıymetini bilen kimse anlar ki onların terk ettikleri söz çeşitleri, çokça tartışma ve münakaşa, ihtiyaç miktarını aşan açıklamalar; bir acizlikten, cehaletten veya yetersizlikten kaynaklanmıyordu. Bilakis bu, onların vera sahibi olmalarından, Allah korkularından ve fayda vermeyen şeyleri bırakıp faydalı olanlarla meşgul olmalarından kaynaklanıyordu. İbn Receb رحمه الله (Fadlu İlmis-Selef ala İlmil-Halef )
Reklam
Nasıl Zikretmeli ?
"Kişi uzakta olduğu zaman dostuyla buluşmaya iştiyaklı olur. Muhabbet ise hazır olan kişiler içindir. Öyleyse zikir, muhabbet ve huzur yolu üzere yapılmalıdır. Hasret hissiyle zikir dersi yapılmamalıdır. Bu şekildeki gibi zikir yolu uzatır. Zaman, gaflet ve bidat zamanı olduğundan kısa yolu tercih etmek gerekir." Abdurrahman-ı Tâhî Kuddise sirruhu
Alıntı
Orkideler ve Papatyalar
Bu sanal mecrada, üzerinde türlü süslü etiketlerle sahte birer abide gibi dikilen boş teneke profilleri müşahede ettim ve dün çokça bundan bahsettim, onları tabiatın en kibirli çiçeği olan orkideye benzetmekten kendimi alamıyorum; sığ ve kıt zekalarıyla bu teşbihi muhtemelen bir taltif zannedeceklerdir, lakin satırların gerisindeki o derin tahfifi idrak edecek ne akli mizanları ne de bu yazının devamını okuyacak okur-yazar sabırları vardır. Evet sevgili papatyalar sözlerimin devamını sizler okuyacaksınız buyrun: Orkideler dışarıdan bakıldığında harika görünür, gözü cezbeder ve debdebeli bir ihtişam sunar; lakin asılları ve hakikatleri tamamen kof bir illüzyondan ibarettir. Maddi bir fayda ve gösteriş beklentisi içinde olanlar için orkide çok şey ifade edebilir, hatta en azından zehirli olmadıkları için fıtraten şükretmek de icap edebilir; lakin manevi tarafta, kökleri toprağa bağlı olan sineniz, bu suni çiçeğe sadece çiçek olduğu için şeklen saygı duyar, ötesini vermez. Zira orkidelerin kökleri vardır, ancak bu kökler sadakatle sarılacakları bir toprağa değil, başka ağaçların kabuklarına tutunarak asalakça yaşarlar; saksıdan taşan o süngerimsi, çıplak ve yeşil uçlu kökleriyle kendi kendilerine fotosentez yapıp kibirle beslenirken, fıtratın asıl anası olan toprağı beğenmeyip adeta ona yukarıdan bakarlar. İşte tıpkı o yapay unvanların, hafız, hadisçi, islami ilimler ve arapça yada vahdet,bidat,tuğyan... etiketlerinin arkasına saklanıp köksüzce caka satan, ruhları buhran içindeki sanal şaklabanlar gibi, orkideler de topraksız, esassız ve bereketsiz birer gösteriş budalasıdır. Papatyalar ise öyle midir sen öyle misin aziz kardeşim; sen safi nur, baştan ayağa tevazu ve tam bir teslimiyet abidesisin. Papatya, başını kibirle semaya dikmez; bilakis sinesini fıtri bir
Duygu ve Düşünce
Kandil günlerinin bidat olmadığını tartışacak kadar dertsiz olduğumuz günlere geri dönebilir miyiz?
Geçici İleti
“🔗Kardeşini kınayıp ayıplamaktan kurtulmanın yolu insanın kendi hâlini düşünmesidir. 🔗Sen kardeşinde bir kusur gördüğün zaman, onu suçlamadan önce kendinde her gün gördüğün ve bir türlü terk edemediğin kusurlarını düşün. 🔗Kendi nefsini ıslah edemediğin gibi, kardeşini de mâzur gör. Bir kusuru ile onu kötülemeye kalkma. Kusursuz insan nerede? 🔗Kusursuz insan arayan kimsenin, herkesi terk edip bir köşeye çekilmekten başka çaresi yoktur. 🌹✨Asıl aranan, insanın iyiliğinin kötülüğünden fazla olmasıdır. Kerem ve şeref sahibi Mü'min dâimâ iyiliklere bakar. 📍Tabiatı bozuk münafık ise insanlarda hep kusur arar.” ~İmâm-ı Ğâzâlî Hazretleri (Rahmetullâhi Aleyh ⚘️❤️) (📌Burdaki kusur, insanların şahsî kusurlarıdır. Ümmeti ilgilendiren konularda, insanlara zarar verenler varsa bu kişilerden uzak durun diye uyarmak kusur görmek değildir. Mesela Bidat Ehli, insanların îmânına zarar veriyor bu konuda insanları bilgilendirmek gerekiyor.)
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam