İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim , fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün haraketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim ne şeytanı? Bu Bizim gururumuzun salakalığımızın uydurması... İçimizde aciz var ... Tembellik var ... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var...
Varoluşun zirvesini gösteren, hayatın artık artık daha fazla yükselemedigi bir esrime hali vardır. Hayatın yaman çelişkisi odur ki bu kendinden geçecek kadar coşma hali, insanın en hayat dolu olduğu ve insanın yaşadığını tamamen unuttuğu anda gelir. Bu vecd , bu yaşadığını unutma hâli sanatçıyı etkisine aldığında aşk oduyla içini dışarı taşır....
Ruhun mu ateş yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem,bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi alevden?
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.