Hamlet, sadece bir intikam hikâyesi değil, insan aklının, vicdanının ve varoluşunun sahnede çözülmesidir. Shakespeare bu eserinde, eylem ile düşünce arasında parçalanan bir zihin yaratır. Hamlet, adalet ararken içsel çöküşe sürüklenir; çünkü hakikat ne kadar sorgulanırsa, o kadar bulanıklaşır.
Bir intikam trajedisi gibi başlar ama kısa sürede anlarız ki mesele sadece ölüm değil, düşünmenin ağırlığıdır. Hamlet, eyleme geçemeyen bir aklın, vicdan ve varoluş arasında dağılmasının hikâyesidir.
Kararsızlık, acı, yalnızlık, suskunluk… Her karakter bir şeyin gölgesiyle yaşar. Kadınların sesi bastırılır, iktidar yozlaşır, gerçeklik bulanıklaşır.