Alüminyum paslanmaz yalnız bil istedim
Platon, Rous­seau, Fourier ... insan topluluklarının değil, ancak serçelerin işine yarayacak birer alüminyum sütundan başka bir şey değiller.
Alıntı
Atışmalarını okumak çok keyifli ya NXNSMSMSM
​"Eridyanların da suya ihtiyacı var." ​"Biz içimizde tutuyoruz. Kapalı sistem. İçimizde bazı verimsizlikler var ama ihtiyacımız olan suyu yiyeceklerden alıyoruz. İnsanlar sızdırıyor! İğrenç." ​"Dünya'da adına örümcek dediğimiz korkutucu, ölümcül bir canlı var. Sen onlardan birine benziyorsun. Bil istedim." ​"İyi. Gururlu. Ben korkutucu uzay canavarı. Sen sızdıran uzay kütlesi."
Grace ve Rocky uzun zamandır bir kitaba bu kadar gülmedim·Kitabı okudu
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İRFAN
Hakk’ı buldum erene ermek ile Hakikati gördüm, göreri görmek ile…” Sonra gözlerime derin derin bakarak, “Sana icazet veriyorum, halkı irşat et” deyince; üzülerek yalvarmaya başladım: “Bana icazet vermeyin, ben o işi yapamam. Siz, bana müsaade edin; Yunus Emre yolunda hizmet etmeye devam edeyim” dedim. Mahmut Baba, “Aferin! Akıllı bir tercih yaptın. O zaman, Yunus’un Gönül Bahçesi’nde çiçek yetiştirip, onlara hizmet eden bir bahçıvan ol!” dedi. Her zamanki gibi bir yandan dostlarımla toplanıp sohbetlere devam ederken; diğer yandan da Mahmut Baba’yı ziyarete gidiyordum. Bir seferinde tam Mahmut Baba’nın elini öpeceğim sırada, “Her eli öpme; öpülecek eli görürsen, öp!” dedi. Söylenen bu büyük sözün hikmetini anlamaya çalışarak, “Peki Efendim!” dedim; ama öpülecek eli nasıl tanıyacağımı bilmiyordum. Bu söz aklıma geldikçe nasıl anlayacağımı düşünüyordum. Mahmut Baba’nın ziyaretine gittiğim bir gün, salonda biri tek başına oturuyordu. Ben de geçip bir köşeye oturdum. Salonda sadece ikimiz olduğumuz için o şahsa, hâl hatır sormak istedim; fakat nasıl soracağımı bilemedim. İçimden, “Siz ne işle iştigal ediyorsunuz?” demek geldi. Böyle sormak için; kendi başına dalgın bir şekilde oturan şahsa eğilmişim ki, aniden, benden önce davranıp, “Siz ne işle iştigal ediyorsunuz?” dedi. “Bu benden hızlıymış” diye düşünüp, elini öpmek istedim; ancak elini vermedi. O sırada içeriden Mahmut Baba geldi. “İrfan, bu el öpülecek eldi, anladın mı?” dedi. Ben de, “Evet” deyip tekrar elini öpmek istedim; fakat o şahıs yine elini vermedi. Sonra Mahmut Baba, kitaplıktan Niyazi-i Mısri divanını eline alarak oradan bir şiiri okumaya başladı. Niyazi-i Mısri, şiirde manevi kimliğini açıklıyordu. Mahmut Baba da, şiiri okurken, aslında kendini tarif ediyordu. O şahıs, sanki Mahmut Baba’nın niyetini
Sayfa 170 - Nefes·Kitabı okudu
“Yüreğimin seni çok sevdiğini söylemiştim ya... Devamını da bil istedim." "Yüreğim seni çok sevdi o yürek talan o yürek yangın yeri o yürek seni istiyor bir tek seni..."
Gittiğin yerler çok şanslı ama gönderen yürekten göndermiyor, bil istedim.
"Kalbimin en derininde bilsem de ihanetin tadını."Tok sesiyle bakışlarımızı buluşturduğumda ağlamak istedim. Araz'ın ahenkli sesi odayı dolduruyor, beni yaralıyordu.”Senin tadın hükümdardır canımda.Canım, cananım. Biricik Harzemşab'ım.İhanet bal oldu senden gelince. Tatlı bir zehir oldun ağzımda. Her nefeste içime çekmek istediğim kokunun esiriyim.Akıl bırakmayan güzellişine meyilliyim. Ve bil ki senin ihanetine bile deli divaneyim."
Sayfa 289 - Araz·Kitabı okudu
Alıntı