Hicri 2. yüzyılda, camilerde kürsüler ortaya çıktı. Bakıyorsunuz bir hoca "burası benim kürsümdür" diyor, çıkıyor oraya ders veriyor. Talebeler geliyorlar, bilim adamları katılıyor, camiler büyük bilim merkezlerine dönüşüyor. Böylece 2. yüzyılda İslam dünyasında bir üniversite tipi ortaya çıktı. Yani camiler birer ilim merkezi haline hatta bir üniversite statüsüne büründü. Devlet üniversiteleri ise 5. yüzyılda yani Miladi 11. yüzyılda ortaya çıktı. Avrupalılar 1950 senelerinde kendi araların da şunu münakaşa etmeye başladılar. Bakıyorlar 13. yüzyılda birdenbire üniversiteler ortaya çıkıyor. Bunu Yunanlılara bağlayamıyorlar, çünkü Yunanlılarda üniversite yok. Manasız çıkarsamalar yapmaya çalışıyorlar. Fakat bir Alman tıp tarihçisi ki, bundan 3-4 sene evvel vefat etti, şu tezi çok büyük delillerle ispat etti: " Üniversiteler tarihi hakkında neden yanlış izahlar yapılıyor, neden İslam dünyası akla getirilmiyor? Üniversiteler, İslam dünyasının bir mahsuludür. Ben de buna inanıyorum. İstanbul Gülhane'deki müzemizde de 1215 senelerinde Bağdat'ta yapılmış Muntansıriyye Üniversitesi'nin ki, hâlâ Bağdat'ta mevcuttur, modelini yaptık. Ama bu ilk devlet üniversitesi değil. Tıp fakültesinin de olduğu altı fakülteli bir üniversite. İlk devlet üniversitesi ise Nizamiye olup Bağdat'ta yapılmıştır. Ezher Üniversitesi önceden vardı ama o devlet üniversitesi değildi, vakıf üniversitesiydi. Demek istediğim şey şu: Bilim camiden çıkıyor! Üniversiteler camiler- den ortaya çıktı. Bu müthiş bir şey. Bu kaynakları dikkatle okuyanlar, düşman gözüyle değil, canı gönülden okuyanlar o kadar güzel şeyler buluyorlar ki! Bilginin zevkine varıp okumak o kadar güzel ki. Başlayınca sürüklüyor insanı! Heinrich Schipperges benden daha evvel söyledi bunları.