Güzel bir Zweig hikayesiydi.
Başlarda gördüğümüz kendini anlatan adamın Camus'nun Yabancı romanında ki karakterle olan kayıtsızlık konusunda benzeşmeleriyle aklıma onu getirdi fakat ilerleyen sayfalarda durumun daha farklı yerlere evrildiğini anlamam uzun sürmedi.
Karakterimiz Friedrich Michael aslında kendisini tanımayan, insanın ne demek olduğunu bilmeyen çünkü daha öncesinde buna yönelik herhangi bir çalışması bulunmayan, monoton bir burjuva hayatı yaşamakta olan, hesap vereceği kimse olmadığından sorumluluk hissi körelen ve yaşayamamış bir subaydır.
Kendi içinde ki o ruhani metelikli duyguların farkına 'suç' işleyerek varır.
Kendisi yaptığı işi rezalet olarak görmesine rağmen bundan utanç duymamaktadır ama duyması gerektiğini düşündüğü için bunu ister.
Sonrasında ise o olağanüstü maddesellikten ambargo koyulmuş, tüm statülerinden ve geçmişinden aforoz edilmiş halde bu tinsel olan ambiyansta tamamiyle derinlere arşınlar.
Öyle ki bir ara üçüncü gözünün açılmış olduğunu düşündüm bence öyle de.
Oldukça güzel ve etkileyici bir roman.
İlk okuduğum Zweig romanının böylesine derin olabileceği ve karakterini tamamiyle anlayabileceğimi kim bilebilirdi.
Zweig'in oldukça güzel betimlemeleri, benzetmeleri ve anlatış tarzı hoşuma gitti.
Beni kendisine çekti, bırakır mı bilmem.
Selametle.