Ben sana seni sevdiğimi hiç söylemedim. Sevmediğimden değil gerek olmadığından. Sana da hiç söyletmedim. Sevgi vardıysa sözlere dökülmesine gerek olmamalıydı. Gözlerinde görmek istedim, gözlerin uzaktaydı ama bazen gözüm kapalıyken bile iki satır yazından sevdana kandım ben.
Söyleyin Leyla'ya beni unutsun...
Hiç yaşamamış gibi her şeyi,
Güneşi hiç görmemiş gibi,
Seyretmemiş gibi mehtabı, yıldızları,
Bana söz vermemiş gibi.
Dayanamaz bütün bunlara biliyorum,
Yalan, der başka bir şey demez,
Kötü söz söylemez,
O bilmez kini,
Sadece çeke çeke ağlar içini,
Söyleyin Leyla'ya beni unutsun...
Yeni bir gün başladı, yeni bir ay. Senin doğduğun aydan benim doğduğum aya uzanırken zaman yeni bir sensizlik daha çizdim ömrüme. Bunca eskiyen ve bunca yenilenen dünyanın içinde eskimeyen tek gerçeğimsin sen. Adını söyleyemem; sesime puslu, gönlüme sırlı, ömrüme yasaklı gibi adın. Bana ve gidişime dair tek bildiğin gerçeğin, seni çok sevdiğimdir. Bütün haber kiplerinde çekimlenir bu sevgim ölene dek. Tekil şahıslar olarak kalırız karşılıklı. Sevgimin zamanlar arası yolculuğuna rağmen, biz olmaya yetmez sevdam. Ben yine aynı tepenin yamacındayım geçmişimle, anılarımla,hüzünlü çiçeğimle, sahipsiz kalan yüzüğümle, gelmeyişinle, gidişimle. Ben yine aynı çaresizlikteyim. Ben giderken merdivenlerde gözlerime bakıp duran yalnız bir kumrunun yalnızlığındayım yine. Unutma, seni yeni zamanda da seviyorum, eski zamanlarda olduğu gibi.