R.

Puan vermedi
Birkaç günde bitirdiğim bir kitap oldu. Livaneli'nin okuduğum ilk eseri. Kitabın insanı içine çeken, akıcı olmasını sağlayan bir yapısı var. Bu, benim için anlatılan olaylardan dolayı kaynaklanmıyor; anlatıcının dilinden dolayı kitap içine çekiyor. Birisinden hikaye dinler gibi o sıcaklığı hissediyordum okurken. Ancak ilk 100 sayfada, belki biraz daha fazla, yazarın yaşananları daha iyi göstermek için tekrar tekrar bir noktaya odaklandığı düşüncesine kapıldım. Leyla Hanım'ın karakterini daha iyi anlatmak için olabilir bu tabii ancak enerji düşürüyor olayın ilerlemesini istiyor olabilirsiniz. Leyla Hanım, bir paşa torunu. İstanbul'da önceden yaşadıkları yalıdan ayrılıp yalı bahçesinde bulunan küçük bir evde yaşayan ana karakterimiz. Zamanla bu küçük evden de ayrılması ve sonucunda yaşanacakları anlatıyor. Farklı alışkanlıklara, hayat ve düşünce tarzlarına sahip birkaç insanı yan yana getiriyor kitap. Zaman zaman bizi de geçmişe götürüyor. Bir kültür karmaşasına da yer veriyor diyebiliriz. Kitaptaki her karakterin kendine özgü bir havası var. Kendi doğruları ve yanlışları. Hem çok benziyorlar hem de çok farklılar. Hepimiz öyleyiz aslında. Bizi ayıran geçtiğimiz yollar sadece. Özetle, kitabı beğendim.
Roman
Leyla'nın EviZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201735,3bin okunma
Reklam
3/10
·304 syf.··
2018 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Temmuz 2018 18:53
Kitabı birkaç günde okudum. Ama bu birkaç gün çok uzun sürdü diyebilirim. Unutmadan eklemek gerekir ki kitabın arka kapağında '..gerçek hikayedir. 'diyor ama bu bir roman ve kurgu. Kitabı beğenmedim. Ama okuduğum için bir şey kaybetmedim. En azından bir fikrim oluştu. İlk 140-150 sayfada Mevlana hakkında hiçbir bilgi yok. Öncelikle bunu belirtiyim. Kimya Hatun'un çocukluğu anlatılıyor. Daha sonra Mevla'nın hayatına girişi başlıyor. Çok farklı bir Mevlana ve Şems var. Doğruluk payı hakkında objektif olarak bir yorum yapmam gerekirse, prim yapıldığı kanısındayım. Kitap sıcaklığıyla içine alan bir yapıda değildi benim için. Tasvirler benim için sıkıcı olmaz normalde ama bu kitapta boğulduğumu söyleyebilirim. Ayrıca anlatıcı bakış açısı tam oturmamış. Bir an gözlemci bakış açısı bir an kahraman bakış açısı... Bunda çevirmenin de hatası olabilir belki. Ben kitabı beğenmedim. Ama okumaktan bir şey kaybedilmez, değil mi? İyi okumalar...
Edebiyat
Kimya HatunSaide Kuds · Sonsuz Kitap · 20111,727 okunma
10/10
·372 syf.··
Beğendi
·
2017 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Temmuz 2017 00:00
Agota Kristof'tan savaş, yıkım, göçmenlik, kimlik, insanlık ve yazmak üzerine tüyler ürpertici bir üçleme... Zamanın ve adın olmadığı bir coğrafyada, savaşın, felaketin, yoksulluğun ortasında anneannelerine emanet edilmiş küçük ikizler, bir yandan hayatı anlamaya çalışırken bir yandan da ne pahasına olursa olsun hayata sıkı sıkı tutunmaya çalışırlar. Gün gelir ikizlerin yolu ayrı düşer. Bir daha görüşebilecekler midir? Belki de, sınırları aşmak, sadece mekânları ve kişileri değil, kimlikleri ve hatta geçmişi bile değiştirebilir... Diyor kitabın arkasında. Kitap bir üçleme. 2011'de Yapı Kredi Yayınları üçünü aynı kitapta toplayarak tekrar basmış. "En hüzünlü kitaplardan bile daha hüzünlü hayatlar vardır." Üçüncü Yalan' dan bir alıntı. Kitabın alt yapısını bu cümle oluşturuyor aslında. Üçüncü Yalan' a göre Büyük Defter ve Kanıt' ta anlatılanlar gerçeğin değiştirilmiş hali. Büyük Defter, adını anneannenin evindeki bir defterden alıyor. Lucas ve Claus ikiz kardeşler. Kitapta yer ve zaman kavramına ait bir şey yok. Bir savaştan bahsediliyor. İlerleyen sayfalarda bahsedilen Alman subay ve kemik çukuru İkinci Dünya Savaşı'nı betimliyor. İkizlerin annesi onları korumak için kendi annesinin yanına bırakıyor. İlk kitapta olaylar böyle gelişmeye başlıyor. "Duyguları tanımlayan sözcükler çok belirsiz, bunları kullanmaktan kaçınıp nesnelerin, insanların kendileriyle, yani olayların sadık betimlemeleriyle yetinmek lazım. .... 'Çok ceviz yiyoruz' yazabiliriz; ama 'ceviz severiz' yazamayız, çünkü 'sevmek' kesin bir sözcük değil, belirginlikten ve nesnellikten uzak. 'Ceviz sevmek' ile 'Anneannemizi sevmek' aynı şeyi ifade edemez. Birinci cümle ağızdaki hoş tadı belirtir, ikincisi duyguyu." Romanın dili çok sade. Soyut ifadelere yer verilmiyor. Sadece somut olaylar anlatılıyor.Bu
Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü YalanAgota Kristof · Yapı Kredi Yayınları · 20258,5bin okunma