Agota Kristof'tan savaş, yıkım, göçmenlik, kimlik, insanlık ve yazmak üzerine tüyler ürpertici bir üçleme...
Zamanın ve adın olmadığı bir coğrafyada, savaşın, felaketin, yoksulluğun ortasında anneannelerine emanet edilmiş küçük ikizler, bir yandan hayatı anlamaya çalışırken bir yandan da ne pahasına olursa olsun hayata sıkı sıkı tutunmaya çalışırlar. Gün gelir ikizlerin yolu ayrı düşer. Bir daha görüşebilecekler midir? Belki de, sınırları aşmak, sadece mekânları ve kişileri değil, kimlikleri ve hatta geçmişi bile değiştirebilir...
Diyor kitabın arkasında. Kitap bir üçleme. 2011'de Yapı Kredi Yayınları üçünü aynı kitapta toplayarak tekrar basmış.
"En hüzünlü kitaplardan bile daha hüzünlü hayatlar vardır." Üçüncü Yalan' dan bir alıntı. Kitabın alt yapısını bu cümle oluşturuyor aslında. Üçüncü Yalan' a göre Büyük Defter ve Kanıt' ta anlatılanlar gerçeğin değiştirilmiş hali.
Büyük Defter, adını anneannenin evindeki bir defterden alıyor.
Lucas ve Claus ikiz kardeşler. Kitapta yer ve zaman kavramına ait bir şey yok. Bir savaştan bahsediliyor. İlerleyen sayfalarda bahsedilen Alman subay ve kemik çukuru İkinci Dünya Savaşı'nı betimliyor. İkizlerin annesi onları korumak için kendi annesinin yanına bırakıyor. İlk kitapta olaylar böyle gelişmeye başlıyor.
"Duyguları tanımlayan sözcükler çok belirsiz, bunları kullanmaktan kaçınıp nesnelerin, insanların kendileriyle, yani olayların sadık betimlemeleriyle yetinmek lazım.
....
'Çok ceviz yiyoruz' yazabiliriz; ama 'ceviz severiz' yazamayız, çünkü 'sevmek' kesin bir sözcük değil, belirginlikten ve nesnellikten uzak. 'Ceviz sevmek' ile 'Anneannemizi sevmek' aynı şeyi ifade edemez. Birinci cümle ağızdaki hoş tadı belirtir, ikincisi duyguyu."
Romanın dili çok sade. Soyut ifadelere yer verilmiyor. Sadece somut olaylar anlatılıyor.Bu