Proust'un en büyük sezgilerinden biri şuydu: İnsan, gerçeği olduğu gibi değil; arzuladığı gibi görmeye meyillidir. Çoğu zaman sevdiğimiz insanı değil, zihnimizin onun üzerine kurduğu hikâyeyi severiz. Dünyayı da olduğu gibi değil, umutlarımızın, korkularımızın ve eksik yanlarımızın süzgecinden geçirerek anlamlandırırız.
Bu yüzden keder, yalnızca bir insanı ya da bir şeyi kaybetmek değildir. Asıl acı, zihnimizin özenle inşa ettiği o görünmez dünyanın yıkılmasıdır. Hayal kırıklığı dediğimiz şey, gerçeğin bize ihanet etmesi değil; bizim gerçeğe kendi hayallerimizi giydirmiş olmamızdır.
Belki de bu yüzden "Tanrı beni istediğim şeyden korusun." sözü derin bir bilgelik taşır. Çünkü insan her arzusunun hakikat olduğunu sanabilir. Oysa bazen en büyük lütuf, gerçekleşmeyen dileklerdir. İnsanı olgunlaştıran şey, her istediğine kavuşması değil; arzularını da sorgulayabilecek cesareti göstermesidir.