Sahne 1: Taşradaki "Küçük Ankara"
Kasabanın en zengini, yerel gazetenin sahibi ve aslında tüm ihalelerin gizli ortağı olan "Hacı" lakaplı Nuri Bey, yeni yaptırdığı villasının terasında "istirahat" ediyordu. Nuri Bey’in bir özelliği vardı: Canı sıkıldığında saçma sapan bir fikir atar, etrafındakilerin bu fikri nasıl "akıl dolu bir projeye" çevireceğini izleyerek eğlenirdi.
Sahne 2: "Burası Paris Olacak!"
Nuri Bey, elindeki tespihi şakırdatarak ovaya doğru baktı. Ovanın ortasında, kasabanın tek yeşil alanı olan ve köylülerin hayvanlarını otlattığı "Dutluk Mevkii" görünüyordu.Nuri Bey aniden doğruldu:
"Beyler," dedi, "Dün gece rüyamda gördüm. Bu Dutluk denilen yere kocaman bir 'Yapay Kayak Merkezi' kuracağız. Kar yok, dağ yok ama ben niyet ettim. Ne dersiniz, kasabamız kalkınmaz mı?"
Ortam bir an buz kesti. Kasabanın en sıcak, en düz, en kurak yerinden bahsediyordu. Ama dalkavukluk refleksi hemen devreye girdi.
Belediye Başkan Yardımcısı Şevket atıldı:
"Vay anam! Nuri Amca, sen dâhsin vallahi! Ben zaten geçen gün encümende diyordum, bizim halkımız neden hep sıcakta kavruluyor? Kayak merkezini kurarız, fıskiyelerle yapay kar basarız. Kasabanın adı 'Anadolu'nun İsviçre'si'ne çıkar. Hemen yarın imar planını 'kış sporları alanı' diye değiştiriyorum!"
Okul Müdürü Hikmet Bey gözlüklerini düzeltti, sesine akademik bir hava verdi:
"Aslında Nuri Bey, bu bir 'mikroklima' projesidir. Siz orada yapay buzlanma yapınca, kasabanın nem dengesi düzelir, çocukların zihin açıklığı artar. Hatta okul müfredatına 'Bozkırda Slalom' dersi eklemeyi teklif edeceğim. Batı bunu yüzyıl önce yaptı, biz neden yapmayalım?"
Halıcı Cemal ise cüzdanına sarıldı:
"Nuri Bey, kayak takımının altına serilecek o suni çimleri ben Kayseri'den ucuza kapatırım. Üzerine de 'Nuri Bey Tesisleri' yazdırırız. Hatta