Bataklıktan Çıkanlar ve Bataklığa İtilenler
Biz Finlerin güçlü bacakları ve zayıf beyinleri olsun istemiyoruz. Altta manda bacaklarına, üstte koyun başına, boş bir kafatasına sahip olmamalıyız. Böyle bir kafa bize uymaz. Küçük halkımızın gelecekteki büyüklüğü için hayallerimizi karşılamıyor. Finlandiya’da futbolun başarısından heyecan duyuyorsunuz. Sevince boğuluyorsunuz. Kulübünüzün komşu İsveç, Norveç, Danimarka’da yarışmaya davet edildiğini, hatta uzak Macaristan’a gittiğini ve kazandığını söylüyorlar. Sevinciniz beni mutlu etmiyor. Sevgili Suomi’de görmek istediğim dernek isimleri arasında ‘Güçlü Düşünce’, ‘Büyük İşler’, ‘Sütçülük’, ‘En İyi Yumurta’, ‘Tahıl Takımı’, ‘Kar Beyaz Keten’, ‘Temiz Vicdan’, ‘Yeni Fikirler’, ‘Mekaniğin Gururu’, ‘Tok Halk’ yer alıyor. Siz genç Finlerin Macarları, Almanları, Fransızları, İngilizleri yenmenizi ve bunu sadece bacaklarınızla değil,kafanızla, kalbinizle, iradenizle başarmanızı isterim. Bilim, sanat, ticaret, sanayi alanında doğru mevzuatlarla halklar vatan topraklarını geliştirmek için mücadele etmelidir. Bu büyük savaşta sadece futbolcunun kaslı kollarına güvenerek uzağa gidemeyeceksiniz. Kafayla bir topa vurmak için sert bir kafatası gereklidir, ancak malumunuz en sert kafatası koyunlardadır. Koyun kafasını Fin gençliği adına gurur duyulabilecek bir şey olarak görmüyorum.
Sayfa 36·Kitabı okudu
Duygu ve Düşünce
IV. CANAVAR VE HİLKAT GARİBESi
Eski şehirlerde anatomik kusurlar, göze bugünkünden çok daha başka bir şekilde görünürdü. Salgın hastalıklar ve ölüm kol gezerken, alışılmış ve görülmez olmuş fiziksel izler, yaralar, şekil bozuklukları, sakatlıklar, bedende doğal olarak algılanan şeyler arasındaydı. Ne var ki, o vakitler bedensel kusurlara karşı hoşgörü eşiği bizimkinden katbekat yüksek olsa da; olağan sayılanın ötesine geçerek bir anda bir mucize gibi, Tanrı'nın bir takdiri ya da şeytanın bir laneti gibi zuhur eden hilkat garibelerine klasik çağın insanlarının ne büyük bir merakla baktığını gösteren pek çok örnek de mevcuttur. Bir hilkat garibesinin doğduğunun duyulmasıyla ahalinin koşup gelmesi bir olur, soyluların arabaları ve bilim insanları takımı da az farkla peşlerinden yetişirdi. Tek yapraklık yayınlar ise el koyar, dedikodu giderek yayılır, anbean büyüyen kalabalık heyecanlanır, olayın gerçekleştiği ev derhal bu vesileyle bir tiyatro sahnesine dönerdi; hilkat garibesi seyirlik bir nesne olur, ticaretin yolu açılırdı.
Sayfa 516 - Alfa Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Genç Cumhuriyet’in Beyin Takımı…
“Cumhuriyet kavramının içini dolduracak olan, sanatla, kültürle, sporla, Cumhuriyet'! Cumhuriyet yapacak olan nesiller dünyaya gelmeye başlamıştı. Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum. Volkan olup dönünüz... Pırıltılı gençler yurtdışına eğitime gönderilmeye başlandı. İlk kafile Almanya, Fransa ve Belçika’ya gitti. Devlet kendi boğazından kesmiş, geleceğimizi kuracak olan gençlerimize her türlü maddi imkanı sağlamıştı. Ordinaryüs Profesör Ekrem Akurgal mesela, o yıllarını şöyle anlatacaktı... “Aylık öğrenci bursumuz 96 liraydı, yani ayda 650 mark gelirimiz vardı, bu para bize bol bol yetiyordu, Alman öğrenciler ayda 150 markla geçiniyordu, bazen Kempinski, Mampe gibi ünlü restoranlara bile giderdim, iyi giyinirdim, tanınmış ailelerin evlerine davet edilirdim, Berlin’in hep en güzel semtlerinde otururdum.” Bu aldıkları bursun karşılığını fazlasıyla verdiler. Kendilerini okutan devleti yücelttiler. Selahattin Reşit Alan, Fransa’ya gönderildi. Uçak mühendisi oldu, pilot oldu. İlk milli uçağımız MMV-l’i üretti. Ahmet Adnan Saygun Ulvi Cemal Eritin Cemal Reşit Rey Haşan Ferit Alnar Necil Kazım Akses Fransa’ya gönderildiler, konservatuvar eğitimi aldılar, “Türk Beşleri” oldular, çok sesli müziğin omurgasını oluşturdular. Ekrem Akurgal, Almanya’ya gönderildi. Arkeolojide hocaların hocası oldu, ordinaryüs oldu. Jale İnan, Almanya’ya gönderildi, Türkiye’nin ilk kadın arkeoloğu oldu, Perge ve Side antik kentlerini memlekete kazandırdı. Cahit Arf, Fransa’ya gönderildi, ordinaryüs matematikçi oldu, TÜBİTAK’ın ilk bilim kurulu başkanı oldu, literatüre “Arf Değişmezi” ve “Arf Halkaları” gibi kendi adıyla anılan teoremler kazandırdı, bugün 10 liralık banknotumuzda portresi var. Haşim Şensoy, elektrik mühendisi oldu. Keban Barajı’na imza attı. İhsan Ketin, Türkiye’de “jeolojinin
Celal Şengör
Türkiye’nin, hiçbir zaman bir Fransa, bir Rusya veya hatta bir Çin gibi bir entelektüel eliti olamadı. Ama her şeye rağmen, Türkiye’yi dar zamanında kurtaracak kadar dünyayı bilen, işinin ehli, vatanını seven bir eliti olmuştur. Bu elitin adı Türk Silahlı Kuvvetleridir. Bu elit Türkiye’yi ve Türk milletini korumakla kalmaz, ona ilk ressamlarını, ilk doktorlarını, ilk gerçek bilim insanlarını da hediye eden kurum Türk Silahlı Kuvvetleri olmuştur, çünkü en iyi eğitimi hep Türk Silahlı Kuvvetleri vermiştir. Türk halkı geleneksel olarak ordusunu canından çok sever, çünkü o ordunun mensupları kendi çocuklarıdır. Kendi yavrusunun ülkesinin elitine katılmasını isteyen aileler çocuklarını asker yapar. Son yıllarda bu elite karşı bir hücum başladı. Bunu ülkenin en bilgisiz ve en görgüsüz takımı yönetiyor. Bu takımın özelliği cehaletidir ve o cehaletin en belirgin ifadesi yobazlıktır. O yobaz, aynı Kurtuluş Savaşında yaptığı gibi, ülkesinin felâketini isteyen dış güçlerle el ele kol kola olduğu intibaını vermektedir. Bir yandan orduyu yok etmeye yönelmişken, bir yandan da ülkenin diğer elit kaynağı üniversiteleri bitirmek peşindedir. Bir şeyi ortadan kaldırırken yaptığınızı başkaları fark etmesin isterseniz en iyi yol, yok etmek istediğiniz nesneyi sulandırarak çoğaltmaktır. Şu anda üniversiteler böyle bir tehditle karşı karşıyadır. Yargı ayrıca tehdit altındadır. Ama, en elit kurum olan ordu tam hedeftedir. Ülke çok ciddi bir bölünme krizinin içindeyken, bu olayların tesadüfen aynı zamana denk geldiğini herhalde hiç kimse düşünmüyor; hem de tehdit altında olan yerler tüm Ortadoğu’nun en zengin su kaynaklarını içeriyorsa. Zorda kalan ülkeleri ayak takımı değil, elitleri kurtarmıştır. Türkiye şu anda kendi elitini yemek sürecindedir. Yani AIDS (Edinilmiş Bağışıklık Eksikliği
Deneme
Hacı Aga'ya sert bir tokat
— Yanılıyorsunuz. Benim tanıtılmaya ihtiyacım yok. Şimdiye kadar kimseden de sadaka istemedim. Sizin için şiir anlamsız, belki muzur ve şair de dilenci olabilir. Sadece hırsızlar, kabadayılar, eşkiya takımı, kaçakçılar akıllı, onların yaptıkları toplumda değerli sizce! Bu cevabı beklemeyen Hacı şaşırdı; kekelemeye başladı: — Siz de... bu toplumun... üyesisiniz. Diyelim ki adi hırsızın... Munâdilhak sözünü kesti: — Haklısınız. Ahmakların sırtını sıvazlayan, sefilleri besleyen, ayak takımının hoşlandığı bu muhitte siz seçkin bir kişisisiniz. Hırsınız, açgözlülüğünüz, alçaklığınız ve aptallığınız doğrultusunda kendinize bir düzen kurmuşsunuz; bunu himaye ediyorsunuz. Sizin gibilerin yaşayacağı bu ortamda hiçbir şey yapamam ben. Vücudum atıl ve batıl kalır. Çünkü şairleriniz de sizin gibi olmak zorunda. Sizin hazırladığınız, her şeyin, hırsızların, dolandırıcıların, casusların değer yargılarına göre değerlendirildiği, sözcüklerin anlamlarını yitirdiği bu hela çukurunda ben bir hiçim. Bu çukurda sadece sizlerin yeme ve semirme hakkı var. Size layık olan da bu çukur zaten. Ama sizin pislikleriniz arasında boğulmaya mankûmum ben. Şair dilenci mi, dalkavuk mu acaba? Sürekli halkın kıçını yalayıp, insanları kazıklayan sizler, onları aldatarak bir tür dilencilik yapmıyor musunuz? Hacı bunalarak: — Yeter artık! Tadını kaçırma işin. Şiirle insanların karnı doymaz. Sabahtan akşama kadar hırsız dediklerinizi methedersiniz, boynu bükük kapı ardında beklersiniz, şiirinizi okuyup da bahşiş almak için! (Hacı söylediğine pişman oldu.) İzninizle maksadım... — Maksadınız, sizin gibi alçalan şairlerdir. Şiir ve şair hakkında hüküm vermek size kadar düşmedi. Siz ve sizin gibiler ahmak yaratıklarsınız. Yersiniz, geğirirsiniz, çalarsınız, yatar, çocuk yaparsınız. Sonra da ölür ve unutulur
Sayfa 78 - 81·Kitabı okudu
Vatanı Korumak Çocukları Korumak ile Başlar \ Atatürk
Çocukları Korumak Yeni Akıllara Geldi Vatanı ve ulusu korumak çocukları korumak ile başlar. Son çeyrek yüzyılda tarikat ve cemaatler çocuklara tecavüz ederken o günün aile bakanı bir kere tecavüz etmekten bir şey olmaz demişti. Daha vahimi teknolojinin kucağında erken büyüyen bırakın çocukları bebekleri bile ailelerin koruma bilincinden gelişme diye görerek küçük yaşlarda tini küresel dijital çete tarafından ele geçirilmiş nesiller yetiştirilmiş olmasıdır. Geçen gün kitle imha silahı medya da bir haber gördüm çocukların sosyal medyaya girişi ailenin onayı ve şifre girişi izni ile mümkün olacakmış. Küresel soyguncu çetenin zulüm üreten ağlarının faaletine izin vermeden bunun tedbirini almak gerekmez miydi? Hatta Türk bilgi arama ağı ve denetimli bilgi girişli ulusal sosyal ağlar yapmak gerekir iken küresel çetenin tüketim ve algı silahı olarak kullandığı ağların faaliyetinde sırf vergi alacağız diye neden izin verdiniz. Yirmi beş yaşına kadar olan tüm nesilleri erken yaşta bu kadar doyumsuz ve sorumsuz bir şekilde büyütme sebebi budur. Yıllar önce bez bebek adlı çocuklara yönelik bir dizi varmış. Büyük kızım o zaman küçüktü ve işten akşam eve geldiğimde baba beni öteki odaya ışınlayarak gönderir misin? Böyle bir şey mümkün değil de nereden öğrendin bunu. Bez bebek dizisinde anne ve baba bunu yapıyor sen neden yapamıyorsun diye yanıt verdiğinde yıkıldım adeta. RTÜK denen kuruma hemen yazı yazdım bu tür yayınlara neden izin vererek çocukların hayal dünyasının kötü niyetli bir çabanın hizmeti adına niçin göz yumuyursunuz diye sordum. Gelen yanıt yeni bir yıkım üretti. Televizyonun kontrolü ailede olup çocuklara zararlı yayınlar için+7 ile başlayan uyarıyı yayın öncesi veriyoruz.
Hayata Dair
Reklam
Reklam