Bu yeni Sahra, benliğine çok yabancıydı. Hırslı, gözü kara, her an her şeyi
yapabilecek olan… Huyunun suyunun değişimi bazen ona
sebepsiz hıçkırıklar musallat edip, içten içe suçladığı günahkâr
Sahra’ya kırk tas su döküyordu.
Mavi Kıyılar; hem tasavvufu hem psikolojiyi hem de nostaljiyi içinde harmanlamış dolu dolu bir roman. İçeriği ile çok tatmin ediciydi. Hikâyenin omurgası bir aşk hikâyesi gibi dursa da aslında aşkla süslenmiş vermek istediği mesajlarla psikolojik tasavvuf romanı diyebiliriz. Hikâye 1970'lerin ortasında geçmekte. Hayalperest bir üniversite öğrencisi olan Sahra; kitaplara, aşk hikayelerine ilgili ve aşkı merak eden genç kızdır. Kitap boyunca onun hamlığını pişmesini ve yanmasını okuyoruz. Spoiler vermeden nasıl yazabilirim diye düşünüyorum fakat zorlanıyorum. Satırlarda saklı altı çizilesi onca güzel paragrafları hem doya doya anlatmak isterken öte yandan okuyana da bırakmak istiyorum...
Kitap inanılmaz mantık hatalarıyla dolu. Bir türlü seçim yapamayan; ne çocukluk aşkından vazgeçen başrol kızımız ne de Juliet olmaktan vazgeçiyor. Araya başka gizemli kişiler giriyor. Hadi bu kısımları geçtim. Olaylar arasında bu kadar tutarsızlık olamaz. Başrol erkek küvetin içinde sıcak suda iki bileğini!! kesiyor. Hadi orayı da geçelim. Bir insan öncesinde alkol ve madde kullanmışken yani tıbben sıcak suyun etkisiyle kan bu kadar incelmişken ne hikmetse kan kaybetmiyor mahalle arası küçük bir klinikte minik bir operasyonla iyileşiyor. Kitap bu sahneden sonra bitti benim için ama ısrarla hadi diğer kitaba da bakayım dedim o kısım daha facia. Madde ve alkol kullanımı yapan başrolümüz rahat bir şekilde başkasına kan verip hayat kurtarıyor. Azcık mantık olmasını ve olay örgüsünün tutarlı olmasını beklerdim zira bayrak bayrak reklamlarını afişlerini görünce, üstüne dizisinin çekileceğini de duyunca beklenti yükseliyor haliyle. Yine de emek var ortada yazarın emeğine sağlık. Şişirildiği kadar beklenti karşılayan bir kitap değildi.