Geçmişte kalmış yaşanmışlıkların ardında sessiz bir iç çöküş
9/10
·344 syf.··
2026 24. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 00:47
#okudumbitti -Muhabbet Virginia Evans Hikayenin merkezinde, ömrünün son dönemlerini yaşayan yaşlı bir kadın olan Sybil Van Antwerp yer alıyor.Sybil, tam otuz yıldır kendisini seven herkesi dış dünyadan uzak tutarak derin bir inziva hayatı sürmenin peşindedir. Dünyaya ve hayata tutunma yolunu ise her sabah çalışma masasının başına geçip yazdığı mektuplarda buluyor ki: kayıtlı olduğu kulübe,kardeşine,en yakın arkadaşına,üniversite dekanına yazarlara sayısız mektup yazar ama, en önemlisi de "O" diye hitap ettiği kişiye yazdığı mektupları bir türlü gönderemez. Bu en büyük çıkmazı olur. Açıkçası ilk 60-70 sayfada yaşlı bir kadının rutin gündelik dertlerini mi dinliyoruz bazı mektuplar niye bu kadar kısa derken,sayfalar ilerledikçe satır aralarındaki boşluklar ve sessizlikler konuşmaya başlıyor. Sybil kendi varoluşunu sorgularken yazıpta gönderemediği şeylerin ardındaki trajediyi içten içe yaşıyor ve bunu sizde fazlasıyla yaşıyorsunuz. Olay veya olay örgüsü yok,edebi bir dil kullanılmamış ve okuyucu bunu bir yerden sonra çokta arama derdine girmiyor. Bilinç akışı yöntemi ve yoğun iç monologları tercih etmiş Virginia Evans. Yazarın dili oldukça lirik, metaforik ve entelektüel düzeyde yoğun. Bu kitap insanın dille, zamanla, ölümle ve en nihayetinde kendi ham gerçekliğiyle yaptığı o kaçınılmaz ve sarsıcı içsel konuşma var ya tamda onu anlatıyor. Unutma; Kelimeler,özellikle yazılı olanlar ölümsüzdür. Bazen en kolay yöntem bir hediye nazil bir davranış ya da bir mektup için teşekkür ederek ise koyulmak,sonra kalemin seni nereye götürüyorsa onu takip etmektir. Sana sorulan soruları yanıtlarsin, sen kendi sorularını sorarsın ve böylece hiç bitmeyen bir merak ve öğrenme döngüsü başlatmış olursun. Herkese tavsiye ediyorum.
MuhabbetVirginia Evans · April Yayıncılık · 2026142 okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2026 23. kitabı
Eser 'Avrupa'da bir hayalet dolaşıyor-komünizm hayaleti' gibi ikonik bir söz ile başlayıp; 'Bütün ülkelerin işçileri, birleşin.!' çağrısı ile sona ermektedir. Kısaca bizlere kaymağı başkası yerken .... niye siz yiyorsunuz demeye getirmektedir. F.Engels ve K.Marx dayılarım !halkların gardaşlığı¡ kavramını ortaya çıkarmak ve bu anlayışı pekiştirmek adına eseri oluşturmuşlardır. Bu eser sayesinde komünizm programlandırılmış ve bilimsel sosyalizm tabiri ortaya çıkarılmıştır. Eser temelde iki ana konuyu ele almaktadır. İnsanoğlunun tarihi her daim ezenler ve ezilenler arasında yaşanan çatışmalar ile şekillenmiştir. Ve bu nedenden ötürü toplumların tarihi aslında bir sınıf mücadelesinden ibarettir. Kısacası nasıl ki burjuva sınıfı feodalizmi yıktıysa, ploreter sınıfta burjuvayı yıkacaktır. Bu bahsettiğim durum gerçekleştiği zaman ise ikinci konumuz ortaya çıkacaktır. Özel mülkiyet ve devlet kavramı ortadan kalkacak yerine ortak mülkiyet ve sınıfsız toplum anlayışı gelecektir. Böylece DeVrİm ile gerçekleştirilen sözde 'özgürlük' durumu ortaya çıkacaktır. Bence bu bahsettiklerim içerisinde birtakım küçük sıkıntılar mevcuttur. "Daha detaylı bir şekilde anlatabilirim lakin genel konuları ele alsam yeterli olur diye düşünüyorum." İlk olarak Komünizm iki temel felsefesi ile çelişmektedir. (Çatışma durumu ve yeni eskiyi yener anlayışı.) Feodalizmin iki belki de üç basamak öncesinde yer alan (yabanıl ve atıl) durumu son ve en gelişmiş durum olarak sunmak ve bunun bir çatışmaya yol açmayacağını düşünmek mutlak bir saçmalıktır. İkinci olarak Komünizm Kapitalizm gibi topluma göre şekil almak yerine toplumdan eğitim, bilinç ve ahlak gibi temel olguları talep eder. Üçüncü olarak Komünizm Kapitalizm gibi bireyin istek ve arzularını dikkate almak yerine kendi mutlak doğrularını
Komünist ManifestoKarl Marx · Can Yayınları · 202416,4bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
7/10
·72 syf.··
2026 48. kitabı
Konusu kısaca Bir kasabadaki hastanenin Altıncı Koğuş adı verilen akıl hastaları bölümünde geçen hikâyede, doktor Andrey Yefimiç Ragin ile hasta İvan Dmitriç Gromov arasındaki diyaloglar merkezdedir. Doktor başlangıçta pasif, kaderci ve “her şey zaten anlamsız” düşüncesindedir. Zamanla bu koğuşa ve özellikle Gromov’un fikirlerine ilgi duyar, ama sonunda kendisi de “hasta” ilan edilip aynı koğuşa kapatılır. Bu kitap en çok şuradan vurur: “Dışarıdaki düzen aslında içeridekinden daha akılcı mı?” Çünkü doktorun dış dünyası da en az koğuş kadar anlamsız ve acımasızdır. İnsan bazen dünyayı anlamak yerine, onu “önemsizleştirerek” kendini korumaya çalışıyor. Yani “nasıl olsa her şey boş” demek, ilk bakışta felsefi bir olgunluk gibi duruyor. Ama Çehov bunu tersine çeviriyor: Bu tavır, aslında hayatın içindeki acıya, sorumluluğa ve eyleme kapıyı kapatmak. Bir tür zihinsel kaçış. Koğuştaki Gromov ise bunun tam karşı kutbu gibi. O daha “canlı” bir bilinç taşıyor; acıyı hissediyor, tepki veriyor, itiraz ediyor. Ama ironik olan şu: toplum onu deli sayıyor. Burada Çehov’un rahatsız edici sorusu ortaya çıkıyor: Eğer duyarlılık “delilik”, kayıtsızlık “normallik” ise, normalliğin kendisi ne kadar sağlıklı? Benim okuduğum kadarıyla kitap şu fikri dayatıyor: İnsan sadece düşünerek değil, dünyayla temas ederek var olur. Temas kesildiğinde (duygu, sorumluluk, eylem), felsefe bile bir tür uyuşmaya dönüşüyor. Çıtır okumalık bir kitap ama çok yüksek beklentiye girmemek lazım…10/6.5
Duygu ve Düşünce
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,3bin okunma
Ölmüşüm gibi arkamdan konuşur musunuz rica etsem?
8/10
·72 syf.··
2026 4. kitabı
Uzunn zaman sonra geldim size. Ne olursam olayım yine geldim. Kim olduysam onunla geldim. Okuyamayan biri olarak geldim. Son zamanlara öyleydim yani. Toparlanma aşamamın 2. kitabıyla geldim size işte karşınızdayım... Ölürsem arkamdan iyi hatırlayın diye kendimi açıklamaya geldim ama insanoğlu vicdanı sebebiyle ölünün arkasından kötü konuşmaz zaten. Konuşmazsınız di mi? İşte bunu merak ederek aldım kitabı. Ölü birinin ardından ne düşünürüz, neler söyleriz ve en önemlisi neleri söyleyemeyiz? Bunun kitabını yazmış #y:179909. Kadıköy kitap günlerinde Sel yayıncılıkta görev alan bir beyefendinin tavsiyesi üzerine aldım kitabı. Çok güzel övdü, gerçekten çok samimiydi. Kitabı ne kadar içselleştirdiğini o kadar içten ifade etti ki kayıtsız kalamadım. Sel yayınlarının zaten okuyup beğenmediğim kitabı çok çok nadirdir. Yapıyorlar bu sporu. Kitap intihar eden Luc'un arkasından anne-babasın, yenge-amcasının ve onların kızı (yani Luc'un kuzeni) Celine'in Luc ile ilgili bilinç akışı şeklinde düşüncelerini içeren bir metin. Ara sıra Luc'un kendisi de dahil oluyor hatta bu akışa. Akış dediğim de öyle bir akış ki; hop oraya hop buraya atlayıp duruyor yazar. Bir annesi konuşuyor, bir yengesi; bir Luc'un yaşadığı dönemdeyiz, bir intihar ettiği günde. Allak bullak oldu zihnim ne olduğunu anlayana kadar. Ama bir kere anladıktan sonra akıyor gerçekten, korkmayın. Kitapta en çok hoşuma giden şey, aile ilişkilerini anne-baba gözünden görüp onların biz evlatları hakkında neler düşündüğünü anlayabilmek oldu. Benim fazlasıyla cebelleştiğim ve hatta ülkemizde birçok gencin de muzdarip olduğunu düşündüğüm bir konu. Hani ebeveynlerinize karşı durabilecek gücünüz kalmadığında, artık yapacak, deneyecek herhangi bir yol, bir çare kalmadığında yavaş yavaş uzaklaşırsınız ya; aranıza uçurum girer,
1000Kitap
Onlardan UzaktaLaurent Mauvignier · Sel Yayıncılık · 2026138 okunma
8/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 57. kitabı
Merhaba kitapsever dostlarım farklı bir ktap okudum. İnsanın kendi iç dünyasını aralayan bir kitaptı benim için. Alışılmış kalıpların dışına çıkarak Kur’an’ın sembolik diline farklı bir pencereden bakıyor ve ayetlerin ardında yankılanan o derin sesi hissettirmeyi başarıyor. Kitap boyunca bilinç ve zihnin ayrımına, egonun insan üzerindeki etkisine ve ruhsal uyanışın nasıl mümkün olabileceğine değinilmiş. En çok hoşuma giden şey, egoyu düşmanlaştırmak yerine onu dönüştürülmesi gereken bir parça olarak ele almasıydı. Çünkü bazen insanın en büyük savaşı dış dünyayla değil, kendi içindeki yüklerle oluyor. Surelerin içinde saklanmış hakikatleri keşfederken bir yandan da kendi içimde taşıdığım yükleri düşündüm. Bu kitap bana, içsel arınmanın aslında bir kaçış değil; insanın kendine dönüp yüzleşmesiyle başlayan bir yolculuk olduğunu hatırlattı. Bazı cümleler vardı ki altını çizmek yetmedi, uzun uzun durup düşündürdü. Benim için bu kitap, bilgi vermekten çok uyanış hissi bırakan bir okuma oldu. Bitirdiğimde zihnimde tek bir şey kaldı: Bazen hakikati görmek için önce üzerimizdeki balçığı fark etmek gerekiyor. Alışılmışın dışında özgün kitap arayışında olanlara kesinlikle tavsiyemdir. Yeni kitaplarla buluşmak dileğiyle sevgiler. @kitapsever.bayan tavsiyrsi ile okudum
Meğersem Güneş Hep Balçıkla SıvanırmışRecep Çiftçi · Ceres Yayınları · 202611 okunma
7/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
Ben Miyim? (Almanca özgün adıyla Ich?), Birinci Dünya Savaşı sonrasında yayımlanmış, savaşın birey üzerindeki psikolojik etkilerini ele alan erken dönem modernist romanlardan biridir. Peter Flamm, savaş sonrası travma, kimlik kaybı ve topluma yabancılaşma temalarını, parçalı ve bilinç akışına yaklaşan bir anlatımla işler. Roman, geleneksel olay örgüsünden çok, baş karakterin iç dünyasına ve ruhsal çözülüşüne odaklanır. Bu nedenle eser, savaş karşıtı edebiyatın ve modern psikolojik romanın dikkat çekici örneklerinden biri olarak değerlendirilir. Kitap yayımlandığı dönemde savaşın ruhsal yıkımını doğrudan ele alması nedeniyle ilgi çekmiş, özellikle eski askerlerin yaşadığı kimlik krizini gerçekçi biçimde yansıtması bakımından övgü almıştır. Eleştirmenler, Flamm'ın savaş sonrası kuşağın yabancılaşma duygusunu güçlü biçimde aktardığını belirtmiştir. Buna karşılık bazı yorumcular, romanın parçalı yapısını, ani geçişlerini ve zaman zaman belirsizleşen anlatımını takip etmesi zor bulmuştur. Bu eleştiriler günümüzde de devam etmektedir. Romanın en güçlü yönlerinden biri savaş sonrasında topluma yeniden uyum sağlayamayan ve kendi benliğine yabancılaşan bir insanın ruh hâlini etkili biçimde aktarabilmesidir. Ancak bu psikolojik dağınıklık, anlatım biçimine de yansıdığı için eser zaman zaman okuru bilinçli olarak yönsüz bırakır. Bu durum bazı okurlar tarafından edebi bir başarı olarak görülürken, bazıları için takip edilmesi güç ve yorucu bir okuma deneyimine dönüşebilmektedir. Bu inceleme ChatGPT aracılığıyla yazılmıştır.
Ben miyim?Peter Flamm · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025106 okunma