Kafiyelere uydum bu sefer
Bir Bütündür Yüreğim Düşen ne candı, ne tan Varılan bir yoldu bu ciwan Şimdi ne dert kalmış ne de tasam Bir elekten geçtim, felek bile kolaçan. Sesimi yıldırandır bu çalı desenli ihtişam elbet bilinirdi, yüce aşkta bir lisan Kanımca ezilmez artik yürek fukaram Ne daha yenilirim ne de eksik kalırım bu yoldan. Bilinmezdi elbet, ezilen çiçeklerin dramı birçok yillıktı anılar, kelebeklere zulüm... Kim derdi ki, ben avare bir Yusuf Ne kuyuda susuz kaldım, ne aşka üryan Hep yalnızdım imanın en soğuk kuytusunda Şimdi ne Cennet bağlar beni ne de nizam. Buydu bize bahsedilmiş bir mizgin yetemesem neye yarar coşmam. Bir duymuşlar beni, sessizlik bunca bohçam şimdi ne görseler bilmukabele hâlimden çığırtkan düşlerdi bunca beni aksettiren varabildim sonunda nelerdir bizlere kalan. Bu umutsuzluk pergelindedir gölgem Faydam yoktur adımdan gayrı manaya yine de Tanrı bilir derim, kal-û beladan
Edebiyat
Semerkandi Hazretleri ifadesi, İslam tarihi ve tasavvuf geleneğinde Semerkand (Özbekistan) kökenli veya orada yetişmiş birçok büyük alim ve veli için kullanılan hürmet dolu bir hitaptır. Tarihte bu nisbeyle (Semerkandi) anılan birden fazla çok önemli şahsiyet bulunmaktadır. En çok bilinen ve kastedilme ihtimali yüksek olan iki büyük ismi şöyle özetleyebiliriz: 1. Şeyh Ebû Bekir es-Semerkandî (Ebu Bekir Vâsıtî) Tasavvufun erken dönem (mütekaddimîn) büyüklerindendir. Aslen Vâsıtlı olup bir süre Semerkand'da yaşadığı için bu nisbeyle anılmıştır. Cüneyd-i Bağdâdî ve Ebû Bekirş-Şiblî gibi büyük zatların sohbetlerinde bulunmuş, Horasan tasavvuf ekolünün şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. 2. Ubeydullah el-Ahrâr Hazretleri (Hâce Ubeydullah-ı Semerkandî) Nakşibendî tarikatının en büyük silsile halkalarından (Altın Silsile) biridir. Taşkent'te doğmuş ancak ömrünün büyük kısmını ve irşad faaliyetlerini Semerkand'da geçirmiştir. Etkisi: Dönemin Timurlu hükümdarları (Ebu Said Mirza, Ahmed Mirza) üzerinde muazzam bir manevi ve siyasi nüfuzu vardı. Savaşları durdurmuş, halktan ağır vergilerin kaldırılmasını sağlamıştır. Kabri: Bugün Özbekistan'ın Semerkand şehrinde, kendi adını taşıyan Hoca Ubeydullah Ahrar kompleksi içindedir. Diğer Bilinen Semerkandî Alimleri Eğer tasavvufi değil de kelam, fıkıh veya tefsir yönüyle bir arama yapıyorsanız, kastedilen kişi şu isimlerden biri de olabilir: Ebû Mansûr el-Mâtürîdî: Sünni akidenin (Maturidiyye) kurucusudur, Semerkand'ın Maturid mahallesindendir. Ebû el-Leys es-Semerkandî: "İmamü'l-Hüda" (Hidayet İmamı) lakabıyla bilinen, Tenbihü'l-Gafilin ve Tefsirü'l-Kur'an gibi eserleri yüzyıllardır Anadolu'da da çok okunan büyük fıkıh ve tefsir alimidir. Semerkandî (Şemseddin): Matematik, astronomi ve mantık alanında eserler vermiş ünlü bilim
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Çamurlu bir sokağın başında, henüz güneş doğmamışken, içindeki sancılarla kıvırılıp duruyordu. Adı yoktu, sadece yoldaşlarınca bilinen bir harften ibaretti. Sokak lambası bile ona tepeden bakıyordu; paslı bir demirin ucuna asılmış o titrek sarı ışık, sanki onun günahlarını değil, eksiklerini tartıyordu. Le, başını kaldırdı. O ışık, yüzündeki yorgun çizgileri saklamıyor, aksine her biri bir bıçak darbesi gibi daha da derinleştiriyordu. İçindeki sancı, mide boşluğunda oluşan o tanıdık, soğuk, taş gibi ağrı değildi. Le, başını kaldırıp karşı apartmanın karanlık pencerelerine baktı. Her bir camın arkasında yaşamsız bir hayat, bir yatak, büyük bir yabancılaşma vardı. İnsanlar birbirinin kapısının önünden geçiyordu ama sanki başka dünyaların sakinleriydiler. Le hissederdi; asla iyileşmeyecek ve asla göğsünü saran sancılar peşini bırakmayacaktı. Çünkü insan bazen bir yara taşımazdı; yaranın kendisine dönüşürdü. O da dönüşmüştü.. Ne zaman bir yüz görse, o yüzün ardındaki boşluğu hissediyordu. Ne zaman bir kahkaha duysa, sesin altında saklanan yorgunluğu işitiyordu. İnsanların birbirlerine söyledikleri sözler ona hep yarım gelirdi. Sanki herkes, içinde büyüyen karanlığı gizlemek için konuşuyor; sessizlikten korktukları için gülüyordu. .Le, elini ceketinin cebine götürdü; orada, eski, kağıdı sararmış bir not kağıdı vardı. Üzerinde sadece bir isim ve bir tarih yazılıydı; o tarihten sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını, o tarihten sonra insanların birbirine nasıl "yabancılaşmaya" başladığını hatırladı..Ona bakınca, insanın kendine yabancılaşmasının aslında bir tür intihar olduğunu düşündü.."Ya ben intihar ettiysem ve bütün bu olanlar benim cehennemimse, diye aklından saklarcasına geçirdi içinden.." Her gün bir parçasını, bir hissini, bir merhametini yolda bırakarak yürümek.
Edebiyat
Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri'ne ait çok bilinen tasavvufi bir şiirdir.Şiirin orijinal dörtlüğü şu şekildedir: Nedir bu ellere ayak? Nedir bu dillere dudak? Aç gözün ibretle bak! Âlem bir temaşagâh imiş… Özetle bu şiir; insanı dış görünüşün ötesine geçmeye, etrafındaki harikaları fark etmeye ve hayatın fani (geçici) güzellikleri içinde aslında büyük bir ilahi sanatı seyrettiğini idrak etmeye davet eder.
#𝙎𝙀𝘽𝙀_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 🌀#Muhammedim) De ki: “Size bir tek öğüdüm var: Ya ikişer kişi hâlinde veya tek tek Allah için kalkıp şöyle bir kenara çekilin ve bütün önyargılarınızdan sıyrılarak samimi ve ciddi olarak düşünün! Göreceksiniz ki, arkadaşınız Muhammed’de delilikten hiçbir eser yok! O, çok çetin bir azabın öncesinde sizi ondan sakındırmak için gelen bir peygamberden başkası değildir.” 46 De ki: “Bu yaptığım hizmet karşılığında sizden hiçbir ücret talep etmiyorum. Böyle bir şey istedimse, o sizin olsun. Çünkü benim ücretimi verecek olan ancak Allah’tır. O, her şeye hakkıyla şâhittir.” 47 De ki: “Şüphesiz Rabbim bâtılı imhâ ederek gerçeği ortaya çıkaracaktır. O, bütün gizlilikleri çok iyi bilir. 48 De ki: “Hak geldi ve bütün açıklığıyla kendini ortaya koydu. Artık, tâkipçileri canlı tutmaya çalışsa da, bâtıl ne yeni bir şey ortaya koyabilir, ne de gideni geri getirebilir; böylece sönüp gitmeye mahkûmdur.” 49 De ki: “Eğer ben yanlış bir yola sapmışsam bunun zararı banadır. Eğer doğru yolu bulmuşsam, bu da Rabbimin bana vahyettiği Kur’an sayesindedir. Gerçekten O, her şeyi hakkıyla işitendir, kullarına çok yakındır.” 50 #Tefsir: 📖 📖 İnsan, bir kısım ön yargılardan kendini kurtarıp, gerçeği bulabilmek için samimiyetle düşünecek olsa; yine aynı safiyetle Hz. Muhammed (s.a.s.)’in hayatını ve kişiliğini inceleyecek olsa, onda delilikten hiçbir iz bulunmadığını, aksine onun toplumun en akıllı insanı olduğunu görecektir. Hem Mekkeliler, zaten henüz kendisine peygamberlik verilmeden önce de ona çok güveniyor, emanetlerini ona bırakıyor ve mühim işlerinde ona danışıyorlardı. “Kâbe hakemliği” olarak bilinen şu hâdise bunun canlı şâhididir: Allah Resûlü’nün nübüvvetinden beş sene önce Kâbe’yi tâmir eden Kureyşliler Hacer-i Esved’i yerine kimin koyacağı hususunda
“Bir şey var olsa bile, onu bilemeyiz. Zira düşüncemiz ile var olan şeyler farklı düzlemdedir; bilinen, düşüncedir, var olan değildir.”