Hastalıklar bu kadar yayılmışken, artmışken yakalandığımız kronik bir rahatsızlıkta soluğu hastane koridorlarında alırken genellikle soğuk bir ifade ile aldığımız cevap: "Bunun tedavisi bu ilaç, ömür boyu kullanacaksın, bu hastalığı tamamen iyileştiren bilinen bir ilaç yok." Gerçekten yok mu?
En baştaki hadise dönelim. Allah ve Resûl'ü her zaman doğ ruyu söylemiştir. O hâlde bu kadar tedavisi olmayan hastalık şeker hastalığı, hipertansiyon, hiperkolesterolemi, romatizma ve daha sayısız illetin neden ilacı yok? Var da biz mi bilmiyoruz? Var da birileri bunu saklıyor mu? Gelişmiş teknoloji neden bun-lara çare üretemiyor? Üretiyor da bizden mi saklıyor?
Doğru cevap: Teknoloji ve teknolojiyi istedikleri gibi çıkarları için kullanan yeryüzünde ilahlık taslayan ekâbirler elbette birçok hastalığın doğru tedavisini biliyorlar. Hatta kendileri de genelde bunlara başvuruyorlar. Dünyada parayı elinde tutan patronların hayatları incelendiğinde hiçbirisinin başı ağrıdığında parol aldı-ğını, tansiyon ilacı kullandığını görülmez. Elbette de "Şifa" kav-ramının ilâhi boyutundan habersiz oldukları için tam anlamıy-la "biliyorlar" desek doğru söylemiş olmayız, ancak en azından doğrunun kendi ürettikleri olmadığını bildiklerinden eminiz.
Every Man in his Humour'u "Herkes Kendi Saplantısında" diye çevirmek yerinde olur.
Çünkü Janson "humour" sözcüğünü bilinen anlamlarda , yani "gülmece" ya da "ruh hali" anlamında değil, bambaşka bir anlamda kullanır: