Herkese merhaba,
Ben, Rena. Kendi kaderini baştan yazan, diyara meydan okuyan ve kaderine karşı dimdik ayakta duran… Tüm krallıklara rağmen hayatta kalan o güçlü kadın olacaktım.
.
Ben ne okudum, neydi bu şimdi…
Yazarın kalemini ilk defa okumamla birlikte mükemmeldi, bayıldım. Fantastik türünde hiç böyle beni sayfalara bağlayacak bir kitap okumamıştım sanırım. Tempo hiç mi düşmez, düşmedi, baştan sona kadar. Aryen ve Rena’nın didişmeleri beni gülümsetirken aşk geliyor dedim. Ya Erin ve Enfer, muhteşemdiler…
Gülümseyerek, keyifle ve bizzat ben de orada yaşadım okurken. Nasıl güzellikti bu böyle…
Her gece kabuslar gören Rena kendisine fısıldayan, bilmeceler sorup yanıt bekleyen; yakan ve yeniden yapan, yok eden Düş ve Kabuslar sarayının lordu Aryen’i aynadan kurtarmasıyla onu karşısında bulur ama kendi yansıması aynadan kaybolur. Kendi yansımasını geri almak için anlaşmalarıyla birlikte Aryen ile birlikte Erin’de dahil olmak üzere başka bir diyar olan kehanetlerin bolca olduğu Mineas’ta bulur kendini. Bu sırada da Mienas’ın güçten düşmesiyle kehanetin işaret ettiği kalbi aramaktadırlar. Rena kim olduğunu ve kendine ait sırları keşfedebilecek mi?
Krallıklar, sihirler, periler, kehanetler…
Karanlık atmosferiyle muhteşem bir aşk…
Okumayanlara kesinlikle öneriyorum.
Kitap ve sevgiyle kalın…