Friedrich Nietzsche
Bilimin gelişimiyle “aşina olan” gittikçe aşina olmayana doğru çözülür:—bununla birlikte tam tersini arzu eder ve aşina olmayanı, aşina olan yönünde geriye doğru izleme içgüdüsünden kaynaklanır. Özetle, bilim egemen bir cehalet; “bilmek” gibi bir şey olmadığına dair; bunu hayal etmenin sadece bir nevi küstahça bir kibir olduğuna, hatta artık “bilgiyi” bir olasılık olarak kabul etmemizi garanti eden en ufak bir düşünceye bile sahip olmadığımıza—“bilmenin” bizzat çelişkili bir fikir olduğuna dair bir duyguya yol açar. Tarihöncesi çağlara ait bir efsaneyi ve insanlığın kendini beğenmişliğini acımasız bir gerçeğe tercüme ediyoruz: “kendi içinde bilgi”, “kendi içinde bir şey” kadar hoş görülemez bir anlayıştır. “Sayı ve mantıkla” baştan çıkarmadır; “kanunlarla” baştan çıkarmadır. Perspektif değerlendirmelerin ötesine geçme (yani “güç istencinin” ötesine geçme) girişimi olarak “bilgelik”: Hayata düşmandır ve itibarını yitirmiş olup, tıpkı Hintliler vs. arasında olduğu gibi, kendine mal etme gücünün zayıfladığına dair bir semptomdur.
Felsefe
Reklam
Devlet Bazen Koz Biriktirir!
Devlet beş yaşında bir çocuk gibi. Onun seviyesinde konuşulmazsa, büyükler gezmeye giderken yanlarına alınmazsa ağlamaya, kırıp dökmeye başlıyor. Dünyanın bütün devletleri böyle. Yataklarından kalkamayan hastalar gibi. Kaprisli yaşlılar gibi! Her şeyi bilmek istiyorlar. Yurttaşlarının nasıl seviştiğini, evde en çok kimin küfrettiğini. Her şeyi! Herhangi bir yurttaş isyanının hayat bulduğu gün, yüzlerine vurabilecek güçte oluyorlar, pisliklerini herkesin. "Sen, annenin ölmesini istiyordun! Sus! Sense otobüste yaşlılara yer vermiyorsun! Sen de sus! Arkadaki şişko! Sen, daha dün küçük kardeşinin ekmeğini çalarken nasıl olur da, bugün bana, devlete karşı gelirsin?" diyerek susturmak için bilmek istiyor her şeyi. Her insanın bir utancı vardır. Devletin görevi, kullanma günü gelene kadar bu utançları toplayıp saklamaktır.
Sayfa 382 - Doğan Kitap·Kitabı okuyor
Edebiyat
Mesele, insanın gerçekten ait olduğu toprakta büyümesidir; ama oranın neresi olduğunu bilmek her zaman kolay olmayabilir. Bu açıdan şanslı bazı insanlar vardır; bunlar belli bir yöne eğilimlidir ve bu yön onlara bir kez gösterildi mi dosdoğru o yönde yola koyulur ve belki de tamamıyla farklı bir yol tutturmaları gerekiyor olabileceği ihtimaliyle canlarını hiç sıkmazlar. Bir de ötekiler vardır, gelişimleri bütünüyle yakın çevreleri tarafından belirlendiği için gerçekte neyi hedeflemeleri gerektiğini asla tam olarak anlamazlar. (Günlükler ve Makaleler, 1833-1855, yazarın ölümünden sonra yayımlanmıştır)
Çok haklısın Hikmettt
“İnsanlar birbirini anlamadan da sevebilir. Her ırmağa istenildiği kadar girilebilir. Tecrübe insana bir şey kazandırmaz. Çok bilen çok yanılır, damlaya damlaya göl olur.”
Sayfa 397 - İletişim Yayınları
Yaratıcılık, yazarlıkta şu yetilere yaslanır: İstek, hayal gücü, gözlem, insan zeka seviyesine göre kaliteli gözlem yapabilir. Çünkü gözlemin arkasında akıl gücü vardır. Bir de dili bilmek ve yaratıcı kullanmak. Bunlarla birlikte kişi bu yetilerini aktif kullanarak yeteneğini de harekete geçirebilir. Yani ilham ve sezgisel tarafını... Yetenek ise: İlham ve sezgiye yaslanır. Yeteneğin bilgiyle güçlenmesi gerek lidir. Yetenek yaratıcılıkla birleşerek birbirlerini var etmelidirler. Yetenek ik ramdır, yaratıcılık çalışmanın, emeğin ürünüdür. Bu yüzden yetenekli kişiler özel seçilmiş gibi gözükse de iş çalışmaya tabidir. Herkes yaratıcılığı sayesinde çalışarak farkı kapatabilir. Fakat istek varsa elbette...
Reklam
Reklam