Kendini kaybetmek bile bir parça hafiflik, bir parça "bırakabilme" gücü gerektirir. Her ihtimalde ne olduğunu ve nerede durduğunu bilmek insanı kendi bilincinin içine hapdeseder.
1000Kitap
• CHARLES BUKOWSKI VE YALNIZLIK •
Alman asıllı Amerikalı yazar Bukowski, kirli gerçekçilik edebi akımının temsilcisi, kendini tanımanın ve bir birey olarak gelişmenin aracı olarak yalnızlığın sadık savunucularındandır. İşte yazarın bu konuyla ilgili bize bıraktığı bazı alıntılar: “Ben insanlardan nefret etmiyorum, sadece etrafımda olmadıklarında kendimi daha iyi hissediyorum.” “Yalnız olmamak amacıyla herhangi biriyle yetinmek... Eğer mutsuzluğu kelimelerle açıklamak zorunda kalsaydım, onu böyle ifade ederdim.” “Yalnızlık ve insanlar arasındaki doğru dengeyi korumayı bilmek, tımarhaneye düşmemek için anahtar budur, taktik budur.” “Yalnızlıktan keyif alırım. Asla kalabalığı özlemeyeceğim.” “Yalnız olmayı tercih ederdim. Küçük bir barda tek başına oturup içki ve sigara içmek hoştu. Her zaman kendime eşlik etmeyi bildim.”
Reklam
Vaktinde gelmeyen hiçbir şeyin anlamı yoktur, mezar ne anlasın çiçekten.
1K
Sûreti görmüşsün, haberin yok mânâdan…
Her şeye yaklaşmak, her şeyi bilmek ve herkesle hemhâl olmak zorunda değıliz. Şule Gürbüz
Alıntı
Dijital Kafesin Gönüllü Mahkûmları
Bazen sabah uyanırsın ve kendini bir Facebook teyzesi gibi hissedersin. Yapay zekâyla hazırlanmış videolara iç geçirip gözyaşı döken, kurguya gerçekmiş gibi sarılan kalabalığın içinde; ait olduğu yeri unutmuş bir fındık faresi kadar yalnız ve şaşkın bulursun kendini. Kalabalığın ortasındasındır ama sesin sana bile ulaşmaz. Tam da o sırada, yaşından beklenmeyecek kadar berrak düşünebilen bir çocuk uzatır elini sana. Çünkü bazen insanı yaş değil, farkındalık kurtarır. Sonra kendini, yapay zekâyla yapılmış içler acısı sohbetlerin arasında bulursun. İnsanların, kendi elleriyle kurdukları dijital kafeslerde özgür olduklarını sanarak dolaştıklarını izlersin. Teslimiyetlerini konfor, yalnızlıklarını tercih, bağımlılıklarını ise ihtiyaç zannederler. Sen ise evde kalan son yeşil bitkiyi sularken yakalarsın kendini. Bir an durup düşünürsün: Acaba ona gösterdiğin ilgi gerçekten bitkiye mi ait, yoksa içindeki son canlı parçayı kurutmama çabasına mı? Çünkü bazı dönemlerde insan çiçek yetiştirmez; umut yetiştirir. Etrafına bakarsın. Herkes bir şeyler anlatıyor, herkes görünür olmaya çalışıyor, herkes konuşuyor. Ama çok az kişi gerçekten düşünüyor. Gürültünün arttığı yerde anlam azalıyor. Bilgi çoğaldıkça bilgelik seyrekleşiyor. Sonra şu gerçekle karşılaşırsın: Uzaklaşmaya çalıştığın şey dünya değilmiş. Kendinmişsin. İnsan bazen kalabalıklardan değil, kendi özünden sürgün düşüyor. Ve bunu fark ettiği an, bütün aynalar birden konuşmaya başlıyor. Evet, sistemin içinde bir çarksın. Bir dişlin kırılsa dünya dönmeye devam eder. Algoritmalar çalışır, ekranlar yanar, içerikler akar, insanlar kaydırır. Ama sen durup kendine yatırım yaptığında, sistem değişmese bile hayatın değişir. Çünkü mesele çarkı döndürmek değil; dönerken aşınmamaktır. Mesele görünmek değil;
Psikoloji
Reklam
Reklam