Puan vermedi·430 syf.··
2026 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 20:26
bi şey diyim mi kitabın içine girip tüm erkek cinsini yok etmek istedim yani mümkün olsa yapardım cidden zaten o düşünce yapısından oldum olası nefret ediyorken bide insanların gerçekten bunu yaşıyor olduğunu bilmek ve akabinde sessiz kalmak zorunda olmak çok can sıkıcı. Bi kız oturduğu yerde "ben erkek düşmanı olacağım" demiyor bunu ona hissettiren bu yaşantılardır. Neyse ki sonu tatmin etti ama gerçekçi olursak herkesin hayatı böyle mutlu sonla bitmiyor maalesef
Bin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2026119,3bin okunma
8/10
·160 syf.··
2026 22. kitabı
‎Her kitap aslında bir kapıdır, ancak Volkan Erkan’ın Zihnini Yeniden Yapılandır eseri, sadece dış dünyaya açılan bir kapı değil, insanın kendi içine, o hiç bitmeyen ve derinleştikçe zenginleşen labirentlerine doğru uzanan bir geçit sunuyor. Günümüzün gürültülü, hızlı ve "kişisel gelişim" vaatleriyle dolu dünyasında, bu eser bir duraklama, bir nefeslenme ve en önemlisi, insanın kendisiyle olan eski hesaplarını kapatıp yeni bir sayfa açtığı bir "yüzleşme" alanı yaratıyor. ‎ ‎Volkan Erkan’ın geleneksel "kişisel gelişim" kavramına getirdiği eleştiri oldukça çarpıcı ve düşündürücü: "İnsan gelişmiyor, insan sürekli dönüşüyor." Bu cümle, kitabın ana omurgasını oluşturan felsefi bir manifesto niteliğinde. "Gelişim" kelimesi, lineer ve bitimsiz bir yükümlülük gibi üzerimize ağırlık yaparken; "dönüşüm", mevsimlerin geçişi kadar doğal, döngüsel ve köklü bir yeniden doğuşu müjdeliyor. Yazar, insanın tıpkı bir ağaç misali olduğunu; aynı ağacın dallarından kiminin tatlı, kiminin ekşi meyveler verdiğini hatırlatarak, özün aynı kaldığını ancak deneyimlerin bizi sürekli başkalaştırdığını vurguluyor. Hayatın çekirdeğindeki o kaçınılmaz düaliteyi, yani zıtlıkların uyumunu kabullenmek, aslında yazarın işaret ettiği "olgunlaşma" sürecinin ta kendisi. ‎ ‎Kitabın en etkileyici katmanı, Volkan Bey’in "izleme" üzerine inşa ettiği farkındalık pratiği. Hayatı, duyguları ve bedeni bir seyirci mesafesiyle, ancak tam bir teslimiyetle gözlemlemek, her şeyin tesadüften uzak bir sistematik içerisinde aktığına dair kadim bir bilgiyi yeniden uyandırıyor. Bu, sadece bir zihin egzersizi değil; yaşanan tüm acıların, kayıpların ve hazların bizi olmamız gereken "o" kişiye doğru yonttuğunu fark etmenin verdiği huzurlu bir kabulleniştir. İnsan, kalabalıklar içinde yalnız görünse de, bu gözlem yetisiyle kendi
Edebiyat
Zihnini Yeniden YapılandırVolkan Erkan · Destek Yayınları · 2024167 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·128 syf.··
2026 165. kitabı
Zaman Kaykayı: Tersyüz #okudumbitti Rafından çıkıp her yaştan okuru yakalayabilecek kadar sürükleyici bir maceraya dönüştü. Terry’nin yeni evde bulduğu kaykay, bildiğimiz kaykaylardan değil… Üzerine çıktığı an, zamanın rengi değişiyor ve onu iki yıl önce yaşanan o karanlık kazanın hemen öncesine götürüyor. Buradan sonrası tam bir “ben bir sayfa daha okuyayım” tuzağı. Çünkü ortada yarım kalan bir hayal, kaybolan bir araç, cevapsız sorular ve herkesi susturan bir sır var. Hikâye sadece gizem çözmekle kalmıyor; okuru “gerçek nedir, hatırlamak neyi değiştirir, bazen doğruyu bilmek cesaret ister mi?” gibi duygusal bir yerde de yakalıyor. Terry’nin merakı ve inadı çok tanıdık; ama olayların büyümesiyle onun da değişmesini izlemek ayrıca güzeldi. Günay Yıldırım’ın dili bence çok temiz ve akıcı—hiç yormadan, tam kararında detayla ilerliyor. Ve final… Şöyle söyleyeyim: Ben bazı şeyleri çözdüğümü sanırken hikâye beni başka bir açıdan yakaladı. O son birkaç bölümdeki duygu geçişi ve ters yön, gerçekten etkileyiciydi. Bitince kitabı kapatıp bir süre “heh… demek mesele buymuş” diye düşündüm. Zaman yolculuğu + gizem + ters köşe seviyorsanız; üstelik bunu akıcı, sinematik bir tempoyla okumak istiyorsanız, bu kitap tam sizlik. Siz geçmişe bir kez gidebilseydiniz, neyi değiştirmek isterdiniz… ya da sadece gerçeği mi öğrenirdiniz? @teraskitap #ZamanKaykayıTersyüz #ZamanKaykayı #kitapkolikkafasikitapyorumu #reklamdeğilöneri
Zaman Kaykayı: TersyüzGünay Yıldırım · Teras Kitap · 20261 okunma
8/10
·325 syf.··
2026 8. kitabı
Kitap düşük IQ’lu bir birey olan Charlie’nin ve bir denek faresi olan Algernon’un hikayesini anlatıyor. Hikayeyi takip ederken Charlie’ye üzülmemek elde değil. Düşük IQ’lu, yani gerçek anlamda saf olmak gerçekten üzücü bir şey. Charlie’nin bu süreçteki en yakın arkadaşı ise bir fare olan Algernon oluyor. İkisinin de ortak noktası, en azından bilim insanlarının gözünde birer denek olmaları. Charlie onu çok seviyor ve kendini sürekli onunla kıyaslıyor. Kitap, ayrıca bu tür önemli deneylerdeki bilim insanlarının farklı yaklaşımlarını ve farklı etik değerlerini de başarıyla ortaya koyuyor. Bilim insanları Charlie’yi bir insan olarak değil, bir denek olarak görüyorlar ve bu durum Charlie’yi çok rahatsız ediyor. Çünkü Charlie’nin asıl öğrenmek istediği, gerçekte kim olduğu; yani nasıl bir insan olduğuydu. Dünyaya diğer insanlar gibi normal bir zekayla gelseydi ne tarz bir insan olacağını merak ediyor ve bunu öğrenmeye çalışıyor. Kitabı okurken bir Amerikan romanı olduğunu (pragmatik/faydacı) hissediyorsunuz. Teknik bir eleştiri; başkahramanımız IQ’su düşük olduğu için birçok kelimeyi yanlış söylüyor ve yazar da bunu belirtmek için kitapta yanlış yazılmış kelimelere yer vermiş. Doğrusu ben bu tarzı pek beğenmedim; okurken akışı kesiyor ve "Acaba kelimeyi yanlış mı okuyorum?" diye sürekli duraksamama neden oluyor. Yine de bu teknik tercihin arkasındaki dünya, bizi oldukça derin bir hikayeye götürüyor. Kitabın temposu, Charlie’nin Algernon ile beraber yaşamasından ve ardından ayrı eve çıkmalarından sonra hızlanıyor, daha keyifli bir hal alıyor; tıpkı Charlie’nin zekasının hızla artması gibi. Ameliyattan sonra o kadar çok gelişmişti ki, artık kendi eski halini farklı bir insanmış gibi görüyor ve ona dışarıdan bir gözle "Charlie" diyordu, bu gerçekten enteresandı.
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,4bin okunma
İnceleme Küçük Ölçüde Spoiler İçermektedir
9/10
·325 syf.··
Beğendi
·
2026 162. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 22:30
Daniel Keyes'in Algernon'a Çiçekler isimli romanı, ilk bakışta zekâ üzerine kurgulanmış bilimsel bir hikâye gibi görünse de, sayfalar ilerledikçe insan olmanın ne anlama geldiğini sorgulatan oldukça güçlü bir eser olduğunu fark ediyorsunuz. Kitabı bitirdiğimde geriye, yalnızca Charlie Gordon'un hikâyesi değil; sevgi, yalnızlık, bilgi, hafıza ve insan onuru üzerine uzun süre zihnimde dolaşan sorular kaldı. Romanın en güçlü taraflarından biri, Charlie'nin zihinsel dönüşümünü kendi kaleminden okuyor olmamız. Başlangıçta basit ve kırık cümlelerle ilerleyen anlatımın, Charlie'nin zekâ düzeyi arttıkça karmaşık ve derin bir hâl alması, edebiyat ile psikolojinin ne kadar etkileyici bir biçimde birleşebileceğini gösteriyor. Özellikle Charlie'nin şu sözleri, kitabın merkezindeki trajediyi tek başına özetler nitelikteydi "Öğrenmek tuhaf bir olay. Ne kadar derinlere gidersem, var olduğunu bile bilmediğim şeylerle karşılaşıyorum." Charlie karakterini uzun uzun anlatmaya gerek olduğunu düşünmüyorum. Çünkü onu tanımlayan şey zekâsı değil, insanlığını koruma çabasıydı. Belki de romanın en sarsıcı tarafı burada yatıyor. Charlie'nin zekâsı arttıkça çevresindeki insanları, geçmişini ve kendisini daha iyi anlamaya başlaması; buna karşılık mutluluğunun aynı oranda artmaması, bilginin her zaman huzur getirmediğini gösteriyor. Akademik açıdan bakıldığında eser, insanın bilişsel gelişimi ile duygusal ihtiyaçları arasındaki ilişkinin ne kadar karmaşık olduğunu da gözler önüne seriyor. Daniel Keyes, yalnızca bir karakterin zekâ düzeyini değiştirmiyor; aynı zamanda okuyucuyu "İnsanı insan yapan şey nedir?" sorusuyla baş başa bırakıyor. Gerçekten de bir insanı değerli kılan şey zekâ mı, yoksa sevilme ve ait olma ihtiyacı mı? Romanın güçlü yönleri arasında özgün anlatımı, psikolojik derinliği ve
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,4bin okunma
10/10
·152 syf.··
2026 23. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 05:22
Herkese Merhaba.... Bu gün sizlere Kimsesizler Coğrafyası kitabı ile geldim. Fazlasıyla etkilendiğim bir okuma gerçekleştirdim. Hem hepimizin derin yarası olan 6 Şubat depreminin bıraktığı enkaza hem de İran-Irak savaşı esnasında insanların yaşadıklarına şahit olmak derinden sarstı beni. Aynı zamanda küçük şeyleri dert sandığımızı ve hayatımızdaki güzel şeylere şükretmeyi unuttuğumuzu da hatırlattı bana. Bazen bir şeylerin kıymetini bilmek için gerçeklerin tokat gibi vurulması gerekiyor suratımıza... Hepinize şiddetle tavsiyemdir.... Gelelim Konusuna; "6 Şubat depreminde kuzeni Ferit'i bulmak için İstanbul'dan Hatay'a giden anlatıcı enkazın başında çaresizce bekleyen bir adam görüp yanına gittiğinde Ali ile tanışır. Karısının ve kızının kurtarılmasını bekleyen Ali onlara bir şey olursa kendi canına kıyacağı için hikayesi yok olup gitmesin diye anlatıcıya anlatmaya karar verir. Aslen Iraklı olan Ali Irak-İran savaşı yıllarında doğmuş, babası aranan biri olduğu için annesi ve kız kardeşiyle hayata tutunmaya çalışmıştır. Bir yılın sonunda babasıyla gizlice görüşüp mutlu olduğu günün sabahında Saddam rejminin askerleri tarafından yakalanıp bütün ailesi gözünün önünde katledilip kendi de yanağından vurulduğunda hayatı alt üst olur. Bir yıl boyunca hastanede kaldıktan sonra peşmergeler tarafından Hane isimli bir kampa götürülen Ali başına geleceklerden habersizdir.... Neler olacak? Ali neler yaşadı? Bu günlere nasıl geldi? Ailesi kurtulacak mı? Anlatıcı kuzenine kavuşacak mı? Öğrenmek isteyenlere keyifli okumalar dilerim..."
Kimsesizler CoğrafyasıZekeriya Çetin · İnkılap Kitabevi · 2026102 okunma