Herhalde en az alıntı yaptığım eser oldu bu kitap. incelediğimde, toplumcu gerçekçi çizgisine rağmen metnin beni pek sarmadığını ve beklentimi karşılamadığını gördüm. Roman, cezaevi sefaletini ve paranın insanı bozma hikayesini ne yazık ki çok çiğ ve ajitatif bir dille önümüze koymuş. Bence kitabın en zayıf tarafı, karakterlerin derinlikten uzak olması ve sürekli aynı karamsar tabloyu çizmesi. Sonuç olarak benim gözümde edebi derinlikten ziyade sadece sefalet tasvirine odaklanan ve abartıldığı kadar güçlü bulmadım. Tabii bu benim incelemem sizler neler düşünüyorsunuz bilmem. Keyifli okumalar
Dublajlı film izlemişim gibi hissetirdi. Konu güzel, anlatış çeviriden kaynaklı mı bilmem okurken tat vermiyor.
Cümleler basit, lise düzeyinde okumaya yeni başlayan öğrencilere önerilebilir.
Nevzat Hoca ile maalesef vedalaştık, kitabında fetö piçinin güzellemesini yapan, saidi nursiye atıfta bulunan, kissenger'dan alıntı yapan Nevzat hocam artık bizimle değil. kimse kusura bakmasın. Dindar siyasetçi ve aydınlarımızın düşmüş olduğu tuzağa Nevzat hocam da düşmüş, anladığımız bu. Ahmak mı hain mi bilemem, benim konum da değil zaten, dolayısıyla kitabı değerlendirmiyorum.
Türk milliyetçilerinin, Türkçülerin cahil, ahmak, bilgisiz, tedbirsiz olma lüksü yoktur. olamayız olmayacağız..
Tarihi değeri ne kadardır bilemem , güzel müşahitlikleri var farklı bir bakış açısı fikir verir .Ama önemli olan şu ; 1830larda düşmanı olduğu bir ülkeyi , insanlarını son derecede vicdanlı tasvir ediyor , ne haklarını gasp ediyor anlatırken ne de haddinden fazla önem atfediyor.
Milli okurlar tarafından keşfedilmeyi bekleyen bir roman , yani gazetede bilmem kaç sayı olarak böyle bir romanın yayınlanmasına inanamıyorum , o dönem yaşamış olsam her sayısını heyecanla beklerdim . Her hafta Vildan hanımın düşler alemine girer, acebalarla dolu düşüncelere dalardım. Server Bedi büyük yazarsın , her kitabında bunu kanıtlamandan ayrıca bıktım.
Uzunn zaman sonra geldim size. Ne olursam olayım yine geldim. Kim olduysam onunla geldim. Okuyamayan biri olarak geldim. Son zamanlara öyleydim yani. Toparlanma aşamamın 2. kitabıyla geldim size işte karşınızdayım... Ölürsem arkamdan iyi hatırlayın diye kendimi açıklamaya geldim ama insanoğlu vicdanı sebebiyle ölünün arkasından kötü konuşmaz zaten. Konuşmazsınız di mi? İşte bunu merak ederek aldım kitabı. Ölü birinin ardından ne düşünürüz, neler söyleriz ve en önemlisi neleri söyleyemeyiz? Bunun kitabını yazmış Laurent Mauvignier .
Kadıköy kitap günlerinde Sel yayıncılıkta görev alan bir beyefendinin tavsiyesi üzerine aldım kitabı. Çok güzel övdü, gerçekten çok samimiydi. Kitabı ne kadar içselleştirdiğini o kadar içten ifade etti ki kayıtsız kalamadım. Sel yayınlarının zaten okuyup beğenmediğim kitabı çok çok nadirdir. Yapıyorlar bu sporu.
Kitap intihar eden Luc'un arkasından anne-babasın, yenge-amcasının ve onların kızı (yani Luc'un kuzeni) Celine'in Luc ile ilgili bilinç akışı şeklinde düşüncelerini içeren bir metin. Ara sıra Luc'un kendisi de dahil oluyor hatta bu akışa. Akış dediğim de öyle bir akış ki; hop oraya hop buraya atlayıp duruyor yazar. Bir annesi konuşuyor, bir yengesi; bir Luc'un yaşadığı dönemdeyiz, bir intihar ettiği günde. Allak bullak oldu zihnim ne olduğunu anlayana kadar. Ama bir kere anladıktan sonra akıyor gerçekten, korkmayın.
Kitapta en çok hoşuma giden şey, aile ilişkilerini anne-baba gözünden görüp onların, biz evlatları hakkında neler düşündüğünü anlayabilmek oldu. Benim fazlasıyla cebelleştiğim ve hatta ülkemizde birçok gencin de muzdarip olduğunu düşündüğüm bir konu. Hani ebeveynlerinize karşı durabilecek gücünüz kalmadığında, artık yapacak, deneyecek herhangi bir yol, bir çare kalmadığında yavaş yavaş uzaklaşırsınız ya; aranıza uçurum girer,