“Sonra efendime söyleyim, gozel bir konak yaptır. Üst katından Erciyes görünsün. Küfül küfül yel yalasın her bir yönünü.. Emme, böyle gâvur bir yel değil. Bad-ı saba, limonata gibi bir yel...”
“Comfort ye.” Metin böyle başlıyordu, yani “Teselli bul!” Bir büyü gibiydi bu sözcükler, hayır, sözcüklerin de ötesinde Tanrı’nın verdiği bir yanıttı bu, meleklerin kapalı gökyüzünden yılgın yüreğine ulaşan seslenişiydi.
“...Thames köprüsünde durup suyun kapkara, sessiz akıntısına diker gözlerini ve bir anda atlayıp her şeyi geride bırakmak daha iyi olmaz mı diye düşünür. Yeter ki bu boşluğun yükünü daha fazla taşımasın, insanlar ve Tanrı tarafından terk edilmişliğin dehşetini daha fazla yaşamasın.”
Neden bu kadar beğenildiğine şaşırılmamalı. Harika bir kurgu. Enfes bir öykü... İyi ki bu zamana kadar okumamışım, iyi ki okumak için Kafka’yı anlayabileceğim bir zamanı seçmişim. Çaresizlik, çirkinlik, istenmeme gibi yaşadığı duyguları öyle güzel anlatmış ki. Daha bahsedilebilecek pek çok şey var fakat bu duyguların ifade ediliş biçimi beni özellikle vurdu..