Ama aşk aşk, diye sızlandı kül rengi küçük kuş ve kendisi için aşkın adıyla ölçülen bir cümle değeri istedi. Bana, seni seviyorum de, dedi. Ben sormadan, ben istemeden, kendiliğinden. Bir değil çok kere, son değil ilk; ilk değil son kere, seni seviyorum, de...
Aşkın karaladığı yeri aşktan başka bir biçimde aklamıştı ama aşka talipti. Aşktan öte değil, aşktan beri, aşkın cümlesine talipti. O kadarıyla sınırlı. Ne de olsa kalbi bir kuşcağızın kalbi kadardı.
Ama o, geçmiş zamanlarına değil, hâlihazırına talipti... Terk edilmişlik ve yağmalanmışlığına. Bir daha yaşanası olmayan ne kadar çok şeyi yaşadığı belliydi, yaşadığını taşıyışına. Gözlerinin derinindeki şu acıya. Acıdan başka hiçbir şeyin bu kadar âşikar kılamayacağı manaya. Bu dağılan parçalanan, çözülen güzelliğe, bu tebessüme. Ve daha çoğuna, hepsine.