Muhammed b. Abdurrahman b. Husayn anlatıyor: Peygamber ﷺ Kelb kabilesinin konakladığı yere gitmiş ve orada Kelb kabilesinin bir boyu olan Abdullahoğullarına uğramış, onları Allah'a imân etmeye ve İslâm'ı tebliğ edinceye kadar kendisini korumalarını istemiş hatta, "Allah ﷻ sizin babanıza ne kadar güzel bir isim vermişč dediyse de onlar Rasûlullah Efendimiz'in tebliğini ve korunma talebini kabul etmemişlerdi.
Canım Peygamberim ya. Canım. Senin nafiliğine nezaketine kurban olurum ben.
Harika ya. :)
Nakl ederler kim Ebu Dâvud ayıttı yazmışam
Şol ki canlar cennetinin ravzasına hûr olur
Tâ ki beş yüzbin ehâdis-i nebîden yazmışam
Lîki cümle dört hadisinden geri mahsûr olur
Evveli bu inneme’l-a‘mâlü bi’n-niyyât’dır
Kim amel niyetsiz olsa bâtıl u medhûr olur
Bu durur ikincisi kim âşikârâdır helal
Hem haramlar bellidir kim işlemek mahtûr olur
Hem helâl ile haramın ortasında şüphe çok
Bilmez onu şol kişi kim kendüye mağrur olur
Kim sakınsa şüphelerden dîn ü ırzın sakladı
Şol ki düştü şüpheye düşer harâma hor olur
Ol kişi benzer çobâna korkudur kim nâgehân
Ger koruya vâki ola ona şerr ü şûr olur
Pes dedi her pâdişâhın korusu vardır bilin
Korusu Hakkın mehârimdir kim ol menkûr olur
Hem bilin dedi cesedde var durur bir pâre et
Ol kaçan sâlih olursa hep cesed mebrûr olur
Ol kaçan fâsid olursa hep cesed eder fesâd
Abdullah b. Ömer'e (radiyallahu anh), Rasûlullah'ın ﷺ ashâbının gülüp gülmediği sorulduğunda, "Evet, onlar da gülerdi ancak onların kalplerinde bulunan imân yüce dağlardan bile daha büyüktü." diye cevap verdi.
" Resulullah gerekmedikçe konuşmazdı sözü vecizdi. (...) sessizliğe uzun uzun sürerdi. (...) Sözleri efradını cami ağyarını mani nitelikteydi. Açık seçik konuşur ama fazla konuşmaz, sözü eksik de bırakmazdı. Yumuşak huyluydu. Kaba, tahkir edici bir kimse değildi. Küçük de olsa her nimeti tanzim eder, saygı gösterirdi. Hiçbirr nimeti horlamaz, kalbinde onlara karşı bir rağbet olmadığından da boşuna methetmezdi. (...) Konuşmalarıyla el hareketleri birbirine uyumluydu. Konuşurken sağ elinin baş parmağının iç kısmını, sol avucuna vururdu. Öfkelendiğinde kızmadan sadece yüzünü çevirdi. sevinince gözünü kısar ve tebessüm ederdi. Tebessüm ettiğin de mübarek dişleri dolu tanesi gibi bembeyaz gözükürdü. (...)"