Evren Demiryürek

Evren Demiryürek
@biraicelim
Ve Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmedi "Drink like Richard Burton Dance like John Travolta"
Sade'ın Sesi
10/10
·83 syf.··
Beğendi
·
2022 132. kitabı
Bu kitap ulu önder Marquise de Sade'ın Yatak Odasında Felsefe kitabının bir bölümüdür yalnızca. Yani, üstat oturup cumhuriyet ve cumhuriyetçiler konusunda bir kitap yazayım dememiştir. Her zamanki gibi, asıl yazmak istediği kurguya içkin şekilde politik ortamla ilgili düşüncelerini de ortaya koymuştur. Şu an kitap ulaşamayacağım kadar uzakta olduğu için, yamulmuyorsam Yatak Odasında Felsefe kitabındaki Dolmance karakteri bir kitapçık/broşür dağıtıldığını söylüyor ve o kitapçığı yatak odasındaki pompa arasında okuyor. Işık Ergüden de o kısmı alıp tek bir kitap olarak basalım diyor muhtemelen ve Sel Yayınları da basıyor. Şimdi, Ayrıntı'nın bastığı Yatak Odasında Felsefe kitabının çevirisi ile Işık Ergüden'in çevirisi arasındaki farkı çok hoşuma giden ve ileride bir gün dünyadaki bütün ibadethanelerin duvarına asmak istediğim bir pasaj üzerinden göstereyim. Yatak Odasında Felsefe, Ayrıntı Yayınları, Kerim Sadi çevirisi: "Ezeli Tanrı’ya kendi keyiflerince başvurmak amacıyla herhangi bir tapınakta bir araya gelen insanlar bir tiyatrodaki komedyenler olarak görülmelidir; sergiledikleri oyuna herkes gidip gülebilir." Cumhuriyetçi Olmak İstiyorsanız Biraz Daha Cesaret, Sel Yayınları, Işık Ergüden çevirisi: "Ebedi tanrılarına kendi keyiflerince dua etmek için herhangi bir tapınakta toplanmış insanlar, tiyatrodaki komedyenler gibi görülmeli ve onların maskaralıklarına herkes gülmeli." Ben Işık Ergüden'in çevirisini Sade'ın sesine daha uygun buluyorum. Sade, örneğin vajina yerine "sunak" diyerek, anal seks yerine "Dinen yasak olan sunağını sundu efendisine." şeklinde konuşarak daima epik bir anlatımı tercih etmiştir. Sade'ın özgün yanlarından biri de okurlarıyla konuşmaması, onlara seslenmesidir. Bu nedenle Işık Ergüden'in çevirisi Sade'ın sesine daha uygundur. Buraya kadar
Felsefe-Düşünce
Cumhuriyetçi Olmak İstiyorsanız Biraz Daha CesaretMarquis de Sade · Sel Yayıncılık · 2016114 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Schopenhauer'u Savunmaya Cesaret Etmek
Puan vermedi
Sevgili Schopenhauer'un bu muhteşem eseriyle ilgili ne zamandan beri konuşmak istiyor ve aslında bileniyorum. Yani ne kadar kolay kaldırıp atmak, ne kadar kolay: "Anasını sevmemiş, anası da onu sevmemiş, anasına öyle kızgınmış ki tüm kadınlardan nefret etmiş, bu nefretini de bu eserinde kusmuş." gibi yorumlarla şu kitabı karalayan onlarca insan. Bu kadar kolay mı? Bu nasıl alçakça bir kaçış, bu ne haysiyetsizlik, bu ne tüketim kültürü, bu nasıl bir linççilik. Ha ha, tamam, şimdi düzgünce vuruşma zeminine geçelim, zaten hepsi bir roldü. Başlıyoruz. Schopenhauer'un Aşkın Metafiziği eseri bütünüyle "Aşk işte budur!" diyen bir eser değildir. Schopenhauer adını her seferinde yazmanın zorluğundan dolayı bu muhteşem insandan artık "Şopi" diye bahsedeceğim. Sevgili Şopi'nin bu muhteşem eseri gerçeğin sadece bir bölü üçüdür değerli dostlar. Bunu bir oturtmak lazım. Şopi bu eserini daha ortada evrim teorisi diye bir şey yokken insanın evrimsel sürecini bir şekilde çözmüş ve ona göre yazmıştır. Kimse üzerinde durmuyor ama bir insanın böyle bir çözümleme yapması, gerçekten inanılmaz bir iştir. Devam edelim: O, meseleyi böyle açıklama ya da meselenin sadece bu kısmını açıklama işine girişmiştir. Şopi'nin genel tezleri nelerdir? Çok fazladır ama bu tezlerin hepsinin temellendirilmesi aynıdır: İnsan bir hayvandır, bilinci vesairesi olsa da özde hayvani güdüleri vardır ve bu güdüler doğa tarafından belirlenir. Doğa ürememizi söyler. Diğer hayvanlara da aynısını söyler ama diğer hayvanlar neyi niye yaptıklarına dair bir muhakemeden, yani akıl yürütmeden yoksundurlar. Onlar bir refleks olarak ürerler. İnsanlar ise bu meseleyi aşmışlardır. Ne var ki insan belli şeyleri ne kadar aşmış olursa olsun hâlâ o kahrolası hayvani dürtülerin etkisindedir ve ne yaparsa yapsın insanı doğa
Felsefe-Düşünce
Aşkın MetafiziğiArthur Schopenhauer · Yapı Kredi Yayınları · 201916,8bin okunma
bartleby: otoritenin zayıf noktasının keşfi
10/10
·80 syf.··
2022 6. kitabı
bu muhteşem kitabın nika yayınevi'nden çıkan baskısına çağrı niteliğinde bir son söz yazmıştım. onu buraya bırakıyorum. bartleby: otoritenin zayıf noktasının keşfi “sayılmadan harcananlarla ilgili, açıklanması çok kolay ve herkesin bildiği bir gerçek vardır: geçmiş zorbalıklardan geriye her zaman denetlenemeyen unsurlar kalır ve ortalığı kasıp kavurmayı sürdürür.” emile ajar elbette, kâtip bartleby üzerine, herman melville’in edebi dehasını temel alan, eserin ustaca kurgulanma biçimi, başarılı üslubu, kurgudaki detayların çok ince işlenmesi gibi salt edebiyat sanatına odaklı bir yazı yazılabilir. ancak bu efsanevi karakteri, yani kâtip bartleby’yi gerçekten anlamak özellikle yaşamakta olduğumuz çağ açısından çok daha önemli ve gerekli. bu nedenle kitabın yazarını ve yüce edebi niteliğini parantez içerisine alıp yalnızca bartleby’nin duruşu ekseninde bir inceleme metni kaleme almak daha yerinde bir hamle gibi gözüküyor. öyleyse başlayalım. otorite mefhumunun ilk algılanma ânı ve o anda yaşanan küçültücü/onur kırıcı duygu her insan için travmatiktir (sonraki süreçlerdeki muhtemel bir travmanın, içselleştirilmiş alışkanlığa tahvilini unutmayalım); otoriteyle o ilk temasın yakıcılığı, alt olmanın ve ses çıkartamamanın ruhumuza indirdiği o büyük ilk darbe çok önemlidir. ilkokul yıllarınızı düşünelim; neden bizim değil de akranlarımızdan birinin istediği şekilde oynanıyordu oyun? neden sınıfın en iri çocuğuna tâbi olmak zorunda hissettik kendimizi? gücün, iktidara nasıl da doğal ve kendiliğinden evrildiğini okul bahçesinde deneyimlediğimiz o an, otorite algısını belki de bir daha hiç silinmeyecek şekilde kazıdı zihnimize. sonuçta o günden itibaren annemizin sözünü dinleyip büyümek için süt içmeye karar vermek bir çözüm değildi; çünkü sınıfın iri çocuğu da süt içmeye
Faşizm
Katip BartlebyHerman Melville · Nika Yayınevi · 201715,5bin okunma
10/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2022 130. kitabı
spoiler “hâlâ mı erdem!” marquis de sade (marki dö sad), her şeyden önce önyargıya karşı savaşın onurlu, tutkulu, yılmaz ve sarsılmaz bir neferiydi. bu niteliğinden hareketle sade, onu okumadan önce önyargılarını bir kenara bırakmayanları, anlattığı öykülerdeki vahşet, derin şehvet duyguları ve sadizm unsurlarıyla egale etmeyi başaracağının farkındaydı. hangi çağda ve kimler tarafından okunursa okunsun, önyargının olduğu yerde sade’ın kendisi gibi eserleri de nefes alamazdı. bence bu, onun karizmatik duruşunun yüce ifadesi ve büyük başarılarından birisi olma anlamı taşıyor; bilinçle inşa ettiği yöntemi sayesinde, nefret ettiği kitlenin malzemesi hâline gelme riskini, daha başından böyle bir zeminin altını dinamitlerle döşemeyi asla ihmal etmeyerek bertaraf ettiğini net şekilde görebiliyoruz kendisinin. bunlardan hareketle sade, hitap ettiği kitleyi, eserlerinin içeriğindeki aşırı doz etkisi gösteren erotik detaylar sayesinde belli şeyleri aşmış bir toplulukla sınırlıyor ve kendisinin sevme lütfunda bulunduğu, ciddiye aldığı tek topluluk da önyargılarını aşmayı başarmış insanlardan başkası olamayacağından, bu konuda başarıya ulaşıyordu. özetle, sade’ı okurken, onun neyi nasıl yazdığına, kurgularını neleri gözeterek oluşturduğuna bakarken ilk iş olarak buradan başlamamız gerektiğini bilmeliyiz. böylece önyargıyla nasıl savaşılır, düşmanın malzemesi hâline nasıl gelinmez gibi meselelerin nüveleriyle ilgili ipuçlarını da elde etmiş oluruz. ilk nokta bu. marquis de sade’la ilgili akıldan çıkartılmaması gereken en önemli şeylerden ilki, kendisinin bir ordu mensubu olduğu süreçten geçtiğidir. yani bu adam bir savaşçıdır ve gerçekten savaşlara katılmıştır. bir askerin/savaşçının hayatta kalabilmesi için taşıması gereken niteliklere sahiptir sade. bu nedenle onu bir “nefer”
Felsefe-Düşünce
JustineMarquis de Sade · İthaki Yayınları · 20221,157 okunma