spoiler
“hâlâ mı erdem!”
marquis de sade (marki dö sad), her şeyden önce önyargıya karşı savaşın onurlu, tutkulu, yılmaz ve sarsılmaz bir neferiydi. bu niteliğinden hareketle sade, onu okumadan önce önyargılarını bir kenara bırakmayanları, anlattığı öykülerdeki vahşet, derin şehvet duyguları ve sadizm unsurlarıyla egale etmeyi başaracağının farkındaydı. hangi çağda ve kimler tarafından okunursa okunsun, önyargının olduğu yerde sade’ın kendisi gibi eserleri de nefes alamazdı. bence bu, onun karizmatik duruşunun yüce ifadesi ve büyük başarılarından birisi olma anlamı taşıyor; bilinçle inşa ettiği yöntemi sayesinde, nefret ettiği kitlenin malzemesi hâline gelme riskini, daha başından böyle bir zeminin altını dinamitlerle döşemeyi asla ihmal etmeyerek bertaraf ettiğini net şekilde görebiliyoruz kendisinin. bunlardan hareketle sade, hitap ettiği kitleyi, eserlerinin içeriğindeki aşırı doz etkisi gösteren erotik detaylar sayesinde belli şeyleri aşmış bir toplulukla sınırlıyor ve kendisinin sevme lütfunda bulunduğu, ciddiye aldığı tek topluluk da önyargılarını aşmayı başarmış insanlardan başkası olamayacağından, bu konuda başarıya ulaşıyordu. özetle, sade’ı okurken, onun neyi nasıl yazdığına, kurgularını neleri gözeterek oluşturduğuna bakarken ilk iş olarak buradan başlamamız gerektiğini bilmeliyiz. böylece önyargıyla nasıl savaşılır, düşmanın malzemesi hâline nasıl gelinmez gibi meselelerin nüveleriyle ilgili ipuçlarını da elde etmiş oluruz. ilk nokta bu.
marquis de sade’la ilgili akıldan çıkartılmaması gereken en önemli şeylerden ilki, kendisinin bir ordu mensubu olduğu süreçten geçtiğidir. yani bu adam bir savaşçıdır ve gerçekten savaşlara katılmıştır. bir askerin/savaşçının hayatta kalabilmesi için taşıması gereken niteliklere sahiptir sade. bu nedenle onu bir “nefer”