Kitabın konusu kısaca şöyle, Justine kızımız bir gün aniden annesini ve babasını kaybediyor sonra daha yetim kaldığı ilk günde tövbe haşa kıza s*ks işçiliği teklif ediyor (uygulama bu kelimeyi engelliyor galiba o yüzden sansürlü yazdım Sade abimizin kitabını şu malum kelimeyi kullanmadan incelemek epey zor olacak çünkü kendisi hayattaki her mevzuyu tartışırken içine biraz cinsellik karıştırmayı ihmal etmiyor. Sade için cinsellik, yemeğe atılan tuz gibi. Sade abimiz de tuz bağımlısı maşallah 30undan sonra böbreklerinin iflas etmesini göze almış öyle bir bağımlılık…)
Neyse, bizim kızımız namusumla para kazanırım diyerek ilk ahlaksız teklifini reddediyor. Sen misin erdemli olmayı savunan… ah ah… kitap boyunca sırf kız cinsellik istemiyor, tanrıya inanıyor, edebiyle parasını kazanmak istiyor diye herkes kıza işkence ediyor. Kız dinine çok bağlı ve garip bir biçimde kitaptaki HER KARAKTER tekrar ediyorum HER KARAKTER ateist
Her karakter Allahın cezası. İnanılmaz kötü bir ortam.
Bence Sade, bize bir distopya yazdı. Sade kendisi de distopya yazdığının farkında değil. Ana karakter kızımızın rastladığı her insan ya t*cavüzcü ya da işkenceci. Yani hiç mi helal süt emmiş bir insana rastlamaz? Bir sayfada bir tane dilenci geliyor mesela, dilenci yani kitaptaki görevi ne olabilir ki? Kızımız da o sırada defalarca kez t*cavüze uğramış ama hala iyi kalpli, insanlara inancı full, dilenciye para vermek için kesesini çıkartıyor… Dilenci dövüyor bunu, bütün parasını çalıyor. Mesela böyle sahneler var. Bu bir distopyadır. Bir tane doğru düzgün insana rastlamıyor bu kız.
Kiliseye giriyor, kilisedeki din adamlarının tövbe haşa BDSM fantezileri falan var. Yani… Sade sen ne yaşadın gözünü seveyim? Kilisede BDSM keyfi nasıl başkadır? Hikayedeki bütün karakterler siyah, bizim kız beyaz. Ben
Marquis de Sade
Kitap zamanında toplatılıp,yakılmış.Yazar kitabı yeniden yazmış.Yazarın en önemli romanlarından biri olan sosyal öğreti,ahlâk,aile kurumu gibi bir takım değerleri iyiden iyiye düşünmemize yardımcı olan bir eser.
Romanın içerdiği şiddetin boyutları bazen kitabı okumama isteği uyandırsa da bende,güçlükle okumaya devam ediyorum. İki kardeşin seçtiği,birbirine taban tabana zıt iki yol ve bunların hangisinin toplum tarafından erdemli bulunduğu.Aynı zamanda da bazı mahremiyetlerin meşrulaşabileceği üzerine ilginç göndermeleri olan bir kitap.
hiç beğenmedim, mazoşist sadist narsist ne dedi ne anlattı ne konustu of of…
cok kere bırakmak istedim, hiç sarmadı
ÖNERMİYORUM.
bi daha da yazardan bi şey okumam. zaman kaybı…
Justine 'in yazarı çok tartışılan bir yazar.Hatta Simone Beavoure ,feminist düşünür ve yazar onun şaşkınlığını şöyle dile getirir:"kendi idamını hazırlıyor..." Yasaklı kitap ve yasaklı yazar diyebiliriz...Genç bir kızın hatta yetim -çalışma ve hayatta kalmak için hayatla mücadelelerinde ahlak ve erdemli olma üzerine kitap.
Justine sen salak mısın? diyorsun...kediler bile güvendiği zaman uğradığı zarardan sonra kaçmayı,tırmalamayı,bir şekilde karşı koymayı öğrenir.Bunda o da yok...iki farklı Tanrı algısı vardır.Birincisi yaratıcı güç,diğeri de insanların kafalarında yarattığı koruyucu ilah ...Ama o ikincisi biz öyle ilhlastirdığımız için var ve ben ona inanmıyorum
JustineMarquis de Sade · İthaki Yayınları · 20221,157 okunma
Tabiri caizse mahvoldum okurken, nefessiz kaldım, dünyadan koptum ama tek bir yanlış cümlesi yoktu yazarın. Her şey doğru ve bu yazılanlar hâlâ yaşanıyor hatta ve hatta daha kötüleri yaşanıyor. Çok az insan dışında kimse iyiliği, vicdanını dinlemeyi, merhamet etmeyi tercih etmiyor. Kötülüğün, hazzın, şehvetin kötü duyguların peşinden gidiyor.
JustineMarquis de Sade · İthaki Yayınları · 20221,157 okunma
spoiler
“hâlâ mı erdem!”
marquis de sade (marki dö sad), her şeyden önce önyargıya karşı savaşın onurlu, tutkulu, yılmaz ve sarsılmaz bir neferiydi. bu niteliğinden hareketle sade, onu okumadan önce önyargılarını bir kenara bırakmayanları, anlattığı öykülerdeki vahşet, derin şehvet duyguları ve sadizm unsurlarıyla egale etmeyi başaracağının farkındaydı. hangi çağda ve kimler tarafından okunursa okunsun, önyargının olduğu yerde sade’ın kendisi gibi eserleri de nefes alamazdı. bence bu, onun karizmatik duruşunun yüce ifadesi ve büyük başarılarından birisi olma anlamı taşıyor; bilinçle inşa ettiği yöntemi sayesinde, nefret ettiği kitlenin malzemesi hâline gelme riskini, daha başından böyle bir zeminin altını dinamitlerle döşemeyi asla ihmal etmeyerek bertaraf ettiğini net şekilde görebiliyoruz kendisinin. bunlardan hareketle sade, hitap ettiği kitleyi, eserlerinin içeriğindeki aşırı doz etkisi gösteren erotik detaylar sayesinde belli şeyleri aşmış bir toplulukla sınırlıyor ve kendisinin sevme lütfunda bulunduğu, ciddiye aldığı tek topluluk da önyargılarını aşmayı başarmış insanlardan başkası olamayacağından, bu konuda başarıya ulaşıyordu. özetle, sade’ı okurken, onun neyi nasıl yazdığına, kurgularını neleri gözeterek oluşturduğuna bakarken ilk iş olarak buradan başlamamız gerektiğini bilmeliyiz. böylece önyargıyla nasıl savaşılır, düşmanın malzemesi hâline nasıl gelinmez gibi meselelerin nüveleriyle ilgili ipuçlarını da elde etmiş oluruz. ilk nokta bu.
marquis de sade’la ilgili akıldan çıkartılmaması gereken en önemli şeylerden ilki, kendisinin bir ordu mensubu olduğu süreçten geçtiğidir. yani bu adam bir savaşçıdır ve gerçekten savaşlara katılmıştır. bir askerin/savaşçının hayatta kalabilmesi için taşıması gereken niteliklere sahiptir sade. bu nedenle onu bir “nefer”
Zengin bir bankacının işlerini batırıp ölmesi ve hemen ardından da eşinin ölümü ile yetim ve öksüz kalan Juliette ve Justine kardeşler bir manastıra yerleştiril ta ki babalarından kalan küçük miras ile kapı dışarı edilene kadar. İki kardeş farklı yolları tercih ederler hayatta kalmak için. Küçük kardeş Justine erdeme sarılır. Kitap sonuna kadar artık Justine'nin erdem ile sınavını okuyoruz.
NOT: Bazı bölümleri erotizm ve pornografi arasında diyebiliriz. Çocuklardan uzak tutun.
JustineMarquis de Sade · İthaki Yayınları · 20221,157 okunma
Dininden, erdem olarak gördüğü davranışlardan vazgeçmeyen ama başına her türlü iş gelen bir insan. Neyi savunuyorsa başına tam tersi geliyor. Bir insan hiç mi ders çıkarmaz. Okurken insanı sinir eden bir akışı var. Binbir zorluklarla kurtulduğu bir yerden daha kötü bir yere kendi ayaklarıyla koşa koşa gidiyor. Şeytana iyilik öğretmeye çalışan, asla başaramayan birisi. Üstelik kitapta kadınlar hakkında öyle düşünceler vardı ki midem bulandı. Dönemin şartları içerisinde düşünüldüğü halde insanı şok ediyor
Bu kitabı okumayı çok istiyordum. Baya bekledim ve çıkar çıkmaz hemen aldım ama büyük bir hayal kırıklığı oldu. BDSM olayları var ama kadınların hiçbir şekilde rızası yok. Hepsi kaçırılmış kandırılmış kadınlar ve yaşadıkları şeylere çok ağır. Gerçekte yaşanmış olaylar var mesela kız çocuklarının kaçırılıp tecavüz edildikten sonra satılması gibi gibi iğrenç olaylar anlatılmış. Okurken çok zorlandım. Daha ne olabilir dedikçe daha kötüsü oluyor üstelik olaylar bitmiyor. Kitabın son 5 6 sayfasına kadar devam ediyor. Bir yerden sonra artık sinirlerim kaldırmadı hızlı hızlı okudum. Bu kadar zorlayıcı olduğunu hiç düşünmezdim. Sadizme ismini veren bir adamdan ne beklerdim bilmiyorum ama bu bana çok fazla geldi
Sodom’un 120 Günü’nü okuduktan sonra bir daha Sade okumayacağımı düşünmüştüm ancak Justine de kitaplıkta durup duruyordu ve okumadan öylece bırakmak istemedim. Kendimce yazara da ikinci bir şans vermiş oldum ancak yine yanıltmadı. Kimilerine bu kadar katlanılmaz gelmeyebilir ama ben zorlanarak, sırf bitirmek için okudum. Kitaplığımda başka bir kitabı yok, herhangi bir kitabını da alıp okumaya devam etmem.
Donatien Alphonse François le Marquis de Sade (Fransızca okunuşu:maʁki: dəsad) (d. 2 Haziran 1740 - ö. 2 Aralık 1814), Fransız aristokrat ve felsefe yazarı. Erotik edebiyat'ın önemli yazarlarındandır, genellikle sert pornografik yazılar yazardı. Yaklaşık 29 yılını hapishanede, 13 yılını akıl hastanesinde geçirmiştir ve en önemli eseri Sodom'un 120 Günü'nü hapishanede yazmıştır. Bir diğer önemli eseri de Justine'dir. Sadizm'in kökeninin onun yazdıklarına dayandığı bilinir. Yazılarında ahlakı, yasayı, dini öğeleri dikkate almadan aşırı özgürlüğü (hatta ahlaksızlığı) ve en iyinin zevk olduğunu savunuyordu. Sade, 32 yıl farklı hapishanelerde ve akıl hastanesinde hapsedildi; onbir yıl Paris'te (on yılı Bastille'de geçti), bir ay Conciergerie'de, iki yıl kalede, bir yıl Madelonnettes'de, üç yıl Bicêtre'de, bir yıl Sainte-Pélagie'de ve 13 yıl Charenton akıl hastanesinde. Yazılarının çoğunu tutuklu olduğu dönemde yazdı. "Sadizm" kavramı adından türetilmiştir. Sade kitaplarında kişilerarası ilişkilerde insanın insansal yanı bir kez yitirildiğinde, neler olabileceğinin bilgisini verir. Kişilerarası ilişkilerde insanın sahip olduğu onur bir yana bırakıldığında, ortaya çıkan yeni ilke kendi yararını koruma sonuna kadar götürülecek olursa; zorunlu olarak "sadizm"e varılır. Yani insandaki insansal olan tek şey doğaysa, doğrudan doğa nedenselliği insan türünün yapıp etmelerini belirliyorsa, insan olmak cani olmayı da beraberinde doğal olarak taşır. Eserlerinde ahlaksal eylemin belirleyicisi olarak etik değerler değil de, içgüdüler ya da "koşullu buyruklar" eylemin "ilkesi" yapılırsa neler olacağını anlatır.