Puan vermedi·128 syf.··
2026 32. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 09:58
EZGİ AKGÜL “Onun Aynısı Bana da Oldu” Kitabın önsöz bölümün de ki bir cümle beni çok etkiledi; O çok sevdiğin “mükemmellik” paltosunu vestiyere bırakmanı rica edeceğim. Bu cümle bende merak uyandırdı çünkü benim içimde de malesef bir mükemmelliyetçilik fıtratı var :( Her sayfasında kendinizden bir parça bulacaksınız.Güçlü görünmenin yorgunluğunu, anlaşılmamanın sessizliğini ve insanın kendi içinde verdiği mücadeleyi öyle samimi anlatıyor ki, satırların arasında kaybolmuyorsunuz, aksine kendinizi buluyorsunuz. Bu kitap bana, iyileşmenin kusursuz olmak değil; kırık taraflarını da sevip onlarla yaşamayı öğrenmek olduğunu hatırlattı. Kimi zaman derin düşüncelere sürükledi ama her bölümünde kalbime dokunan bir cümle bıraktı. Yazar, süslü cümlelerle değil samimiyetle, içtenlikle ve yargılamadan konuşuyor. Bu yüzden kitabı okurken bir yazarın satırlarını değil, sanki beni anlayan bir dostun sözlerini dinliyormuş gibi hissettim. Bazen düşündürdü ama her satırında insana yeniden ayağa kalkabilme cesareti verdi. Kendini hep güçlü görünmek zorunda hisseden herkesin kalbinde bir yere dokunacağına inanıyorum. Ezgi Akgül, sadece bir kitap yazmamış; susan kalplere tercüman olmuş. Kendine haksızlık etme. Başarılar “tesadüf” kutusuna, başarısızlıklarını “beceriksizlik” kutusuna atıp durma. Kendine şantaj yapmayı bırak. İçinden kötü bir his geçtiğinde hemen ahlak zabıtasını çağırma. Sadece izle. Çiziklerinle, göçüklerinle,kırıklarınla ve o kırıkların arasından sızan ışığınla güzelsin. Gittiğin her yerde mükemmeli arama. Gerçeği ara. Mükemmel insan yoktur, gerçek insan vardır.
Onun Aynısı Bana da OlduEzgi Akgül · Nesil Yayınları · 202641 okunma
Travması Olanlar Okumasın ya da Okusun
10/10
·272 syf.··
2026 34. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 22:36
Çocukluğunuza inelim… Bir insan kendisinin psikoloğu olabilir mi? En incindiği yaşına, otuz yedi yıl öncesine gidip, sekiz yaşındaki kendisine “merak etme, her şey düzelecek, üzülme” diyebilir mi? Kendi kendisinin teselli edeni olabilir mi? Hangimiz kendi çocukluğumuza sarılıp onu teselli etmedik ki? Ve yalnızlık duygusu… terk edilme korkusu… Tüm bağımız annemizle başlar, bir kordon ile bağlanırız ona sonra dünyaya gelir sütünü içerek hayatta kalırız… Annemiz bizim güvendiğimiz yegane varlık… Ya bir gün bizi küçücük yaşımızda terk etme duygusuyla baş başa bırakırsa… Kaç yaşına gelirseniz gelin, hangi travmalarınızın üstünü örtüp unutmaya çalışırsanız çalışın bir gün hiç beklemediğiniz bir yerden o size kendini gösterecektir ve ona “beni rahat bırak, seni pislik” deme gücünü kendimizde görebilme dileğiyle… Keyifli okumalar…
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,084 okunma
Reklam
Puan vermedi·96 syf.··
2026 13. kitabı
GOGOL PORTRE KİTAP İNCELEMEM SPOI İÇERİR Gogol'ün Portre kitabında; fakir ama potansiyel sahibi genç bir ressamın (Çartkov) bir dükkanda bir tabloyu görmesi, onu eve getirmesi sonrası olaylar zincirinde gelişen durumlar meydan gelir. Ressam fakirlikten kirasını bile ödeyemezken, portrenin çerçevesinin oradan bir anda çok büyük bir para çıkar. Sonrasında o portredeki kişiyi rüyasında görüp durur. Bu paradan sonra Çartkov zengin olur, kendi adını gazetelerde bastırır. Artık sadece zenginlerin istediği tarzda portre yüz çizimleri yapar ve diğer gerçek ressamları kendisinden küçük görür. Derken büyük bir para ihtirasına kapılır ve bu durum kendisini içten içe yiyip bitirir. Kitabın ikinci kısmında ise olayların geçmişte nasıl geliştiği anlatılır. O portrenin aslında lanetli bir tefeciye ait olduğu ve onu resmeden kişinin de çok iyi bir akademide eğitmenlik yaptığı ortaya çıkar. Bu ressam (Baba) zamanında kendi öğrencisini kıskanmış ve o tefeci ölmeden önce kendisinden portresini çizmesini istemiştir. Portrenin oluştuğu, bittiği gün tefeci de zaten ölmüştür. Resmi yapan kişi aslında şeytanın gözlerini tasvir etmiştir; portrenin gözleri aşırı gerçekçidir, kötü bakışlıdır ve insanı düşünmeye, kendine çekmeye sevk eden uğursuz bir şeydir. Sonuç olarak portre, onu çizen insanı bile delirtir. Sadece ressamı değil, o tefeciden borç alan insanların bile huyu suyu değişmekte, hayatları mahvolmaktadır (tıpkı o soylu prens gibi). Portreyi yapan kişi en son onu yakmaya kadar gitmiş ama arkadaşı "bırak ben alırım" diyerek tabloyu kurtarmıştır. Tabloyu alan arkadaşına da gece rüyalar, karabasanlar girince o da durumu anlatıp bir tanıdığına vermiş, o tanıdığı da başkasına vermiş derken tablo açık artırma yerine kadar düşmüştür. Kitabın en sonunda, açık artırmada tabloyu tam yok etmek
PortreNikolay Gogol · Remzi Kitabevi · 20191,502 okunma
Spoiler içerir!!
8/10
·72 syf.··
2026 15. kitabı
Kitabı bitirdiğimde aklımda en çok kalan şey, insanların anlamadıkları şeyleri ne kadar kolay dışlayabildiği oldu. Hikaye bir doktorun akıl hastanesindeki bir hastayla yaptığı konuşmalar üzerinden ilerliyor. Ama bu konuşmalar ilerledikçe aslında deli diye görülen kişinin birçok insandan daha çok düşündüğünü ve daha çok hissettiğini görüyoruz.Doktorun onu gerçekten dinlemesi ve anlamaya çalışması bile çevresindekilere garip geliyor. Bu kısım beni düşündürdü açıkçası. Çünkü bazen bir insanı anlamaya çalışmak yerine ona bir etiket yapıştırmak daha kolay geliyor. Sonra doktorun da aynı sistemin içine düşmesi bana hayatın bazen ne kadar sert olabildiğini hissettirdi. Okurken en çok şunu düşündüm; belki de insanı asıl yoran şey yaşadığı acı değil, o acıyla baş başa kalması.Bazen ne kadar kalabalığın içinde olsak da anlaşılmadığımız yerde yalnız kalıyoruz. Okurken en çok burada durup düşündüm: “Acı, acı hakkındaki canlı düşüncedir; bu düşünceyi değiştirmek için irade gücü göster, onu silip at, şikayet etmeyi bırak; acı kaybolup gidecektir.” Bu cümle kitabı bence tek başına özetliyor.
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,3bin okunma
İyi hissetmek isteyenlere… /800. İnceleme (3 kitap hediyeli!)
9/10
·192 syf.··
2026 41. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 13:05
Herkese kendini anlatmak zorunda değilsin. Her ilişkiyi sürdürmek zorunda değilsin. Her yükü taşımak zorunda hiç değilsin. Şşş… Rahatla… Dünyanın bütün ağırlığını sırtlamana gerek yok! “Ben yapmazsam kimse yapmayacak,” “Ben olmazsam yürümeyecek,” diye her şeyin peşinde koşturmayı bırak! Yorgunsun biliyorum. Ruhun hayattan tiksinmiş durumda. Bir gün ölüp gittiğinde “yürümez,” dediğin her iş sensiz yürüyecek! Kırmaktan korkup, nazik yaklaştığın herkes seni yanlışlarınla anacak… Kendini tüketme bu kadar. Kimse seni anlamayacak. Aksine nasıl olsa taşıyabiliyor diye bütün yükleri senin sırtına yüklemeye başlayacaklar. “Sürekli yorgun hissediyorsan, sürekli içinde bir kasvet varsa, sürekli neşeli olamıyorsan belki de bunu kendi kişiliğine yüklemeden önce çevrene bakman gerekiyor. Çünkü bazen üzgün, yetersiz ya da yorgun değilsindir; sadece yanlış insanların etrafındasındır.” Biliyor musun, hoyratlık değil de incelik yakıyor canımı, diyor Şükrü Erbaş ve devam ediyor, “İncelik... sensin bütün zamanların açık yarası.” Cahit Zarifoğlu, “Bir incelik gösterin, incinmesin yüreğim.” Oysa dünyada en çok ince insanlar kırılıyor. “Ah kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya,” diyerek son sözü söylüyor Gülten Akın ve Dünya hassas kalpler için gerçek bir cehennem! derken ne kadar haklı Alman yazar Johann Wolfgang Von Goethe“Ne olacağını bilmiyorum ama ne olursa olsun, bir şekilde yola devam edebileceğimi biliyorum.” Kişisel gelişim zırvalıklarına inanmıyorum! Samimiyetsiz, uydurma, çokça kalıp ifadeler kullanan, kâğıt israfı diyebileceğim çalışmalar birçoğu… Lakin Beyhan hoca başka! İçimizden biri gibi sanki… Kitabı okurken, seninle aynı yollardan geçtiğini, aynı hatalara düştüğünü görüyor ve okuduğun kitap hayatını değiştirmese bile yaralarına iyi geldiğini hissediyorsun. “Bana iyi
Kendini Tüketmeden YaşaBeyhan Budak · Kronik Kitap · 202636 okunma
10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 246. kitabı
Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. 'Aman sakın kendini' diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: ' Bırak kendini, koy gitsin! ' Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!
Aşkın Kırk YoluŞems-i Tebrizî · Tutku Yayınevi · 201479 okunma
Reklam
Reklam