“Susmak konuşmaktan daha ağır değil midir?” Susmak, çoğu zaman söylenen sözlerden daha ağır bir yük taşır. İnsan bazen anlatmak ister ama anlaşılmayacağını düşünür, bazen de yaşadıklarını dile getirecek gücü kendinde bulamaz. Bu nedenle bazı duygular kelimelere dönüşemez ve sessizliğin içinde saklı kalır. İçinde kalan her duygu zamanla büyür, derinleşir ve insanın yükünü daha da artırır. Dışarıdan bakıldığında sakin görünen bir sessizlik, aslında uzun zamandır söylenemeyen birçok düşünceyi ve duyguyu içinde barındırabilir. İnsan kimi zaman konuşarak hafifler, kimi zaman ise sustukça ağırlaşır. Çünkü konuşulan sözler zamanla unutulabilir, ancak söylenemeyenler insanın içinde yaşamaya ve iz bırakmaya devam eder. Bu yüzden bazı sessizlikler, en uzun konuşmalardan bile daha derin ve daha anlamlıdır. Kırık Kanatlar
Seçtiğin şey kendi iradenle miydi yoksa kaderinde öyle yazdığı için mi o seçimi yaptın. Biraz da bunu düşünelim ve yine her şeyi çözümsüz bırakmaya devam edelim… SO
Duygu ve Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir kitabı yarım bırakmaya karar verdikten sonra, o sırada okuduğum diğer kitaba dönünce beni karşılayan o müthiş paragraf👏🏻 (yarım bıraktığım kitaba devam ediyorum)
1K
Güvende Kaldık, Ama Yaşayamadık
İnsan, başkaları tarafından yaralanmaktan çok daha önce, kendisini korumaya karar verdiği gün yaralanır. Çünkü korunmak ile yaşamak arasında sessiz bir düşmanlık vardır. Hayat insandan açıklık ister; korunma içgüdüsü ise kapanmayı. Biri kapıları açar, diğeri sürgüleri çeker. Ve çoğu zaman insan, acı çekmemek için aldığı önlemlerin bedelini yıllar sonra ruhunda öder. Sevgiden korkan insanların hikâyesi aslında sevgisizlikle ilgili değildir. Onlar sevgiyi küçümsemezler tam tersine, onun ne kadar güçlü olduğunu sezmişlerdir. Bu yüzden yaklaşmazlar. Bir uçurumun kenarına gelen insanın geri çekilmesi gibi geri çekilirler. Çünkü bilirler ki insan gerçekten sevdiği anda artık yalnızca kendisinden sorumlu değildir. Bir başkasının varlığı, onun iç dünyasında da yer edinmeye başlar. Başka bir insanın sesi günün ritmini değiştirebilir, bir bakışı insanın bütün düşüncelerini altüst edebilir. İşte bazıları bu yüzden severek kaybetmekten değil, severek değişmekten korkar. Oysa insanın kendisi olarak kalacağına dair inancı, belki de sahip olduğu en büyük yanılgıdır. Yaşamak dediğimiz şey zaten sürekli değişmektir. Bir şehri yıllarca aynı bırakmaya çalışırsanız o şehir ölür. Bir ağacın büyümesini engellerseniz çürür. İnsan ruhu da böyledir; onu korumak adına hareket etmezseniz zamanla canlılığını yitirir. Güvenli bir hayat çoğu zaman yaşayan bir hayat değil, yalnızca ertelenmiş bir hayattır. Çağımızın insanı her şeyi kontrol etmek istiyor. Ne hissedeceğini, kimi seveceğini, ne kadar bağlanacağını, ne kadar üzüleceğini önceden belirlemek istiyor. Sanki hayat, doğru hesaplandığında kayıpsız tamamlanabilecek bir denklemmiş gibi davranıyor. Oysa hayatın en önemli olayları, kontrolümüzün bittiği yerde başlar. Kimse hayatını değiştiren dostluğu planlayamaz. Kimse kendisini dönüştürecek bir
1000Kitap
Güzel bir hayatı kimse tesadüfen inşa etmez. Kimse bir sabah uyandığında, sırf bir zamanlar bunları dilemiş olduğu için kendini anlam, amaç ve zarafetle çevrili bulmaz. Anlamlı bir hayat, yavaş yavaş, parça parça seçilir: okuduğumuz kitaplar, girdiğimiz odalar, yakınımızda tuttuğumuz insanlar, kök salmasına izin verdiğimiz fikirler. Ve eğer yaşadığınız hayatı sevmiyorsanız, bunun nedeni nadiren daha iyi bir hayatın ulaşamayacağınız yerde olmasıdır. Bunun nedeni, size bu hayatın sizin şekillendireceğiniz bir şey olduğunu kimsenin söylememiş olmasıdır ve bu yüzden hiç başlamamışsınızdır. Uzun yıllar boyunca neden içimde sessiz bir acı taşıdığımı ve bunun nedenini tam olarak anlayamadığımı kavramam yıllarımı aldı. Geriye baktığımda, mutsuzluğumun büyük bir kısmının aslında hiç seçmediğim bir hayatın içinde yaşamaktan kaynaklandığını görüyorum. Seçmediğim yerlerdeydim, çizmediğim yollarda ilerliyordum, etrafım tıpkı hava olayları gibi kendiliğinden oluşan koşullarla çevriliydi. Bunun kendine özgü bir yalnızlığı var. Kendi hayatınızın tam merkezinde durup, bir şekilde, kendinizi onun içinde bir misafir gibi hissetmenin yalnızlığı. Hayatın acımasız olmasından değil. Çünkü o benim değildi. İnsanların mutsuz olduklarını ve bunun nedenini belirtemediklerini söylediklerinde aslında tam olarak bunu kastettiklerine inanmaya başladım. Memnuniyetsizlik her zaman hayatın kendisindeki bir kusur değildir. Çoğu zaman, kişinin kendisi tarafından değil, miras yoluyla edinilen bir hayata karşı sessiz bir protestodur. Yaşayan kişi dışında herkes ve her şey tarafından şekillendirilmiş bir hayat. Şimdi sonsuz bir güzellikler silsilesinin ortasında yaşıyoruz. Dergiler ve filmler, reklamlar ve parlak, kayan ekranlar; her biri aynı nazik vaadi fısıldıyor: Bu da bir gün sizin olabilir. Ve yine
Substack
sen bir aynasın Kendinizi sevgiden mahrum bırakmaya devam ederseniz, yalnızca sizi de sevgiden mahrum bırakacak insanlarla karşılaşırsınız; kendinizi sevgiye boğarsanız, evren size sizi de sevecek insanları sunacaktır.