Düşlerim büyüledi beni, Hepsi renklere bürünmüştü. Açamadım gözlerimi, Kendimi akıntıya bıraktım sessizce. Gökyüzünün esintisi değdi tenime, Rüzgâr düşlerimi taşıdı uzaklara. Sonra insan seslerine büründü bedenim, Gerçek dünya çekti beni kendine. Düşler kayboldu, O kayboldu, Ben kayboldum. Geriye yalnızca, Bir zamanlar gördüğüm renklerin Solgun izleri kaldı. ...
Şiir
Gururu bir kenara bıraktım
Müzik
Reklam
Acımla yalnız gidiyorum Mahkumiyetim yalnız gidiyor Koşmak kaderim Yasayı atlatmak için Büyük Babil\'in Kalbinde kaybolmuş Bana kaçak diyorlar Kağıdım olmadığı için Kuzeydeki bir şehre Çalışmaya gittim Hayatımı bıraktım Ceuta ile Cebelitarık arasında Acımla yalnız gidiyorum Mahkumiyetim yalnız gidiyor Koşmak kaderim Kağıdım olmadığı için Büyük Babil\'in Kalbinde kaybolmuş Bana kaçak diyorlar Ben yasa dışıyım Esrar yasa dışı Perulu kaçak Afrikalı kaçak Esrar yasadışı Acımla yalnız gidiyorum Mahkumiyetim yalnız gidiyor Koşmak kaderim Yasayı atlatmak için Büyük Babil\'in Kalbinde kaybolmuş
Öğretmenliğin en güzel yanı, geride bıraktığınız kalplerde her zaman bir yerinizin olduğunu bilmektir. Günümü güzelleştiren çocuklarım iyi ki kesişmiş yollarımız, kalbimi bıraktım her bir imzanıza 💕💞
Irkçıyım demeyin!
1944 davası gibi Türkçü Turancılık yeniden lanetlenebilir. Çünkü küllerinden doğan bir akıma dönüştü. Peki nedir bu 1944 davası? 1944 Irkçılık-Turancılık Davası, bu toprakların gördüğü en büyük haysiyet, sadakat ve aynı zamanda en büyük ihanet kırılmalarından biridir. Türk tarihinin sayfalarına kapkara bir leke gibi kazınan, ama o lekenin içinden birer çelik gibi parlayarak çıkan Türk milliyetçilerinin destanıdır. ​Gelin, hafızamızı bir tazeleyelim de o günlerde ne dolaplar dönmüş, kimler kimlerin arkasına saklanmış bir kez daha görelim. ​Yıl 1944. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına yaklaşıyoruz. Dünyadaki dengeler değişiyor, Sovyet Rusya ayısı pençelerini bileyliyor. Dönemin Ankara hükümeti ise arkasını sağlama almak, "Bakın biz faşist değiliz, komünist hiç değiliz, ortadayız" mesajı vermek için bir kurban arayışına giriyor. İşte tam o sırada, ömrünü Türk ülküsüne adamış, tavizsiz, bükülmez bir kale çıkıyor karşılarına: Hüseyin Nihal Atsız. Başbuğ ​Atsız Ata, dönemin Başvekili Şükrü Saraçoğlu’na yazdığı o meşhur açık mektuplarla (yorumlarda mektupların genel yapısını yazdım, dileyen okuyabilir.) devletin kalbine sızan lanet sapkın komünist yapılanmaları, millî eğitimdeki çürümeyi bir bir deşifre ediyor. Vatan hainlerinin isimlerini bir bir yüzlerine çarpıyor. ​Peki devlet ne yapıyor? Teşekkürü geçtim, hakikati söyleyen her Türk aydınına yapıldığı gibi Atsız’ın üzerine çullanıyorlar! Sabahattin Ali gibi isimleri maşa olarak kullanıp Atsız’ı mahkemeye veriyorlar! ​3 Mayıs 1944’te Ankara’daki duruşma günü, o güne kadar susturulduğunu sandıkları Türk gençliği bir çığ gibi Ankara sokaklarına dökülüyor. (Benzeri yaşanacak, biliyorum. Tarih tekerrürden ibarettir ve biz tekrar bunları yaşayacağız) Binlerce Bozkurt, "Kahrolsun komünistler!" diye bağırarak Atsız’ın
1000Kitap

umay • İTC

@otuken_okuru
·
Bunu alıntılayıp ırkçılık üzerinde konuşacağım. Diyemiyoruz.
Gerçek düşüncelerimizi belki bu vakte kadar sakladık. Ancak şu anda tutukluyuz. Esir alındık. Artık tüm gücümüzle aktif olma yaktidir.
Alıntı
Allah'ım... İyi niyetimle sınandığım yerde kalbimi karartma. Görülmeyen sabrımı, bilinmeyen iyiliğimi sen bilirsin. Ben yolumu sana teslim ettim, nasibimi aceleye değil hikmetine bıraktım. İyiliğimin karşılığını kullardan değil, adaletinden ve rahmetinden istiyorum. Beni iyi niyetimle utandırma. Âmin."
Reklam
Reklam