“Anlamıyor musun? Birinin sana zarar verme fikri beni parçalara ayırıyor." Hızlı bir şekilde gözlerimi kırparak gözyaşlarıyla boğuştum. "Bu akşama kadar anlamamıştım ama... sanırım ben de arızalıyım." Hannah şaşkın gözüktü. "Ne demek istiyorsun?"
"Seninle tanışmadan önce arızalıydım," diye mırıldandım. "Bütün hayatım hokey, en iyisi olmak ve babama ona ihtiyacım olmadığımı kanıtlamak etrafında geçiyordu.
Kendime kızlara yaklaşmak için izin vermedim, çünkü hedefimden dikkatimin dağılmasını istemiyordum. Eğer biriyle yakınlaşırsam seçildiğim an onu tekrar edeceğimi biliyordum. En yakın arkadaşlarım dahil tek bir insanı çok yakınıma yaklaştırmadım. Sonra sen geldin ve ne kadar yalnız olduğumun farkına vardım."Başımı omuzlarına bıraktım. Her şeyden ötürü... çok yorgundum.
Şikâyet ettiğim ve dert edindiğim tüm o ufak şeyleri bir kenara bıraktım. Bunların hiçbirinin bir anlamı olmadığını anladım. Önemli olan yaşamın kendisiydi.
Ama o hayat bir türlü gelmek bilmiyor. İnsanın kendi mutsuzluğu ile ilişkisinin sadece onu beklemek olduğunu fark edene kadar uzun bir süre duygusal ve melankolik bir halde yakınınıp durdum.
Onca zaman boşu boşuna heveslenmiştim, annemle babamın hayalimdeki kapılarını bir çok defa çalmış ve açılmasını beklemiştim, hikayemin kabul edilmesini, kabul edilmeyi, içeri alınmayı beklemiştim ve hayal kırıklığına uğramıştım, üzülmüştüm, eşikte dikilip kapılarını çalmıştım, sonra çalmayı bıraktım, umut etmeyi bıraktım, sırtımı dönüp oradan ayrıldım, bir bakıma özgür oldum.