Selamın aleyküm
Kitabın yazarı bir doktor olmasına rağmen çok güzel yazmış. Kitabı okurken gerçekten de hayata beş dakika mola verdim zaten okuduğum gün sayısına bakarsanız birazdan yazacaklarımı anlayacaksınız.kitabı o kadar çok beğendim ki bitmemesi için bir sayfayı en az altı yedi defa okudum tabi bazı sorunlardan dolayı da kitap okuyamadım .
Kitap akıcı ve sade bir anlatım diline sahip, kitapta İbn-i Haldun'un (1332-1406) dönemleri arasında yazmış olduğu beslenme üzerine olan makalesinden de bahsedilmiş. Hastalıkların ruh ve beden dengesizliği sonucu ortaya çıktığından bahsediliyor. Kısa ve net olması hoşuma gitti açıkçası, kişisel gelişim kitapları seven ve okuyan herkese tavsiye ediyorum.
Okuduğunuz için teşekkürler :))
Merhabalar, kitaptan tam keyif alabilmek için hem klasik müzik tarihine (bestecilerin dönemlerine, tarzlarına) hem de müzik teorisine (kontrpuan, senfoni yapısı vb.) belirli bir düzeyde aşina olmak gerekir. Aksi takdirde cennetteki diyaloglar sadece "isim bombardımanı" gibi gelebilir. Demem o ki kitabın içindeki terimler biraz anlamsız gelebilir (tamam birazdan fazla anlamsız gelebilir.) Fakat kitap bittikten sonra bir çok klasik müzik sanatçısının gönül işlerine kadar bilgi sahibi oluyorsunuz.
Kitap, klasik bir biyografi ya da alışılagelmiş bir roman değil; adeta edebi bir kolaj ve deneysel bir performanstır. 1991 yılında, Mozart’ın 200. ölüm yıldönümü anısına kaleme alınan kitap, Burgess’in sadece bir edebiyatçı değil, aynı zamanda hayatının büyük bölümünü besteler yaparak geçirmiş sıkı bir müzisyen olduğunu en net gösteren yapıtlarından biridir.
Kitabın Türkçe ismindeki "Deyyuslar" vurgusu boşa değildir. Burgess, Mozart gibi saf bir dehanın, dönemin "soylu, burjuva ve dalkavuk" tabakası tarafından nasıl sömürüldüğünü, anlaşılamadığını ve sefalete itildiğini sert bir ironiyle eleştirir.
Kitaptaki en güçlü temalardan biri, müziğin varoluşsal amacıdır. Burgess, Mozart’ın ağzından sanatı sadece elitlerin hayatını süsleyen bir "duvar kağıdı" veya bir "oyuncak" olarak görenlere adeta meydan okur. Salieri üzerinden ise "Neden bu kusursuz yetenek benim gibi disiplinli birine değil de, ahlaken çocuksu ve fevri olan Mozart’a verildi?" sorusuyla ilahi adaleti ve dehanın doğasını sorgular.
Özetle; Mozart ve Deyyuslar, Anthony Burgess'in Mozart'ın dehası önünde saygıyla eğilirken, bir yandan da onun etrafındaki yozlaşmış dünyaya, hatta müziği felsefi olarak tam kavrayamayan modern insana orta parmak çıkardığı, edebi olarak deneysel, zihnen hafifletici ama felsefi olarak ağır
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Başladığım andan itibaren acaba birazdan ne olacak düşüncesi aklımdan bir an bile çıkmadı oldukça güzel bir dili vardı ancak aralarda genelev ile ilgili detaylar olmasaydı bence daha güzel olurdu
Serinin ikinci kitabında olaylar her anlamda daha da kızıştı. Kurgunun hızlı ilerlemesi açıkcası hoşuma gidiyor.
Hayden birazdan fazla saf ve yer yer aptal olsa da durumu iyi idare ediyor bence. Yani 5 ejderha eş ve daha önce bilmediği bir evrene aniden girişi derken yine de iyi ilerliyor. Nefret ettiğim kadın karakterlere dönmedi.
Bu kitapta bazı şeylerin arka planı daha da ortaya çıktı ve 3 eşiyle bağ kurdu. Easton ve Maddox henüz kırılmadılar ama onlar da eşikte.
Hayden günün sonunda ejderhalar için aşırı önemli bir noktada olacak ama bakalım üçüncü kitapta tüm her şeyi çözeceğiz.
İzmir'in kuzey kıyılarında, Çandarlı'nın Denizköy sahilinde öğleden sonranın ağır ışığı denizin üzerine serilmişti. Karşıda uzanan kıyı çizgisi, acele etmeyi unutmuş insanların bıraktığı bir sessizlik gibi duruyordu. Kıyıda birkaç tekne, güneşten solmuş iskeleler, rüzgarın yıllardır aynı sabırla aşındırdığı taşlar vardı. Denizköy'ün çevresindeki tepeler, Ege'nin o kendine özgü dinginliğiyle suya bakıyor, su da gökyüzünü hiç bozmadan taşıyordu.
Bugün inceleme masam yoktu.
Bir kütüphanenin rafları, bir çalışma odasının duvarları ya da bir kahve fincanı da yoktu.
Elimde yalnızca Dalgalar vardı.
Kitabı incelemek için en uygun yere gelmiştim. Birkaç adım ilerledim ve fazla derin olmayan kıyı suyunun içine girdim. Su önce dizlerime, sonra belime ulaştı. Ardından eğilip denizin dibine oturdum. İki dakika sürecek bir inceleme için bundan daha doğru bir yer bulmak mümkün değildi. Çünkü elimdeki kitap yalnızca insanların hikayesini anlatmıyordu. Akışı, ritmi, tekrarları ve geri dönüşleriyle bizzat bir deniz gibi davranıyordu.
Dipteki kum ince ve açıktı. Aralarda deniz çayırları hafifçe salınıyor, güneş ışıkları suyun yüzeyinden kırılarak zemine gümüş çizgiler halinde düşüyordu. Her dalga geçtiğinde ışık desenleri değişiyor, sanki görünmez bir el denizin tabanına yeni şekiller çiziyordu.
Tam o sırada Ravi göründü.
Bir şeyler söylemek istiyordu.
Arkasından Hiç geldi.
Münzevi de kıyının biraz ilerisinde bekliyordu.
Ama bugün süre yalnızca iki dakikaydı.
Elimi kaldırıp onları geldikleri gibi geri gönderdim.
Bu kez konuşmayacaktık.
Bu kez yalnız kalacaktım.
Onlar kıyıya doğru uzaklaşırken etrafımda küçük bir hareketlilik başladı. Birkaç gümüş balığı önümden geçti. Ardından kupesler geldi. Biraz daha ileride mırmırlar kumun üzerinde dolaşıyordu. Bazen yanımdan geçiyor,
DalgalarVirginia Woolf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20193,967 okunma
Bu seri gerçekten insanın sinir sistemini ele geçiriyor.
İkinci kitapta gerilim seviyesi resmen birkaç basamak birden yükseliyor. Travma, intikam, cinayetler ve yıllar boyunca hayatı mahvolmuş insanların hikâyesi öyle bir işlenmiş ki her sayfada "Birazdan kesin bir şey olacak..." hissiyle okudum.
En sevdiğim detaylardan biri ise o gece yaşananların bize tek seferde anlatılmaması oldu. Her bölümde yeni bir parça ortaya çıkıyor ve her yeni gerçek, olayları daha da karanlık ve ürkütücü bir hâle getiriyor. Sayfalar ilerledikçe sadece Lana'nın değil, onunla birlikte birçok insanın hayatının nasıl geri dönülmez şekilde parçalandığını görmek gerçekten çok etkileyiciydi.
Özellikle Lindy'nin yaşadıkları kalbimi kırdı. Lana'yı kurtarmaya çalışırken kendi hayatının da mahvolması, insanların ona inanmaması ve en yakınındaki kişinin bile onu yalnız bırakması çok ağırdı. Bu kitap beni sadece üzmedi, aynı zamanda inanılmaz öfkelendirdi. Çünkü burada yaşananlar sadece fiziksel şiddetten ibaret değil; insanların hayatlarının, bedenlerinin ve geleceklerinin ellerinden alınması söz konusu. Üstelik suçluların yıllarca hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmesi insanın kanını donduruyor.
Bu kadar karanlığın içinde Logan ise adeta nefes alabildiğim tek yerdi. Sert ama asla kaba değil, korumacı ama bunaltıcı değil. En önemlisi de Lana'nın yaşadığı travmaları yok saymamasıydı. Bu yüzden onu okumak çok iyi hissettirdi.
Ve o final... Gerçekten aklımı aldı. Tam her şey çözülecek derken öyle bir yerde bitti ki kitabı kapatıp birkaç dakika tavana bakmak zorunda kaldım.
Şimdi tek bir sorum var: Üçüncü kitaba hemen başlayıp uyku düzenimi tamamen bozmalı mıyım? Çünkü cevabım kesinlikle evet.
#bookstagramturkiye #bookstagram #kitapyorumu #kitaptavsiyesi #gerilimkitabi #psikolojikgerilim