Ursula K. Le Guin’in yazma prensiplerine dair bir okuma yapmadım. Yine de önce bir soru sorup ardından olası yanıtları kurgulayarak ilerlediğini düşünmeden edemiyorum. Yazmasını sağlayan çağrışımlar nelerdi nereden türüyorlardı bilemesem de, hiç sorulmamış sorulara olası verilecek cevapları bunca derinlemesine ele alması beni mest ediyor.
Cinsel kimliğin bir statü ya da güç aracı olarak kullanılmadığı bir evren yaratılabilir mi? Çift cinsiyetli insanların hormonal durumlarına göre sadece kemmerdeyken erkek ya da kadın oldukları bunun dışında birey olarak yaşamlarını sürdürdükleri Kış gezegenindeki halkların çeşitliliği, elçi Genli Ai ve Estraven’in gözünden bize sunuluyor. Böylece kendimizi çok yönlü işlenen bir kurgunun içerisinde birçok fikri sorgularken buluyoruz.
Halk mitleri üzerinden aktarılan geçmiş veyahut bu gezegendeki insan türünün oluşma ihtimallerine değinen günceden kesitler aslında kitabın içeriğini çok katmanlı bir yapıya dönüştürüyor. Kış’taki bu maceraya tanıklık ederken başlangıçta büyük bir odanın içerisinde elimizdeki kar küresini sallıyoruz. Sonra kar küresinin içine giriyor, oradaki yaşamın bir parçasına dönüşüyoruz. Bu yetmiyor içerden dışarı bakıyoruz. Bir anda devasa odayı algılamaya çalışırken buluyoruz kendimizi, ardından kar küresinin camına nefes üflenirken olacakları gözlüyoruz.
Birçok kavramın irdelendiği bu lezzetli eseri okuduktan sonra geriye üzerine düşünecek çok fazla soru kalıyor. Birçoğu cinselliğin ve cinsiyetlerin toplumu yönlendirme şekline dair. Geri kalanın büyük bir kısmı da sınırlar ve onlar kalktığında oluşabileceklerle ilintili. Bunlardan birkaçını kıyıya bırakalım: Cinsiyetimiz kimliğimizi ne kadar belirliyor? Cinsel arzuların yarattığı gerilimin sonuçları toplumsal olarak bizi nereye sürüklüyor? Cinsel bir arzuya ne