Bir Noksan

Bir Noksan
@birdoksan
Varoluşsal Sancılar.
Gelişim üniversitesi
İstanbul
Adıyaman, 15 Kasım 1992
1546 okur puanı
Eylül 2019 tarihinde katıldı
Puan vermedi·96 syf.··
2026 7. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 17:15
Bazı kitaplar bilgi verir, bazı kitaplar ise insanı düşünmeye zorlar. "Allah Her Yerde" benim için ikinci grupta yer alan bir kitap oldu. Kitabı okurken sık sık etrafıma farklı gözle bakmaya başladığımı fark ettim. Günlük hayatın koşuşturması içinde çoğu zaman fark etmediğimiz şeylerin aslında ne kadar büyük anlamlar taşıyabileceğini hatırlatıyor. Özellikle Allah'ın varlığını sadece belirli zamanlarda ya da belirli mekânlarda değil, hayatın her anında hissedebilme fikri kitap boyunca üzerinde durulan en etkileyici noktalardan biriydi. Anlatımı oldukça sade ve akıcı. Dini konularla çok içli dışlı olmayan bir okurun bile rahatlıkla okuyabileceği bir dil kullanılmış. Yer yer altını çizmek istediğim cümleler oldu, yer yer de kendi hayatımı sorguladığım satırlara denk geldim. Belki edebî yönüyle değil ama verdiği mesajlarla insana dokunan bir eser. Bazen durup düşünmek, biraz yavaşlamak ve çevremize başka bir gözle bakmak gerektiğini hatırlatıyor. Okuyup bitirdiğimde zihnimde kalan duygu şu oldu: Allah gerçekten her yerdeydi, asıl mesele bunu görebilecek bir bakışa sahip olabilmekti.
1000Kitap
Allah Her Yerdeİmam Gazali · Nesil Yayınları · 2023134 okunma
Reklam
Dostoyevski'nin Öteki’si Üzerine
8/10
·188 syf.··
2025 22. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2025 22:11
Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattığınız anda kendi düşünceleriniz size yabancılaşır. Öteki tam da böyle bir kitap oldu benim için. Fyodor Dostoyevski’nin bu kısa ama yoğun romanı, sadece bir adamın deliliğe sürüklenmesini değil, aynı zamanda insanın kendine bile yabancılaşabileceği bir dünyayı anlatıyor. Kitabı okudukça, Golyadkin’in yaşadıkları bana uzak gelmedi. Hepimizin içinde bir “öteki” var; bastırdığımız, saklamaya çalıştığımız, bazen ise yüzleşmeye bile cesaret edemediğimiz bir parçamız. Romanın başkarakteri Bay Golyadkin, toplumun içinde kendine yer bulmaya çalışan, içten içe ezilen, tedirgin ve çekingen bir devlet memuru. Her şeyi değiştiren o kırılma anı ise karşısına kendi tıpatıp aynısının çıkmasıyla başlıyor. Bu “öteki” karakter, onun yerini yavaş yavaş almaya başlıyor ve Golyadkin kendi hayatından silinirken okuyucu olarak ben de onun zihinsel çöküşüne tanık oluyorum. Dostoyevski bu kitapta sadece bir hikâye anlatmıyor; insan ruhunun en kuytu, en karanlık köşelerine iniyor. Golyadkin’in yaşadığı içsel çatışma, paranoya ve utanç duygusu o kadar gerçek ki bazen ben bile kimin haklı olduğunu sorguladım. Kitap boyunca sürekli şu soruyu sordum: Ya o “öteki” aslında hep bizdeydi de sadece bir kriz anında görünür olduysa? Kitabın dili ilk başta biraz ağır gelebilir ama ilerledikçe o yoğunluk insanda bir tür bilinç akışı etkisi yaratıyor. Cümleler bazen uzuyor, düşünceler birbirine karışıyor ama bu da karakterin kafa karışıklığını birebir yaşatıyor. Tam olarak bu yüzden Öteki, sadece bir roman değil; bir zihin yolculuğu. Kapanış sahnesi, özellikle doktorun söylediği o son cümleyle birlikte, beni oldukça düşündürdü. "Barınma, odun, ışık ve hizmet alacaksınız — ki bunları hak etmiyorsunuz." Bu cümle, bir bireyin kendi kimliğini yitirdiğinde, toplum
ÖtekiFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202530,4bin okunma
1984 kitabına ait inceleme yazım
Puan vermedi·352 syf.··
2025 21. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2025 05:25
George Orwell’ın 1984 kitabı bence herkesin bir kere okuyup sindirmesi gereken bir eser. Baştan söyleyeyim, kitap biraz karanlık, biraz ağır; öyle “hadi çerezlik okuyayım” türünden bir şey beklemeyin. Ama okudukça sizi içine çeken bir dünya kuruyor. Kitabın ana karakteri Winston Smith, bir nevi sıradan adam. Parti denilen baskıcı bir yönetimin altında yaşıyor. Sürekli gözetleniyorlar, düşünceleri bile kontrol ediliyor (evet, düşünce suçu diye bir şey var!) ve her yerde o meşhur Büyük Birader posterleri asılı. İnsan resmen nefes alamıyor, çünkü her an hata yapabilirsin. Winston bir yerden sonra bu düzene dayanamıyor ve sorgulamaya başlıyor. İşte orada olaylar başlıyor. Aşk, isyan, gizli buluşmalar… ama bir yandan da sürekli üstünde bir baskı. Okurken sen bile paranoyaya kapılıyorsun, “acaba izleniyor muyum?” diye düşünüyorsun resmen. Beni en çok etkileyen şeylerden biri, Orwell’ın aslında bu kitabı 1949’da yazmış olması. Yani adam o zamanlardan bugüne dair bir uyarı yazmış. Bugün sosyal medya, gözetleme teknolojileri, sansür falan derken, bazı şeyler ürkütücü şekilde tanıdık geliyor. Dili sade ama derin. Okurken bazen “of bu biraz uzadı” dediğim yerler oldu ama genel olarak kitabın finaline kadar seni diken üstünde tutuyor. Sonu… yani orayı spoil etmeyeyim ama sert. Keyifli okumalar arkadaşlar :)
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,1bin okunma
Tanpınar'ı Anlamak
8/10
·382 syf.··
2025 19. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2025 06:27
Beni sadece bir okur olarak değil, bir insan olarak da fazlasıyla sarsan ve düşündüren bir eser oldu. Bu romanı bitirdiğimde, içimde zamanın hiç tahmin etmediğim kadar karmaşık bir mesele olduğunu hissettim. Saatlerin yalnızca zamanı göstermediğini, aynı zamanda bir toplumun nabzını, geçmişle olan bağını ve geleceğe dair sancılarını da ölçtüğünü fark ettim. Romanın başkahramanı Hayri İrdal üzerinden anlatılan bu tuhaf enstitü serüveni, aslında bizim toplumumuzun zihinsel ve kültürel bocalamalarının bir aynası gibiydi. Doğu ile Batı arasında sıkışmış, ne tam anlamıyla geçmişini bırakabilen ne de geleceği kucaklayabilen bir zihnin, bir milletin, bir bireyin çırpınışlarını gördüm. Bu kitap bana kendimi, kendi toplumumu, hatta kendi iç çelişkilerimi bile gösterdi. Tanpınar’ın dili öylesine ince, öylesine derin ki, bazı satırları defalarca okudum. Özellikle zaman kavramı üzerine yaptığı vurgular... Zamanın sadece saatlerle, takvimlerle ölçülen bir şey olmadığını; aynı zamanda insanın ruhsal hafızasında, pişmanlıklarında, umutlarında da yaşadığını hissettirdi bana. Hayri İrdal’ın geçmişe olan saplantısı, kaybettiği çocukluğu, bir türlü yüzleşemediği ailevi meseleleri aslında pek çoğumuzun sırtında taşıdığı yükler değil mi? Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün absürtlüğü, ilk başta bana komik geldi. Ama sonra fark ettim ki, biz aslında gerçek hayatta da böyle şeylerin içinde yaşamıyor muyuz? Ciddiye alınmaması gereken düzenlerin içinde hayatımızı ciddiye alarak sürdürüyoruz. Tanpınar, bu ironiyi öyle zarif bir biçimde işlemiş ki, gülümserken bile içimi burkan bir şeyler oldu. Ve elbette, Tanpınar’ın o kendine özgü zaman algısı... “Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında.” Bu cümleyi sadece şiirinde değil, romanın her satırında hissettim. Kitabı bitirdiğimde anladım ki,
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 202352,9bin okunma
Korku kitabı hakkındaki inceleme yazım..
8/10
·70 syf.··
2025 18. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2025 07:26
Ben aslında çok kitap okuyan biri değilimdir ama Zweig’in kitaplarını bir kere eline alınca bırakmak zor oluyor. Korku da öyle bir kitaptı işte. Elime aldım, başladım okumaya, bir baktım ki sayfalar su gibi akmış gitmiş. Hem kısa, hem sürükleyici… En sevdiğim türden. Kitapta zengin bir kadının gizli bir yasak ilişki yaşaması ve sonrasında yaşadığı pişmanlık, vicdan azabı, ama en çok da korkusu anlatılıyor. Öyle bildiğimiz korku değil hani, cinli perili korku filmlerindeki gibi değil. Bu, insanın içini içten içe kemiren, başına ne geleceğini bilememenin korkusu. Yalanların üzerine yalanlar eklendikçe, kadın öyle bir hale geliyor ki, hem kendine, hem de etrafındakilere yabancılaşıyor. Zweig bu duyguyu o kadar güzel anlatmış ki, sanki ben yaşamışım gibi hissettim. Her satırda “Yandın kadın, şimdi ne yapacaksın?” dedim kendi kendime. Sayfaları çevirirken nefesimi tuttuğum oldu. Yani kitabın adı gibi, insanı gerçekten korkuyla baş başa bırakıyor. Zweig’in dili sade, anlatımı net. Lafı dolandırmıyor. Her cümlede bir duygu var. Özellikle insan psikolojisini çok iyi çözümlemiş. Hele bir iki yerde iç ses anlatımları var ki, insanın kendi iç muhasebesi gibi. “Ben olsam ne yapardım?” diye düşündürüyor insana. Kitabın sonunda öyle bir sürpriz var ki, hiçbir şeyi tahmin ettiğiniz gibi bırakmıyor. O yüzden okurken dikkatli olun derim. Kısacası, Korku, hem kısa hem de insanın iç dünyasına ayna tutan, etkileyici bir kitap. Okumayan çok şey kaçırır bence. Zweig bir kez daha döktürmüş. Kitabı bitirince insan oturup kendi hayatını sorguluyor. Vicdan, yalan, pişmanlık, korku… Hepsi var. Tavsiye ederim, okuyun okutun.
1000Kitap
KorkuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2022124,9bin okunma
Reklam