Daha çocuk denecek yaşta zorla evlendirilen Lale'nin çocuk doğuramayınca,bir erkekle konuştu diyerek bahane edilerek ölüm fermanı imzalanır.Onu bu ölümden çok sevdiği Kara isimli köpeği kurtarır.Daha sonra izini kaybettirerek çok uzaklara gider. Orada tanıştığı aşık olduğu bir adamdan kızı olur.Kitap bu kızın ağzından ilerler.Yazar kitapta töre cinayetlerini anlatacağım derken ipin ucunu kaçırmış,töre cinayetleri töre işkencelerine dönüşmüş.Romanda kurgu ise tam oturmamış bence..Urfadan töreden kaçan roman kahramanı sanki ışınlanmış gibi tam batıda bir adada hayatını sürdürmeye başlıyor.Yazar belki de batıdaki bu adayı bilinçli seçmiş olabilir.Töreden batıya kaçarak batı gibi düşünerek kurtuluruz demek istemiş.Lale''nin orada aşkı bulması ve onu yaşaması ile aradaki tezatı farkediyorsunuz.Kadının yaşamı Duygu Asena kitaplarındaki gibi tam bir baş kaldırı..Evlilik dışı bir çocuk dünyaya getiriyor ve çocuğuna annesi olduğunu söylemiyor,güya töreden korkuyor ama orada töre felan yok,Kadının on gün yaşadığı aşk tüm ömrüne yeten bir aşk..Kitap kadının kızının gözüyle ilerliyor.Yazar aşkı anlatacağım derken bence on yaşındaki çocukların aşkından bahsederek hayal dünyasına dalmış.Hatta öpüşmelerini bile kutsallık katarak vermiş bunu.Masumca diyor nerdeyse ..Kurgu acemice..Kız babasının zengin biri olduğunu öğreniyor ama nedense kendisine burs veren,yurtdışına tatillere gönderen kişini başka birisi olduğunu zannediyor ..Çok zeki olan kızımız bunu farkedemiyor...Romandaki konuşmalar o kadar yüzeyde ki ancak entellektüel dediğimiz insanların karşılıklı sohbetlerinde kullanılan bir dil, ortaokuldan alınmış,evlendirilmiş töreden kaçan kadın ve onun küçük kızı arasında geçince inandırıcılığı olmuyor.Bir de yazar kendini efsane,masal,arkeolojik bilgiler vermek zorunda hissediyor