Bulutlara baktım. Dönüyorlardı. Dünyanın işi buydu, dönüp durmak. Peki benim işim? Ben anlamımı atmosferdeki hangi boşluktan derecektim? Bir anlam bulmayı, o anlama tutunmayı nasıl becerecektim?
Dışarısı çirkinleştikçe, bir kaplumbağa gibi kapanmıştım sert kabuklu kendime. Ağırdı kendim, ezilmiştim. Ne kimseyi içeri almış, ne de dışarı çıkabilmiştim. Mahpus kalmıştım adına emniyet dediğim o müemmen sürgüne. Kendi kendime. Dünyaya karşı uyuşmuştum böyle böyle.