Birnur

Birnur
@birnuritta
“Kitapsız bir oda, ruhsuz bir beden gibidir.”
“Varoluş hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı.”
9/10
·360 syf.··
2025 15. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 22 Kasım 2025 14:05
Kitap herkesin adına aşina olduğu bir düşünür olan Sokrates ile başlıyor onun öğrencisi Platon ile devam ediyor. Gerçi Sokrates ile Platon’un aynı kişi olduğunu da düşünenler var. Bunun nedeni de Sokrates’in yazan bir düşünür değil soru soran, konuşan bir düşünür olması nedeniyle öğrencisi Platon’un kaleminden Sokrates’i tanıyabiliyoruz. Sonrasında Platon’un öğrencisi olan Aristoteles öğretmeninden farklı olan bir görüşle karşımıza çıkıyor. Hepimizin en çok bildiği felsefenin başlangıçları olan bu düşünürlerden sonra kronolojik olarak diğer düşünürlerin hayatı hakkında ve onların fikirleri hakkında bilgiler sunuyor. Bunların arasında çoğumuzun bildiği isimler de var elbette. Bunlardan bazıları: Rene Descartes, Jean-Jacques Rousseau, Immanuel Kant, Charles Darwin, Karl Marx, Frıedrıch Nıetzsche, Sıgmund Freud, Jean-Paul Sartre, Albert Camus örnek verilebilir. Kitap 40 dan fazla düşünür hakkında bilgi içermektedir. Bu bilgiler yalın ve sade dille çok felsefi terim içermeden anlatılmış bu da kitabı anlaşılırlığı açısından çok ileriye götürmüş. O yüzden felsefeye merakı olup ama felsefi terimlerden ötürü düşünürün ne dediğini anlamlandırmakta zorlananlar için felsefeye başlangıç kitabı olarak okumaları tavsiyemdir. Herkese iyi okumalar.
1000Kitap
Felsefenin Kısa TarihiNigel Warburton · Alfa Yayıncılık · 20208,3bin okunma
Reklam
Tok, açın halinden nasıl anlar?
10/10
·556 syf.··
Beğendi
·
2025 13. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 11 Ekim 2025 03:26
İşsiz kalmak, topraksız kalmak, iş bulma umuduyla yola çıkmak ve yolda başına gelen kazalar, felaketler, vardığında hayal ettiğin şeyle karşılaşmamak. Karın doyurmak için çalışmak, açlık, ailenin üyelerinin birbirinden birtakım nedenlerle ayrılması, anne’nin yuvası için sonuna kadar savaşması aslında kadının ailedeki önemini de gösteriyor bu kitap. Kitaptan alıntılar vererek açıklamayı düşünüyorum. Bunlar: “Aç insanların gözlerinde giderek büyüyen bir gazap oluşuyor. Ruhlarında yumru yumru gazap üzümleri oluşuyor, büyüyor, ağırlaşıyor, bağbozumuna hazırlanıyor.” Sayfa 428 deki alıntı kitabın özeti niteliğindeki cümledir benim için. “Ağaçları aşılamayı, tohumu verimli hale getirmeyi bilen o bilge kişiler, aç insanları beslemenin bir yolunu bulamıyorlar. Dünyaya yepyeni meyve çeşitleri sunmuş olan adamlar, meyvelerin yenmesini sağlayacak bir sistem yaratamıyorlar.” Sayfa 427 deki alıntıda bir serzeniştir. Cevabını ister kişi… “Açlığı yalnız kendi midesinde değil, çocuklarının karınlarında da hissedebilen bir insanı nasıl korkutabilirsin? Korkutamazsın… her korkunun ötesindeki korkuları tanımıştır o adam artık.” Sayfa 291 deki altıntıda da çoğu acıdan da daha büyük acıyıyla empati kurmamız gerekmesi… “Hiçbir şeyi olmayan insan, mülkiyetin acısını nereden bilebilir?” Sayfa 347 Bu kitapta ise bu cümleyle ile aslında tok açın halinden nasıl anları bağdaştırabiliriz. Çünkü bir yandan malını mülkünü kaybetmiş insanlar karın tokuğu için yaşam mücadelesi verirken tek derdi yaşamak ve bir sığınak bir rutin bir yaşam yeri bulmak bir evde yaşamak aslında tek istekleri bu… Son olarak kitabı. okumak isteyenlere tavsiyem uzun süredir kitap okumadıysanız betimlemeler ağır gelebilir o yüzden sonrasında okumayı tercih edebilirsiniz. Kitap okuyan kişiler zaten bu eseri beğeneceklerdir.
Edebiyat
Gazap ÜzümleriJohn Steinbeck · Sel Yayınları · 202045,7bin okunma
Yalnız kalmayı öğrenirseniz, düşünmeyi de öğrenirsiniz.
8/10
·288 syf.··
2025 1. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2025 03:27
Bu kitap hayatınıza bir bakış açısı sağlayan hatta daha ileriye götüren insanlar için hayatına öncülük sağlayabilir. Kitap başlarda hayatta ister istemez belli yaşlarda belli şeyleri başarmak gerektiğini maalesef yüzümüze vuruyor. “Hayat telaşından kaç yaşınıza geldiğinizi fark etmiyorsunuz.” (syf:13) “İnsanların eserlerini 25-40 yaşında vermesi gerekiyor” diyor Ortaylı. Dostluklar üzerine de konuşmuş. İnsanlar genelde kendi gibi kendiyle aynı fikire sahip olan insanlarala dostluk yapar. Bunun doğru olmadığını söylüyor Ortaylı: “İlla aynı hayat görüşünü paylaştığınız insanlarla dost olacaksınız diye bir şey yoktur. Ben her dostumun hayat görüşünü paylaşmam ama görüşlerinden faydalanırım.” demiştir. İnsanlar yalnız vakit geçirmeyi bilmeli çoğu kişi yalnız kalamıyor. Hep kendini başka şeylerle meşgul ediyor. Ama yalnız kalmayı bilmeli insan. Ortaylı: “Yalnız kalmayı öğrenirseniz, düşünmeyi de öğrenirsiniz.” demiştir. (syf:50) Kendinizi geliştirmek istiyorsanız: sadece mesleğinizle ilgili şeylerde değil, başka konularla da ilgileneceksiniz. Okuyacaksınız, gezeceksiniz, tarihinizi bileceksiniz, kültürünüzü bileceksiniz, Dünya tarihini bileceksiniz, Dünya’yı takip edeceksiniz… Bir şehir nasıl gezeceksiniz sorusuna Ortaylı: okuyacaksınız, harita bakacaksınız, notlar alacaksınız, fotoğraf çekeceksiniz, defter tutacaksınız demiştir. “Sokaklarında yürümeden çarşısına karışmadan bir şehri anlamak mümkün değildir.” (syf:95) Ortaylı kitapta Türkiye’de gezilmesi gereken şehirler, yerler, müzeler ve eserlerden bahsetmiştir. Hatta yurt dışına çıkabilicek kişiler için de ülkeler, şehirler, eserler, yerler ve müzelerden bahsetmektedir. “Safranbolu’ yu göremeyen de Anadolu coğrafyasını tanıdığını söylemesin.” (syf:117) “ Bosna’ya gidilmelidir. Çünkü İslamiyet’in en hoş yaşandığı
Edebiyat
Bir Ömür Nasıl Yaşanır?İlber Ortaylı · Kronik Kitap · 202065,2bin okunma
“Biraz daha okumam lazımmış, bunu gördüm”(s:367)
10/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2023 7. kitabı
·
41 günde okudu
·
Okunma: 05 Ağustos 2023 23:23
Bu söz bana farklı bir bakış açısı kazandırdı. Aslında kitabı okurken ne demek istediğini anlamlandırıyorusunuz. Hatta hissediyorsunuz. Kitapta o kadar yazarlardan, felsefecilerden, şairlerden alıntılar içeriyor ki, kendinize şunu diyorsunuz ne çok az şey biliyormuşum. Keşke Martin’in ne demek isteğini daha iyi anlasam diyorsunuz. Sonuç olarak biraz daha okumak lazım olduğuna karar veriyorsunuz. Zaten bu sorunu kitabın yazarı Jack London bir röportajında dile getiriyor: “Becerememiş olmalıyım ki hiçbir eleştirmen bunu keşfedememiş” diyor. -Spoiler- Martin Eden saf ve temiz duygularla hayatını yaşayan, fiziksel gücü ile geçimini sağlayan işçi sınıfına ait biri. Hayatında dönüm noktası yaşatacak bir olay sonucu Burjuva sınıfından biri ile tanışır ve kendisinin işçi sınıfından olmasından kaynaklı fark görünür derecededir. Martin Burjuva sınıfına hayran olur. Onaların sınıfından biri olmak ister, bunun en önemli nedeni ise Burjuva sınıfından biri olan Ruth’a aşık olmasıdır. Martin aşkı o kadar kutsal bir şey olarak görür ki onun uğruna çok çabalar, değişmek ister. Hatta öyle bir noktaya gelir ki günlerce aç kalır, parasız kalır ama hiç pes etmez. -Hatta bu aşamada okurların kendisinin bu azmine hayran kalmayan yoktur.- Daha sonraları Martin’in kitaplar okudukça bakış açısı değişir. İşçi sınıfına bakış açısı değişir ve Burjuva sınıfını da tanımaktadır artık. Daha sonra Burjuva sınıfını o kadar iyi tanır ki gerçekten umduğu gibi hayalindeki gibi birileri olmadıklarını fark eder. Onların gözünde yücelttiğini, aslında bu da onun dönüm noktası olur. Martin artık kendini ne işçi sınıfına ait ne de burjuva sınıfına ait olduğunu hisseder. Kitaptaki bir cümlede: “Halbuki düşünsene, bir zamanlar bütün masumiyetimle yüksek makamlarda oturan, güzel evlerde yaşayan, banka hesabı olan
Edebiyat
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma
Aslında hepimiz birer Werther değil miyiz?
9/10
·126 syf.··
2023 4. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2023 12:43
Kitabın sadece sonuçlarına bakarak incelemenin doğru olmadığını düşünüyorum. Werther’in seçimi bu yönde oldu, onun hayattıydı. Hayat yolculuğunun sonunu böyle olmasına karar vermiş. Aslında Werther’in karşılaştığı bütün insanlarda hatta doğada kendini görüyor. Her insanda bir parçası var sanki ve bu parçası ona acı veriyor bunu dostuna mektuplarında dile getiriyor. Daha büyük acıları ise karşılaştığı insanla tekrar karşılaştığında kendisini o kişide gördüğüne emin oluyor. Bu da onun acılarını daha katlanmaz bir duruma sokuyor. Birçok mektubunda dostuna yazdığı şeylerde de anlaşıldığı gibi dünyanın ona borçlu olduğu şeyler hakkında yakınıyor. Tanrı’ya yakarışları, istekleri ve dileklerini dile getiriyor. Tanrı’nın istemediği bir davranışı veya düşünceyi yaptığında günah olup olmadığını sorması ve kendine destekleyici biri aramasından da anlaşılıyor Werther’in acıları... -Spoiler- Başlarda mutlu olmak için geldiği doğanın onu mutlu ettiği bir kentte, Lotte ile karşılaşır. Hayattı Lotte ile karşılaşması ile alt üst olur çünkü Lotte nişanlı bir kadındır. Bu imkansız olan Lotte’ye olan aşkı git gide dayanılmaz bir acılar getirir Werther’e. Daha sonra Lotte’nin nişanlısı Albert’le tanışınca da bu acıların devam edeceğini anlar. Çünkü Albert’i dost olarak göremeye başlar ve Albert’in Lotte’ye layık biri olduğunun farkındadır. Bu durum onu daha da katlanılmaz bir acının içine sürükler. Aslında Werther’in acıları sadece Lotte’ye kavuşamamak ya da Lotte’nin onun sevgisine karşılık vermemesi değil. Werther her şeyden bir çok farklı yönden acı çekiyordu. Dünyadan ayrılmak istemesinin tek nedeni Lotte değildi çünkü dünyadan ayrılmadan önce Lotte’nin onu sevdiğinin farkına vardı. Aslında kitapta geçen karşılaştığı bir insanın sonunun aynısını yaşamaktan korktu. Werther’in
Edebiyat
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024150,1bin okunma
Reklam