“Ne demek bu?” diye sordu Nava. “De Moivre şansın bir yanılsama olduğuna inanıyordu. Hiçbir şeyin şans eseri olmadığını ileri sürdü. Yani, sözde rastgele, gelişigüzel olan her şeyin aslında bir fiziksel nedeni olduğunu savundu.” Nava’nın aklı karışmış gibiydi. Caine de anlatırken en kolay yolu kullandı: Anlamayan varsa metal parayla örnekleyerek anlat denklemi. “Peki,” dedi ve yavaşça cebine doğru uzanıp metal bir çeyreklik çıkartırken inledi. “Eğer bu parayı havaya atarsam bunun yazı ya da tura gelmesi şansa bağlı değil mi?” Nava başını salladı. “İşte burada yanılıyorsun. Eğer bir parayı fırlattığımda bunu etkileyen tüm fiziksel faktörleri hesaplayabilseydik, örneğin elimin açısı, yerden yüksekliği, parayı fırlatmak için ne kadar güç kullandığım, rüzgar veya hava akımı, paranın alaşımı falan gibi, o zaman yazı mı tura mı geleceğini yüzde yüz bilebilirdik. Çünkü bu para da diğer her şey gibi Newton’un mutlak olan fizik kurallarından etkileniyor.” Nava bu sözleri düşünürken bir sigara daha yakmak için durdu. “Belki anlattıkların beni aşıyordur, ama tüm bunları doğru hesaplamak olanaksız değil mi David?” “İnsanlar için öyle,” dedi Caine. “Ama sırf biz faktörleri hesaplayamıyoruz diye bu parayı attığımda ne geleceğinin şansa bağlı olduğunu söyleyemeyiz. Bunun anlamı şu: Biz insanlar evrenin belli gerçeklerini ölçebilecek becerilere sahip değiliz. Yani, olaylar her ne kadar rastgele görünse de tamamen fiziksel gerçeklerle koşullandırılmışlardır ve böyle belirlenirler. Böyle düşünenlerakımına Determinizm denir. Deterministler hiçbir şeyin belirsiz olmadığına inanırlar; her şey önceki bir sebebin sonucu olarak ortaya çıkar, ama biz bu sebebin ne olduğunu bilemeyiz.” “Yani kalabalık bir sokakta yürürken bir dostuna çarpmak şans eseri olan bir şey değil, öyle mi?” diye sordu