10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
Yine bir Agatha Christie'nin kitabı ve tabiki Hercules Pariot. Harika bir kitap son sayfalarına kadar acaba bu mu acaba şu mu derken bi bakmışsınız kitap biti vermiş. Ama harika çifte cinayet bir kadın ve bir adamın para yüzünden işlediği kusurlu, kusursuz cinayet.
Cadılar Bayramı CinayetiAgatha Christie · Altın Kitaplar · 20232,134 okunma
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi tarih?
10/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
Kitabın anlattığı yıllardaki Osmanlı Devleti’nin durumunu kısaca özetlemenin, hatırat tarzında yazılan bu eseri daha anlaşılır kılacağını düşünüyorum. 1913’te gerçekleşen Babıali Baskını ile İttihat ve Terakki Cemiyeti yönetimi tamamen ele geçirdi. Bu tarihten sonra, cemiyet içerisinde yetişen Talat Paşa İçişleri Nazırı ve daha sonra sadrazam, Enver Paşa Harbiye Nazırı, Cemal Paşa ise Bahriye Nazırı oldu. Devletin en kritik kararlarını bu üçlü belirlemeye başladı. Enver Paşa, Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’na girmesinde en etkili isimdi. Almanya ile ittifakı savundu. Sarıkamış Harekâtı’nı yönetti; ancak bu harekât büyük bir askerî felaketle sonuçlandı. Bu olay, Osmanlı ordusunun ciddi şekilde zayıflamasına yol açtı. Talat Paşa devletin iç yönetiminden sorumluydu ve savaş sürecinde alınan radikal kararların merkezindeydi. Cemal Paşa ise Suriye ve Filistin cephelerinden sorumluydu. Şam merkezli bir yönetim kurdu. Arap isyanlarına karşı sert politikalar izledi. Bu durum, Arap coğrafyasında Osmanlı’ya karşı direnişi artırdı. Bu üçlünün politikaları birkaç önemli sonuç doğurdu: Yanlış askerî stratejiler, özellikle Sarıkamış gibi ağır kayıplar; Almanya’ya aşırı bağımlılık; iç politikada sert uygulamalar ve toplumsal gerilimlerin artması; Arap topraklarında kontrol kaybı ve Arap İsyanı… Sonuçta Osmanlı Devleti, Mondros Ateşkes Antlaşması ile savaştan çekildi ve fiilen dağılma sürecine girdi. Yaşananlardan dolayı Falih Rıfkı’nın bu dönemin liderlerine bir inancının olmadığı görülür. Osmanlı’nın düştüğü bu durum, idealist bir aydın olarak taşıdığı inancı da azaltmıştır. Liderler ve Osmanlı’nın hali üzerinden eski düzenin neden yok olmak zorunda olduğunun altını çizer. Aslında geçmişi hatırlatarak unutturmak ister. Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyet’in kuruluşu gibi iki döneme
ZeytindağıFalih Rıfkı Atay · Pozitif Yayınları · 201114,7bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Beğeni ve hayal kırıklığı ( Spolier içerebilir)
Puan vermedi·704 syf.··
2026 4. kitabı
·
42 günde okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2026 19:02
İncelememde kurguya ve beni kurguda en çok etkileyen kısımlara değineceğim. Ayrıca okurken hevesimi kıran ve beni son derece üzen bir konuya daha değineceğim. Kitabın baş karakteri Raskolnikov, genç ve akıllı bir üniversite öğrencisiyken maddi imkanlarının yetersizliği nedeniyle üniversiteye devam edememiş ve yarıda bırakmıştır. Üstü başı pespaye, son derece kılıksız bir gençtir ve daracık pis bir odada kalmaktadır. Maddi sorunları olsa ve paraya ihtiyaç duysa da para düşkünü değildir Raskolnikov, ihtiyaç duyduğu parayı düşünmeden başka ihtiyaç sahiplerine verebilecek birisidir. Kurgunun ilk kısımlarında Raskolnikov'un iyi kişiliği, annesi ve kız kardeşine sevgisi ve bağlılığı içinizi ısıtıyor. Onu seviyor, ve böyle pırıl pırıl bir karakterin, işleyeceği suçu işlemesine neyin neden olacağını merak ediyorsunuz. Çok geçmeden Raskolnikov'un suçunu, kendi deyimiyle "tasarısını" ya da "teorisini" öğreniyorsunuz. Bu suçu işleyeceğini, bu tasarıyı gerçekleştireceğini bile bile yine de "hayır yapmasın" diyorsunuz. Çünkü ona yakıştırmıyor ve böyle bir adamın nasıl böyle bir suçu işleyeceğine akıl erdiremiyorsunuz. Raskolnikov suçu işlemeden önce, olaylar ilerlerken Şunu fark ettim. Aslında karar verdiği işten iliklerine kadar tiksinmesine, bunu iğrenç bulmasına rağmen bu tasarıdan vazgeçmiyor. Bir kez verdiği karar ne kadar yanlış olursa olsun onu etkisi altına öyle almış ki, kendini, sanki mutlaka yerine getirilmesi gereken bir ödev gibi bu karara sadık kalmak zorunda hissediyor. Onun bu durumunun, yani verdiği karara körü körüne sadık kalmanın ve dönememenin çoğu insanda görülen bir zaaf olduğunu düşünüyorum. Üstelik Raskolnikov'un bu tasarısını her şeye rağmen gerçekleştirmek için kendince çok güçlü delilleri de var. Raskolnikov, verdiği kararın saçma olduğunu
1000Kitap
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194bin okunma
Kan döktün sen!!
10/10
·660 syf.·
2026 56. kitabı
"Kan mı dedin? Dünyanın her köşesinde çağlayanlar gibi akmış, günümüzde de akan kandan mı söz ediyorsun sen? Şampanya gibi akıtılan, insanların döktükleri karşılığında Capitol'de taçla ödüllendirildikleri, sonra da insanlığın kurtarıcısı diye yücelttikleri kandan mı söz ediyorsun?.. Biraz daha yakından, biraz daha dikkatli bak sen olaya Dunya! İnsanlara iyilik etmek istedim ben. Bu aptallığıma karşılık (aslında aptallık falan da değildi bu, düpedüz küçük bir yanlışlıktı; bu düşünce şimdi, başarısızlığa uğradıktan sonra, göründüğü gibi hiç de aptalca bir şey değildi... Aslında başarısızlığa uğrayan her iş aptalca görünür ya...) evet, bu aptallığıma karşılık binlerce iyi şey yapacaktım. Bu aptallığımla önce ilk adımımı atacak, bağımsızlığımı kazanacak, birtakım olanaklar edinecek, sonra bu aptallığımı bağışlatmak için sayısız yararlı işler yapacaktım... Gelgelelim daha ilk adımda, ilk adımda yelkenleri suya indirdim... Bir alçaktım ben çünkü! Bütün sorun bu işte! Ama ne olursa olsun, sizin bakış açınızdan gene de bakmayacağım olaya. Başarsaydım taçla ödüllendireceklerdi beni, oysa şimdi içeri atacaklar..." ​ Evet bu dizelerin bulunduğu romanın serüven yolculuğuna çıkıp, Dostoyevski’nin hangi duraklarda, hangi karakterleri, hangi ruh halleriyle, ördüğünü görebilmek için şimdi biraz geriye, o ilk adımların atıldığı zamana gidelim... Takvimler 1866 yılının Ocak ayını gösterdiğinde, Petersburg sokaklarında henüz kimsenin tanımadığı bir karakterin, Raskolnikov’un ilk ayak sesleri Ruski Vestnik dergisinin sayfalarında duyulmaya başladı. Ancak edebiyat tarihinin en tekinsiz tesadüfü tam da o tefrika günlerinde yaşandı; Dostoyevski, bu tefrikaları kaleme aldığı dönemde borç batağındaydı; kaldığı otelde yemek bile verilmeyecek kadar zor durumdaydı ama
İnceleme
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · İletişim Yayıncılık · 2019194bin okunma
BİR KAYMAKAMIN GÖZÜNDEN YAKIN GEÇMİŞİMİZ
7/10
·374 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 13 Mart 2026 09:13
Ali Küçükaydın'ın milletvekilliği döneminde sık sık gidip Zamantı, Göksu, Seyhan vadilerinde yapılan HES hoyratlıklarını dile getirirdim. Ben ona "köy okulları köy karakolları kapatılıyor, HES'ler, yollar bahane edilerek dereler, ırmaklar kurutuluyor, su yatakları hafriyatla dolduruluyor, dağlar, köyler boşaltılıyor, etnik kaydırma yöntemiyle Türkler Anadolu'dan atılıyor" derken, o tek kelime etmiyor, sanki beni duymuyor, sadece susuyor, susuyordu. Her gidişimde sitemler ederek, bir daha onunla görüşmeme kararı alıyor, sonra çaresizce tekrar gidiyordum... Aradan yıllar, yıllar geçti. Bir gün sahaflardan Estonya doğumlu Alman Etnolog Ulla Johansen'in "50 Yıl Önce Yörüklerin Yayla Hayatı" adlı kitabını araştırırken, onun "Ulla-Yörük Obasında Bir Alman Kızı" kitabıyla tanıştım. Kitabını bir solukta okudum. Ulla, sanki bir kitap değil, bitip giden kadim bir kültürün, medeniyetin üzerine söylenmiş bir ağıt, bir çığlıktı. Kitabı ikinci kez okuduktan sonra kapsamlı ve uzun bir inceleme yazdım. Ve bu incelememi kendisine de gönderdim. Kitap ve inceleme yazım üzerine uzun bir telefon sobetimiz oldu. Fakat ben onun doğanın, çevrenin adeta imha edilmesine, Anadolu'nun gönüllü milisleri olan Yörüklerin, köylülerin zorunlu göçe tabi tutularak dağların, köylerin insansızlaştırılmasına sessiz kalan siyasetçi Ali Küçükaydın'la Yörük yazar Küçükaydın'ın aynı kişi olduğunun hala farkında değildim. Bunu, Deli Habip kitabı çıkıp kendisiyle yüz yüze görüşünce ancak fark edebilecektim. Siyasetteyken haksızlıklar, hukuksuzluklar, karşısında (çaresizce) susarken, yazarken haksızlığa, hukuksuzluğa tahammülü olmayan biri vardı karşımızda. Son Yörük Küçükaydın, "Bir Kaymakamın Serencamı" kitabında da yine bir öğretmen, kaymakam, vali, milletvekili olmanın ötesinde dürüst, namuslu, yasa ve
Bir Kaymakamın Serencamı "Dün"Ali Küçükaydın · Gufo Yayınları · 20261 okunma
Puan vermedi·336 syf.··
2026 1. kitabı
·
167 günde okudu
·
Okunma: 27 Mart 2026 19:15
cinayət təkcə fiziki hadisə deyil, həm də psixoloji prosesdir.. ilk hissələr "səfalətin fəlsəfəyə çevrilməsi"dir. Raskolnikov o darısqal, tabuta bənzəyən otağında ac qaldıqca, beynində "Napoleon" xəyalları qurmağa başlayır. Raskolnikov qocanı pul üçün öldürmür. O, acından ölən minlərlə tələbədən biridir, amma onu fərqləndirən qürurudur. O, özünə sübut etmək istəyir ki,o, "adi insan" deyil. ən maraqlısı budur ki, Raskolnikov küçədə gördüyü bir sərxoşa (Marmeladova) son qəpiyini verəcək qədər mərhəmətlidir, amma eyni zamanda bir qadının başına balta endirəcək qədər qəddarlaşa bilir. bu parçalanma məni ən çox sarsıdan məqam idi. cinayət səhnəsi mənim gözümdə bir "ironiya"dır. Raskolnikov hər şeyi riyazi dəqiqliklə hesablamışdı, addımlarını saymışdı. amma həyat ona göstərdi ki, "qan tökmək" riyaziyyat deyil. Lizavetanın (günahsız və yazıq bir qadının) qəfil peyda olması Raskolnikovun bütün "ali məqsəd" ideologiyasını darmadağın etdi. O, "zərərli bir biti" yox, məsum bir canı da aldı. bu andan etibarən Raskolnikov artıq qəhrəman yox, sadəcə qorxmuş bir heyvan kimidir. sonra görsrük ki, cəza cinayətdən dərhal sonra başlayır. Hələ polis gəlməyib, hələ heç kim bilmir, amma Raskolnikov artıq "həbsdədir".Onun anası və bacısı yanına gələndə onlara sarıla bilməməsi ən ağır cəzadır. O,özünü insanlıqdan kənarlaşdırıb. Artıq heç kimlə hətta ən yaxın dostu Razumixinlə belə səmimi ola bilmir. çünki hər kəsə "şübhəli" və ya "məsum" kimi baxır. Onun qızdırma içində olması, hər qapı zəngindən diksinməsi göstərir ki, insan ruhu "qəsdən qan tökməyi" həzm edə bilmir. Nəzəriyyə "öldür" desə də, vicdan "ölürəm" deyə qışqırır. sonrakı hissələrdə Raskolnikovun bir müddət əvvəl yazdığı "Cinayət haqqında"məqaləsi ortaya çıxır. Porfiri Petroviç bu məqaləni onun üzünə oxuyanda biz Rodyonun
Duygu ve Düşünce
Suç ve Ceza - II. CiltFyodor Dostoyevski · İskele Yayıncılık · 20151,462 okunma